T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Derin kırgınlık-Derin aşk

Cuma-Cumartesi günleri Viyana'daydım. Oradaki Türk öğrencilerin düzenlediği "Kutlu Doğum Haftası" çerçevesinde "Gül ile Vuslat" Gecesi'ne katılma amacıyla...

Prof. Dr. İskender Pala, Ömer Karaoğlu, Hakan Aykut ve Doğan Can'la birlikte katıldığımız gecenin coşkusu anlatılamaz. Söz ve musıkî, âşık bir topluluğun iştirakiyle, Peygamber ikliminde buluşunca işte böyle tadına doyulmaz bir "Gül ile Vuslat" gerçekleşiyormuş.

Bu yazıda asıl Viyana'daki Türk öğrencilerden bahsetmek istiyorum. Başlıktaki "Derin kırgınlık-Derin aşk" onları anlatıyor.

300 kadar öğrenci... Wonder organizasyonu ile buraya yüksek eğitimlerini almaya gelmişler. 170 kadarı erkek, 130 kadarı da kız öğrenci...

"Neden buradalar?" sorusu, onlardaki "derin kırgınlığın" anahtarı olan soru...

Erkek öğrenciler, İmam-Hatip mezunu, okullarında çok başarılılar, üniversite sınavında çok yüksek puan almışlar, ama İHL mezunlarına uygulanan "puan tırpanı" sebebiyle, aynı puanı alan akranları en iyi üniversitelere girebilirken onların payına bilmem hangi üniversiteye bağlı, bilmem hangi meslek yüksek okulu düşmüş... Ve ver elini dünya, ver elini Viyana...

Kız öğrenciler erkek arkadaşlarıyla aynı başarı grafiğini yakalamışlar. İçlerinde en düşük diploma notu olanınki 4.7... Çoğu 5 üzerinden 5'i tutturmuş. Ama onların payına iki vurgun birden düşmüş. İHL'li olmanın yanında başörtülü olmaktan kaynaklanan yol kesme... Ve onlar da, "üniversite olarak hakkım olana ulaşayım ve inançlarım içinde eğitimimi sürdüreyim" kararıyla yola çıkmışlar. Ver elini dünya, ver elini Viyana...

İskender Pala ile birlikte kız öğrencilerle topluca görüştük. Onları dinledik daha çok. Ve toplantı "derin kırgınlık" ve "derin aşk"ın sarsıcı ifadelerle seslendirdiği bir ortama dönüştü.

Buraya, onların derin kırgınlığı seslendirirkenki ifadelerini yazmalı mıyım bilmiyorum. Ama onların, hiç olmazsa aşklarının, Türkiye'nin geleceğine ilişkin azıcık sorumluluk duyanlar tarafından bilinmesi lâzım, diye düşünüyorum.

İHL'ye vurulan darbe de, başörtüsü yasağı da, genç insanlara bir travma halinde yansıyor. Onun için çok kırgınlar Türkiye'yi bu noktaya getirenlere. Çok farklı kültürdeki bir ülkede ulaştıkları özgürlük ortamı, onların kırgınlığını daha da derinleştiriyor... Neden biz böyle değiliz? İnsanların insanca yaşayabilmek için sığındığı bir ülke olmaktan, insanları özgürce inançlarını yaşamak, ve inançlarıyla çatışmadan eğitim görmek için başka sığınaklar aradığı bir noktaya geldik? Bunların hepsinde derin kırgınlık var.

Ama bunlar, belki "bütün bunlar" demeliyim, onlardaki "derin aşk"ı gölgelememiş. Hadi şöyle söyleyeyim: Kalıcı biçimde gölgelememiş.

Okuyacaklar. Her biri, aklınıza gelecek her bilim dalında okuyorlar.

Okuyorlar. Ellerinden kitap düşmüyor. Avusturyalılar "auban"larda (Metro) başörtülü (yani Türk) kadınlarını görünce şaşırıyorlarmış. Eskiden bu görüntülere rastlanmazmış.

Okuyorlar. Tıp, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler.

Harıl harıl çalışıyorlar. Adeta can havliyle. Adeta kader maçına çıkmış gibi. Başarılı olmanın şarttan öte bir gerekliliği gerektirdiğini biliyorlar.

Dünyada iş yapabilmek için 4 dili koymuşlar hedeflerine.

Okullarında farkediliyorlar. Hayır sadece başörtüleriyle değil, derse ilgileri, katılımları ile. Bu yeni bir öğrenci tipi Viyana'daki yüksek öğrenim için. Hepsinin hocalarıyla ilişkisi son derece iyi.

-Okuyorsunuz, yarın okullar bitecek. Ne olacak sonra? Türkiye'ye dönecek misiniz?

"Derin kırgınlığa rağmen derin aşk" dediğim şey işte orada ortaya çıkıyor..

Birisinin sloganlaştırdığı ifade şu:

-İnşaallah Türkiye! İnşaallah vatan!

Okudukları branşın yükseğini yapmak, multi-disipliner arayışlar, tırmanmak bilim alanında, başka ülkelere de uzanmak, ama Türkiye'yi unutmamak.

-Türkiye gelişirken ben orada olmam lâzım.

-Vatanımı özlüyorum.

-Ezan sesini özlüyorum.. Türk ninesinin, Türk dedesinin yüzünü özlüyorum.

-Bir gün mutlaka her şey düzelecek. Başımıza gelenlere bir hayır olarak bakıyorum. Nihai hedef "kesin dönüş."

-Türkiye'den vazgeçseydik buralara gelmezdik.

-Ben Türkiye'den uçurulmuş bir uçurtmayım. Türkiye'yi taşıyacağım. Ben sadece Avusturya'dan değil Mars'tan bakmak isterim.

-Avrupa'da olanlar, özgürlük bizde de olsun.

-Burada yapabileceğimizin en iyisini yapmalıyım.

-Milletimin bana ihtiyacı olduğu gibi benim de milletime ihtiyacım var.

-Burada dostlar ediniyoruz. İşler bitip dönünce hocamın, arkadaşlarımın önemli günlerinde onlara kartlar atacağım.

-Zaman yaşadığımız andır. Yaşadığımız anı güzelleştirmemiz lâzım.

.............

İşte böyle duygular.

Kolları sıvamış, yürekleri kıpır kıpır genç simalar...

Viyana'daki Türk ailelerin çocuklarına memleket havası yudumlatmaya çalışıyorlar hafta sonu cami buluşmaları ile...

-Çocuklar parçalanmış, diyorlar. Almanca-Türkçe arasında, kültür farkları arasında...

Hayrın nerede olduğunu bilemeyiz, diyorlar hal dilleriyle. Kardeş olmuşlar, bacı olmuşlar, derin kırgınlığın içinden büyük ufuklar çıkarmaya çalışıyorlar. Dualı hayatları "Kahrın da hoş, lutfun da hoş. Bana Seni gerek Seni"ye odaklaşmış. Bir çığır onlar.

Sanırım zaman ilerledikçe "kırgınlığın" yerini de aşk alacak ve nur topu gibi çocuklarımız olacak.

Yoksa bu çocukları böylesine kıranlar, onları büyük ufuklara yöneltmek için provokasyon mu yaptılar?

Garip ülkemin garip işleri vesselâm...


23 Nisan 2002
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED