|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Topuz'la tanınmak istemem
Çeşitli dergi, gazete ve kitaplarda çizgileriyle yaşayan eski ustaların yanısıra çağımızda sanatıyla ayakta kalmış çok değerli karikatüristlerimiz de var. İşte Vehip Sinan da bu büyük ustalardan biri.. Öyle ki bir kaç kuşak onun çizgi romanları, siyasi karikatür ve yazılarıyla büyüdü. Ve O, hala çizmeye devam ediyor. Biz de bu büyük ustanın konuğu olduk ve kendi ağzından çizme macerasını dinledik. Çizmeye nasıl başladınız? Çizmeye 3.5 yaşında elime geçen her kağıda resimler çizerek başladım. Ablam ve ağabeyimin defterlerinden gizlice aldığım kağıtları resimlerle dolduruyordum. Evimiz cadde üzerindeydi ve bu nedenle olacak, kağıtlarım o zamanki adlarıyla zabit (subay) resimleriyle doluydu. Okul yıllarında çizme özelliğim devam etti. Daha çok öğretmenlerimizin ve arkadaşlarımın karikatürlerini onlara espri nitelikleri de kazandırarak çiziyordum. Bu durum sınıfımız da ün kazanmama neden oluyordu. Babıali dönemi nasıl başladı? Liseden sonra iki yıl devam ettiğim Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü deneyimimden sonra askere gittim. Yedek subaylığımı Siirt'te anlı şanlı bir topçu astteğmen olarak yaptım. Dönüşümde de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne gittim. Felsefe eski aşkımdı. Onunla Lise 10. sınıfta tanışmış ve hanidir bir can ile vurulmuştum ona. Ama gelişen olaylar "Felsefe mezunu Vehip Sinan" olmama izin vermedi. Ekonomik nedenlerle "Ayrılsak da beraberiz" diye diye sevgili Felsefe Bölümü'ne 6. sömestirin sonunda veda ettim. Böylece Babıali dönemim başladı. Profosyönel olarak çizmeye ilk nerede başladınız? İlk adım olarak merhum Erdoğan Egeli'nin Ceylan Mecmuası'nda hikaye resimleri çizdim. Daha sonra adını bile unuttuğum daha bir çok dergi ve mecmuada çalıştım. İlk çizgi romanım Topuz sanıyorum Küçük Afacan'da ilk neşroldu.Sonra bir süre Yeni İstanbul'da Cin Ali bantlarıyla çalşmalarım devam etti. İlk karikatür denemelerim yine Yeni İstanbul gazetesinde oldu. Bu gazetenin kapanmasının ardından profosyonel karikatürcülüğe Hami Tezkan ve Gökhan Evliyaoğlu'nun 10 Ekim 1965 yılında neşir hayatına kazandırdıkları Babıali'de Sabah gazetesinde başladım. Bu arada Küçük Afacan dergisindeki Topuz maceram, Babıali'de Sabah gazetesinde devam etti. Daha sonraları da çalıştığım bütün gazetelerde Topuz yanımda oldu. Zaten bizlerde Topuz'un maceralarıyla tanıyıp sevdik sizi.. Sadece siz değil sizlerden çok yaşlı insanlar da beni karikatürlerimle değil "Topuz'un babası" olarak hatırlıyorlar. Topuz'un bu kadar çok tutulup sevilmesine rağmen kendimi hiç bir zaman resimli roman ressamı görmedim. Ancak hep nedense pek çok nesil beni Topuz'la hatırlıyor ve buna hayıflanıyorum. Ben siyasi karikatürist olarak tanınmayı yeğlerdim. Peki sizi siyasi karikatür çizmeye iten sebepler nelerdi? Beni siyasi karikatürist olma yolunda tetikliyen şey 1960'lı yılların siyasi çalkantılı, olaylı havasıdır. 27 Mayıs diye anılan, o herşeyin allak bullak olduğu baskıcı ve dayatmacılık, felsefecinin tüm pervasızlığı ile at koşturduğu ortam olmuştu.. Bu konularda deşarj olabilmek için mağdurların; hukuk, ahlak, insaf mağdurlarının duygularına tercüman olan bir kaç gazetenin üç-beş köşe yazarına uzun uzun mektuplar yazıyordum. Bunlardan bir çoğu yazılarıma kendi köşelerinde yer veriyorlardı. Konuşmak, anlatmak, dert yanmak dertleşmek az da olsa bana teselli veriyordu. İşte tam bu şartlar içinde karşıma karikatüristlik şansı çıkınca mal bulmuşa döndüm. Siyasi karikatür artık benim için bulunmaz bir ifade, dolayısıyla rahatlama yoluydu. Bu arada her ne kadar üzüntü ve isyan birikimlerini deşarj etmek için karikatür çok az aralanmış bir ifade kapısı idiyse de bir yandan buna şükrediyordum. Ama öte yandan daha geniş ve derin imkanları olan "yazarlığa" geçmek için fırsatlar da kolluyordum. Velhasıl böyle fırsatları bulduğum da oldu. Bir dönem köşe yazıları da yazdınız öyleyse..
Evet.Yeni Asya'da logolu bir köşem olmuştu. Orada yazıyor ve beğeniliyordum da. Ne varki patronlarım ve yöneticilerim değişik düşünmeye başlamışlardı. 'Basında sayılamayacak kadar çok köşe yazarı var. Ama Vehip Sinan gibi başka karikatüristimiz daha yok' diyorlardı. Genel dilek ve nasihatlara uydum ve yavaş yavaş razı oldum ve köşe yazarlığını basında haftalık gazete ve dergi yazarlığına kaydırdım. Karikatürde diğer bütün sanat dalları gibi dur durak bilmeyen bir öğrenme sürecinin içinde yuvarlanıp gittim. Alanımda gerçekten bir yerlere gelebilmişsem bunu hep bu güne kadar gazetelerimize, dergilerimize borçlu olduğumun şuurundayım.
|
|
|
|
|
|
|
|