T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Filistin'nin Türkiye'si var mı?

Solana'nın, "Denktaş-Klerides arasındaki görüşmeler ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın Kıbrıs Rum kesiminin Avrupa Birliği'ne tam üyelik süreci devam edecektir" şeklindeki açıklamasını nasıl okumalı? Bir yanda AB kriterleri diğer tarafta Kıbrıs'ın uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş statüsüne ragmen AB'nin ısrarının Rum sevgisinden kaynaklandığını iddia etmek güç. Kıbrıs'ta garantör devletlerden Yunanistan'ın tutumunu anlamak mümkün; ancak İngiltere'nin Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye katılımına destek verirken altına imza attığı anlaşmaları, ahlak kriterlerini aşan stratejik gerekçeleri gözettiği muhakkak. Kıbrıs deneyimi, stratejik kaygıların hangi unsurlardan oluştuğunu göstermesi bakımından Türkiye için iyi bir ders olsa gerek.

Pazar günü Mimar ve Mühendisler Grubunun kahvaltılı toplantısında KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı dinlerken onun açısından satır aralarında cevabını bulmaya çalıştığım soru buydu. Türkiye'yi AB'ne girmesi için ağırlığını koyan Amerika neden Kıbrıs gibi stratejik bir adayı Avrupa'ya bırakıyordu? Denktaş elbette ne doğrudan bu konulara girdi ne de bu soruların cevabını verdi. Yılların deneyimli politikacısı, ilk bakışta bildiğimiz tezlerin tekrarı gibi görünen konuşmasının satır aralarında kafasında bu tür sorular olanlar için ilginç ip uçları verdi.

Denktaş'ın anlattığı bir anısı Ortadoğu'nun bugünkü durumu ve özellikle Filistin ve Kıbrıs'ın ortak kaderi bağlamında hayli anlamlı göndermeler içeriyordu. Arafat, daha Filistin'e dönmeden önce, Tunus'ta sürgün ama BM nezdinde tanınmış bir devlet adamı olarak yaşarken Denktaş şöyle der, "Sayın Arafat, sizi kıskanıyorum. Çünkü dünyaca tanınmış bir devletsiniz, BM'de bir sandalyeniz var." Arafat'ın cevabı ise bugüne bir gönderme yapar gibidir: BM'de sandalyem olmuş ne önemi var?! Ölsem gömüleceğim bir karış toprağım bile yok. Senin ise tanınmamış da olsa toprağın var.

Şu anda aslında ikisi de bir toprak savaşı veriyor. Hatta Arafat tekrar sürgüne gönderilme tehdidi altında. Arafat ve Filistinliler İsrail işgaline karşı hala istiklal savaşı vermekteler. Arafat bugün toprağında gömülmeyi göze alıp almama sınavı veriyor. Denktaş ise BM'de tanınma mücadelesini sonuçlandıramadı, hatta elde ettiği toprağın statüsü tartışmalı hale geldi.

İki sıradışı güç

Ortadoğudaki son gelişmelerle ilgili bir kıyas, bir denklik kurulmaya çalışılacaksa bu bağlamda karşılaştırılması gereken Filistinlilerle Kıbrıs'ın konumudur. Yoksa İsrail'i Türklerin gözünde meşrulaştırmak için öne sürdükleri gibi, Türkiye'nin Kıbrıs'taki mevcudiyetinin İsrail'in Filistin'deki işgali açısından bir benzerlik kurmaya çalışmak abesle iştigaldir. Özellikle Rumların Arap dünyasına karşı kullanmak istediği bu benzetme garip biçimde İsrail tarafından da, yıllardır sürdürdüğü işgale Türkiye'nin desteğini kazanmak için kullanılmaktadır. Denktaş'ın Rumların bu propağandasına karşı söyledikleri aslında İsrail tezleriyle Türkiye'nin konumunu ve tezlerini karşı karşıya getiriyor. "Eğer Filistinlilerin bir Türkiye'si olsaydı, Filistin'i kurtarabilseydi işgalci mi olacaktı?"

Evet sorun aslında Filistinlilerin bir Türkiye'sinin olup olmadığında düğümleniyor. Filistin meselesini Türkiye'nin Kıbrıs'ta ortaya koyduğu irade ve gücü kullanacak bir hamisi olsaydı ve sonuç alsaydı Ortadoğunun kaderi değişmiş olacaktı. Bu anlamda Türkiye Kıbrıs konusunda ortaya çıkan vakumu doldurmuştur. Filistin konusunda Osmanlıdan sonra ortaya çıkan boşluğu dolduracak bir irade olsaydı dengeler farklı oluşacaktı. Bu noktada ikinci soru, Türkiye'nin Filistin'i neden bir Kıbrıs gibi görmediğinin altında yatan stratejik zihniyetin sonuçlarıyla ilgilidir. Çünkü, strateji sadece askeri ve ekonomik güçle belirlenmiyor.

Bu iki problem paradoks gibi dursa da başka bir boyutu görmek gerekiyor. Ortadoğuda iki devlet, iki zıt uçta birbiriyle benzeşiyor. Türkiye ve İsrail Ortadoğunun herhangi bir ulus-devleti değillerdir. İsrail, modern ulus-devlet tanımına uymayan, teolojik devlettir. Vatandaşlık kimliği ve ulusal sınırları açısından herhangi bir ulus-devlet değildir. Türkiye ise, vatandaşlık tanımı ve resmi ulusal sınırları belli ulus-devlet olsa bile tarihi, kültürel ve jeopolitik konumu gereği bu tanımlara sığmayan, giydirilen gömleğin dar geldiği bir ülkedir. Bu bağlamda, sunuş konuşmasında mimar mühendisler grubu başkanı Oral Avcı'nın 1974 Kıbrıs çıkarması sırasında bir Kerküklü olarak Kerkük'te neler hissettiğini ve Kerküklülerin hâlâ neyi beklediğini dile getirmesini anlamlandırmamız mümkün olmazdı. Hatta Türkiye'nin Kıbrıs'taki varlığı bile anlamlandırılamaz.

İsrail ise devlet olarak meşruiyetini bile kazanmamışken, dünyadaki tüm Yahudileri doğrudan vatandaşı sayarken, sınırlarının nerede duracağını deklare etmemişken Türkiye ile meşruiyet özdeşleşmesine girmesi; kendi meşruiyetlerini İsrail'e yakınlıkta arayan kimi Türk seçkinlerinin konumu açısından hayli anlamlı sayılmalı.

Denktaş'ın konuşmasından çıkardığım sonuç şu: Rum kesimini tek yanlı da olsa tam üyeliğe almakta bu kadar ısrar etmesi, Avrupa'nın Doğu Akdeniz ve Ortadoğuda stratejik bir üst elde etmek istemesiyle ilgilidir. Stratejik çıkarlar ilkelerden, kriterlerden önde gelmektedir ve bu da ne istisnai bir durumdur ne de ilktir. Stratejiyi belirleyen faktörler de sadece maddi güçten ibaret değildir, stratejik zihniyetin beslendiği tarihi ve kültürel birikimle doğrudan alakalıdır. Türkiye'nin muhtaç olduğu güç her şeyden önce bu zihniyettir.


23 Nisan 2002
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED