|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu "28 Şubat", bize "Post-modern Askeri Müdahale" kavramını öğretti ya.. 28 Şubat'ın sonrasında da, galiba "Post-modern Demokrasi" kavramını öğrenmek durumundayız.. Belki, siz sayın okurlarım, bu Post-modern Demokrasi'yi öğrenmek istemeyebilirsiniz.. -Bize Klasik Demokrasi'yi bilmek yeter.. Serbest seçim, çoğulculuk, Anayasal hukuk devleti, kuvvetlerin ayrılığı, insan hakları, bizim bildiğimiz demokrasiye yeter, diyebilirsiniz. Ama ne yazık ki, bu satırların yazarı, gazetecilik mesleğini seçtiği için, herşeyi öğrenmeye çalışmak zorunda.. Bu yüzden, "Post-modern Demokrasi" de, çaresiz ilgi alanımıza giriyor.. Post-modern Demokrasi'de, herkes eşittir, fakat bazıları daha çok eşittir.. Örneğin ülkenin Başbakanı her ağzını açtığında, ya ekonomide, ya dış politikada inanılmaz gaflar yapar.. Bunların verdiği zararları onarmak için, düzeltmeler, özürler yayınlanır.. Ama Başbakan, gelecekte de aynı gafları yapmak için, koltuğunu bırakmaz.. Buna karşı muhalefetten ve hele "yasaklı muhalefet"ten biri hakkında bir iddia ortaya atıldı mı, savcılar harekete geçer, Başbakan da "olmaz böyle şey" diye öfkeli açıklamalar yapar.. Post-modern Demokrasi'de de "Kuvvetler Ayrılığı" vardır.. Devletin erkleri, buna dikkat eder.. Mesela İMF bir ayrı kuvvettir.. Ülkenin siyasîleri, İMF'nin işine müdahale etmez.. İMF'nin istediği kanunlar çıkartılır.. Başbakanlar ekonomiye karışmaz.. Post-modern Demokrasi'de, ekonomi alanında başbakanlara, sadece Köy-kent konusu bırakılmıştır.. Ayrıca, yabancı devletlerle yapılan silah-tank alım-satım işleri de, Post-modern Demokrasi'de, "Bürokrasi" erkine bırakılmıştır.. Post-modern Demokrasi'de, Kuvvetler Ayrılığı'nın birinci ya da ikinci güçlü erki "Tekelci Medya"dır.. Tekelci Medya, bu işlevini "Muhalefete muhalefet ederek" sürdürür.. Örneğin ülkenin en eski, en güçlü holdinginin patronu "Bittik, küçüldük, yatırım yapacak halimiz kalmadı" diye yakınır.. Bunu iç sayfalarında veren tekelci medya, manşetlerinde "Yırttık.. Herşey yolunda.. Kriz bizim için mazidir" şeklinde rüyalar çizer.. Tekelci medya, gücünü, ihbar yeteneğinden alır.. Manşetler ve köşeler aracılığı ile, savcılara suç duyurusu yapılır.. Gazeteler tirajları ile değil, DGM'lere yaptıkları ihbar rakamları ile güç ölçerler.. Post-modern demokraside, siyaset de, bu şekilde ça-ça dansı gibi, "bir ileri, bir geri - bir sağa, bir sola" şeklinde icra edilir.. Bir politikacı bir gün, Avrupa Birliği ve Kopenhag Kriterleri konusunda mangalda kül bırakmaz.. "Kürtçe yayın hakkı"nı falan savunur.. Ama Tekelci Medya'dan ürktüğü için, ertesi gün, Avrupa Kavramı'ndaki herşeyi reddeden "RTÜK Kanunu"na destek verir.. Post-modern Demokrasi'de en büyük tutarlılık, tutarsızlıktır.. Bir gün önce "Ak" dediğine, ertesi gün "Yok" demek, başarının yoludur.. Zaten Post-modern Demokrasi'de, seçim kazanan, herşeyi kaybedebilir.. Burada oy kaybedenler, ebedi iktidar olur.. Siz hâlâ Post-modern Demokrasi'yi öğrenmemekte direnebilirsiniz..
ŞAKA
İşi kolaylaştıralım
Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, güzel konuşmuş.. -Siyasi partilerin sık sık kapatılması, Türkiye'yi Avrupa'da oldukça zor durumda bırakıyor.. Siyasi Partiler Kanunu değişmeli, demiş.. Bu çok uzun bir yol.. Bize göre, Avrupa'yı bırakıp, İran alternatifine sarılsak ve rahat rahat parti kapatsak, daha kolay olmaz mı?
DAR SOKAKTA AYAK OYUNU
Mesut Yılmaz'ın çaresizliği mi?
Gerçekten Mesut Yılmaz, RTÜK Yasası'nı buzdolabından çıkartıp, TBMM'ye getirirken, çok garip ve tutarsız duruma düşeceğini hiç hesaplamadı mı? Yoksa tutarsız olmak, bu tarz siyasette bir erdem mi oldu?. Akşam'da arkadaşımız Ergun Babahan ne güzel koymuş meseleyi.. -Mesut Yılmaz önce "İdam ve anadilde yayın olmazsa Avrupa'yı unutun" diyor.. Sonra da RTÜK Yasası'nı destekliyor.. Bu yasanın 4'üncü maddesinde, "Yayınların Türkçe yapılması esastır.. Ancak evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik veya haber iletilmesi amacıyla yayın yapılabilir" hükmü var.. Evet.. Şimdi gelin, Mesut Yılmaz'ın, Avrupa Birliği için ciddi bir mücadele verdiğine inanın.. İnternete sansür ve devlet kontrolu getiren kişi, medyada tekelleşmeyi savunan bir insan, neden "Kopenhag Kriterleri"ni istesin ki? Özetle, Mesut Yılmaz için, Tekelci Medya'nın manşetlerine girmek, Avrupa Birliği'ne girmekten daha önemli görünüyor.. Bu yüzden, aynı çizgiyi bir hafta bile koruyamıyor..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |