T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ortadoğu'da akıntıya kürek çekmek...

Nihayet Dışişleri Bakanı İsmail Cem, yanına Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'yu alarak Şimon Peres'le Kudüs'te ve Ramallah'ta Yasir Arafat'la görüşmek üzere bölgeye gidiyor. Yani, Türkiye, bunca zamandır ilk kez bölgede 'bayrak göstermiş' olacak.

Bu ziyaretten 'anlamlı' bir sonuç bekleyebilir miyiz?

Ziyaretin, Ortadoğu'daki 'kritik durum'u sona erdirici bir 'sonuç'a ulaşmaktan ziyade, Türkiye'deki 'tribünlere oynama' yönünün ön planda olduğu seziliyor. Bu bakımdan, yukarıdaki soruya 'şüpheliyiz' cevabı vermek gerekiyor.

Türkiye'deki 'tribünlere oynama' yönünün ön plana geçtiğini nereden mi anlıyoruz? Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in 'Avrupa'yı Ortadoğu'ya götürüyoruz' ifadesinden. Türk basınına yönelik bir 'iç propaganda' çalışması, bu beyanla ortaya çıkıyor.

Söylenen doğru da değil. Çünkü:

1. Cem-Papandreu 'ortak girişimi'nin nereden kaynaklandığına bakılınca, bunun bir 'Türkiye damgalı' girişim olmadığını görürüz. Zira, Cem'e bölgeye birlikte gitmeyi öneren Papandreu idi. Cem, Papandreu'ya bu öneriyi yapmış değildi.

2. Ortadoğu'da 'çözüm anahtarları'nı elinde tuttuğu varsayılan Amerika'nın Dışişleri Bakanı Colin Powell, son bölge turu esnasında, Madrid'de, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov'un yanısıra, Javier Solana'yı ve AB Dönem Başkanı İspanya'nın Dışişleri Bakanı Josip Pique'yi biraraya getirerek, zaten AB'yi 'bölge politikasının içine götürmüş' durumda.

3. Avrupa'nın, daha doğru bir deyimle AB'nin 'bölge politikası'na dahil olmak için, bir müşterek Cem-Papandreu seyahatine ihtiyacı yok. AB'nin Dış Politika, Savunma ve Güvenlik sorumlusu Javier Solana, Ortadoğu diplomasisinin en faal unsurlarından birisi. Ayrıca, 'Mitchell Komisyonu' mensubu.

Kaldı ki, AB, Ortadoğu konusunda toplantı üzerine toplantı düzenliyor. Yani, sorun, AB'nin Ortadoğu diplomasisinin dışında kalması değil; İsrail'e söz geçirememesinde ve İsrail'in AB'yi 'iflah olmaz biçimde Filistin yanlısı' görmesinde.

Türkiye, Bülent Ecevit'e ikidebir 'özür diletilmesi' yüzünden İsrail'in önünde boyun eğdirilmiş görüntüsü verdi. Ayrıca, İsrail tankları Yasir Arafat'ın karargahını çiğnerken, gereği pek şüpheli bir anlaşmayı, üstelik başka hiçbir gün kalmamış gibi İsrail'e 'stratejik destek mesajı' verecek şekilde 29 Mart günü imzaladı. Bu anlaşmanın bir 'sivil tercih' olmadığını dünya-alem biliyor.

Yani, İsmail Cem'in Türkiye'nin Ortadoğu politikası üzerinde ne kadar söz sahibi bulunduğunun gayet kuşkulu olmasının yanısıra, Türkiye'nin İsrail üzerinde ne kadar 'etkili olabileceği' de kuşkulu.

'Etki'de bulunulabilecekse, bunun 'iç tüketim'e yönelik 'sözlü açıklamalar'la değil; 'somut adımlar'la mümkün olabileceği besbelli.

Türkiye, tüm bölgeyi ateşe atacak, Türkiye dahil tüm bölgeyi ve uluslararası sistemi bir 'şiddet iklimi'ne sürükleyecek cinsten saldırgan-sömürgeci politikalarından 'caydırabilecek' biçimde, İsrail'in 'canını acıtmayı' tasarlıyor mu? Buna niyeti var mı?

Cem'i, Papandreu ile birlikte ağırlayacak olan İsrailliler buna bakar.

Bu arada, İsrail üzerinde 'gerçekten' bir etkide bulunulmak isteniyorsa, adres, bugünlerde Kudüs olmaktan ziyade Washington'dur.

Washington'da George W. Bush, Ortadoğu'da 'daha dengeli' bir Amerikan politikasına kaymaktan ziyade, pervasız bir 'İsrail yanlısı politika' gütmeye her zamankinden eğilimli gözüküyor. Öncelikle onu 'caydırmak'ta yarar var. Pervasız bir İsrail yanlısı politika gütmeye yönelik eğilimi, 'devlet adamı kumaşı'ndan mamul olmamasından, Amerika'nın bugüne dek gördüğü en 'hafif siklet' başkanlardan biri olmasının ötesinde; iktidarının 'sosyolojik dayanakları'ndan kaynaklanıyor. Cumhuriyetçi Parti'nin 'Hristiyan köktendinci sağ kanadı', çoğu İsrailliden dahi daha 'İsrailci' ve George W. Bush'u, son günlerde İsrail'e yeterince destek olmamaktan ve İsrail ordusunun elini kolunu tümüyle serbest bırakmaya yanaşmamasından dolayı eleştiri bombardımanına tutuyor.

Ayrıca, Beyaz Saray'ın en güçlü adamı, Başkan'ın kurmaylarının başında gelen ve bir numaralı 'iç politika danışmanı' olan Karl Rove, Bush'a, İsrail'e yönelik 'sözde eleştirileri'nin Cumhuriyetçilere bir nebze seçmen kaybettirmekte olduğu telkinini yapıyor. İç politika ve seçim şansını herşeyin üzerinde tutan, küresel dünyanın 'taşralı' Amerikan Başkanı için, en etkileyici 'mesaj' işte bu.

Peki, 'durum' bu ise, Amerikan politikası nasıl etkilenebilir; Bush, pervasızlığından aksi yönde davranmak üzere nasıl caydırılabilir?

Bölgedeki Amerikan müttefiklerinin, İsrail'e karşı somut tavır ortaya koymasıyla ve bu politikanın Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarını nasıl perişan edeceğinin, Washington'da Washington'a anlatılmasıyla.

(Bunun nasıl ve ne demek olduğuna yarınki yazımızda değineceğiz.)

Türkiye, yanına Yunanistan'ı alıp, bölgede boşa kürek sallayacağına; S.Arabistan, Ürdün ve Mısır gibi ülkelerin kervanında hatta onların önünde Washington üzerinde 'faaliyet' yürütürse, daha 'anlamlı' bir iş yapmış olur.

Hem adama sormazlar mı: Ey İsmail Cem ve Papandreu, dünyada kimsenin altından kolay kolay kalkamadığı Filistin-İsrail sorununu çözmeye kalkışacak kadar birikiminiz ve yaratıcılığınız var idiyse; Kıbrıs sorunu niye yerli yerinde duruyor? Kudüs'e birlikte seyahat etmeyi düşünüyorsunuz da, birlikte Lefkoşa'ya ne vakit gittiniz? Gitmeyi düşünüyor musunuz?

Adama demezler mi?

Önce Kıbrıs'ı çözebileceğinizi bir kanıtlayın hele; ondan sonra sizi Kudüs'te ve Ramallah'ta dinleyecek kadar ciddiye alabiliriz...


23 Nisan 2002
Salı
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED