T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Unutulmuş bir suâl: "Kimim ben!?" (1)

"Hangi mesleki seçmeliyim?" suâline muhatap olan birinin, bu suale cevap vermeden önce bu suâlde geçen 'meslek' sözcüğünün 'i' veya 'e' haline girer girmez nasıl bir dönüşüme uğrayacağını bilmesi ve tabiatıyla cevabını sâilin haline olduğu kadar, suâlin haline göre de vermesi icab etmez mi?

Eder; zira "Hangi mesleki seçmeliyim?" diye sormak başka, "Hangi mesleği seçmeliyim?" diye sormak daha başka... Evet başka, hem de bambaşka! Çünkü üzerinde yürünecek yolu arayanın cevabını merak ettiği suâl başka, geçimini hangi işi yaparak kazanması gerektiği konusunda karar verememiş olanın sorduğu suâl daha başka...

Geçimini sürdürmek için hangi işi yapması gerektiğini düşünenlere cevap vermeli mi? Verenler var; versinler ve meselâ desinler ki: "Bilgisayarcı ol, şimdi bu işte iyi para var!" ya da "Hukuk oku, bu meslekte belki çok para kazanamayabilirsin ama hiç değilse itibarın olur"; vs.

Geçimini kazanmak için önceden hesap yapmak imkânını bulamayanların başkalarına akıl vermelerinden bir hayır çıkmayacağı/çıkamayacağı için, ben de en iyisi kimin ne iş yapacağı husûsunda ileri-geri konuşmak yerine, yerimde oturup susmayı tercih edeyim ve 'meslek' sözcüğünü 'i' veya 'e' halinde kullanılsa dahî değişmeyen o asîl şekliyle kullanmaya devam edeyim. Çünkü anlamdaki farklılık, kullanımdaki farklılıktan kaynaklanıyor ve 'meslek' sözcüğünün son harfi, msl. sözcük 'i' veya 'e' haline girip 'yumuşak g'ye (ğ) dönüşünce, biri ilk, diğeri ikinci anlamı olmak üzere her iki anlam da işbu değişiklikten nasibini alıyor. Sadece harf değil, anlam da yumuşuyor!

Geçimini nasıl kazanacakları konusunda tereddüdü olanlar, sözcüğü ikinci anlamıyla ve tabiatıyla yapısını da ilk bakışta tanınamayacak bir hâle getirmek sûretiyle kullanıyorlar. Oysa üzerinde yürünecek yolun mahiyeti üzerinde henüz bir karara varamamış olanların cevabını aradıkları suâl aslâ bu değil; ve olmamalı da değil mi zaten!?

Neyi bilmem gerekiyor? Bilmem gerekenin ne olduğunu nasıl bilebilirim? Hayat bütün gücüyle üzerime saldırırken, böylesi bir saldırı karşısında elim bomboş, öylece, savunmasız bir halde durmak istemiyorum. Varım ve buna ben karar vermedim; lâkin nasıl varlığımı sürdüreceğime karar veremez miyim? Vermeli değil miyim? Hiç değilse bu alanda gerçek bir kudreti hâiz olup olmadığımı bilmeli değil miyim? Acaba bilebilir miyim?!? Bilemeyeceksem mesele yok; nasibimi bekler; suların beni sürükleyeceği yöne doğru ayaklarımı uzatır ve akıntıya kapılıp gitmenin, hatta akıntıda kaybolup gitmenin keyfini (!) çıkarmaya çalışırım. Yok eğer bilebileceksem; nasıl varolmam, varlığımı nasıl sürdürmem gerektiğini de bilmeliyim. Eylemekten söz etmiyorum, sözüm bilmeye! Ben kim olduğumu bilmek istiyorum. Evet, ben bilmek istiyorum: Kimim ben?!?

Böyle bir suâlin, mesleğini değil, meslekini arayanlara özgü bir yalınlık taşıdığı kabul edilmeli... Çok yalın... evet hem de o kadar yalın ki -bir düşünsenize- "bilmek isteyen" ile "bilinmek istenen" bir ve aynı...

- Kimim ben?

Suâl gayet yalın ve fakat ya cevabı?!?

Ne garip değil mi, bu -tüm yalınlığına karşın- unutulmuş suâlin cevabı da unutulmuş durumda! Batı'nın, insanlığın filan değil, düpedüz İslâmcıların unuttuğu bir suâlin karşısında bulunduğumuzu bilmeliyiz; İslâmcıların "ötekini bilmek" adına unuttukları bir suâlin... Şimdi lüzûmsuz ne varsa biliyorlar; lâkin "Ben kimim" suâlinin cevabını, artık onlar da bilmiyorlar.

Ne dersiniz, sizce, İslâmcıların "Kimim ben?" suâlini unutmalarıyla 'meslek' sözcüğünü yalın şekliyle kullanmayı terketmeleri arasında bir alâka var mıdır acaba?


12 Nisan 2002
Cuma
 
DÜCANE CÜNDİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED