T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Münasebetsizlikler ülkesi.... (2)

Geçen hafta Ankara'ya resmi bir ziyarette bulunan Afganistan Geçici Hükümet Lideri (ya da Başbakan'ın tarifiyle "Afganistan Yönetim Kurulu Başkanı") Hamid Karzai'nin Başbakan Ecevit ile görüşmesinde ilk gündem maddesi Taliban sonrası Afganistan'ın yapılanmasıymış. Önümdeki gazete haberi şöyle devam ediyor: "Ecevit, Afganistan'ın yeniden yapılandırılması için Karzai'ye 'Atatürk modelini' önerdi. Atatürk'ün örnek bir unsur olduğunu vurgulayan Ecevit, cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye'de yaşanan değişimi Karzai'ye anlattı. Karzai'nin de Ecevit'in önerisini olumlu karşıladığı öğrenildi."

Ne diyelim, hadi hayırlısı....

* * *

Ankara'nın geçen hafta misafir ettiği bir başka ilginç ziyaretçi grubu da, "dazlaklar" olarak anılan ırkçı Alman gençlerden oluşan gruptu. Çok şaşırtıcı bir ziyaretti... Türk medyasının da çok ilgisini çekti. "Türk-Alman Gençlik Birliği" adını taşıyan örgüt, "Irklar arasındaki düşmanlığın giderilmesi projesi" kapsamında, "neo-Nazi" 32 genci Türkiye'ye davet etmişti. (Irkçılıkla mücadele yolunda ne ilginç bir yöntem değil mi?) Neyse... Bu ırkçı tosuncuklar ülkemizi gezip dolaştıktan sonra bazı partilerin yöneticileri tarafından da kabul edilmişler. Önümdeki gazete kupürleri, "dazlaklar"ın ANAP Grup Başkanvekili Beyhan Aslan ve MHP Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli tarafından kabülünde olup bitenler hakkında bilgi veriyor. Milletvekillerimiz o derece ikna edici konuşmalar yapmışlar ki, "dazlaklar"ın ülkelerine döner dönmez "Türk davası"nın yılmaz birer bekçisi olarak bırakın saçı, bıyık bile uzatmaya başlayacakları besbelli...

Beyhan Aslan, "Saçlarını kazıtmış, çarpıcı renklere boyamış, piercing'li, dövmeli, kızlı erkekli gençler" karşısında söze "Mevlana ve Yunus Emre'den örnekler vererek" başlamış. Beyhan, "İnsana insan olduğu için değer vermeliyiz. Ben Almanya'yı çok sevdim, siz de Türkiye'yi tanıdıkça seveceksiniz" demiş. Bu sözlerin "dazlaklar"ı ne kadar etkilediğini bilemiyoruz. Ancak gazetede yer alan fotoğraflarından hareketle söylersek, öyle pek ikna olmuş bir halleri yok! Belli ki canları sıkılmış; "Şu can sıkıcı nutuk bitse de gitsek!" der gibi bakıyorlar... Sizi bilmem ama, "dazlaklar"a Mevlana ve Yunus'tan söz etmek bana çok yararlı ve yaratıcı bir fikir olarak göründü. Bu ırkçı gençlerin kabul sırasında "insan sevgisi"ne ilişkin olarak kafalarında 200 Watt'lık bir ampül yandığına eminim.... Ne yapsın çocuklar, onların günahı ne; bu zamana kadar kimse onlara "insan sevgisi"nden söz etmemiş ki...

ANAP'lı Beyhan "dazlaklar"a Mevlana ve Yunus'tan söz edecek de, MHP'li Kayayerli bundan geri kalacak... Müjdat Bey, "dazlaklar"ı doğru yola çekmek için "atasözlerimiz"den hareket etmeyi tercih etmiş. Bu da hoş bir yöntem...

Görüyorsunuz, milletvekillerimiz ırkçılıkla mücadele yolunda modern pedagojinin öğrettiği bütün yöntemleri deniyorlar. Kayayerli, söze şöyle bir öğütle girmiş: "Bizim güzel bir atasözümüz vardır. 'İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır' diye. Bu söz diyaloğun önemini gösterir." Gazete haberinde "dazlaklar"ın bu "konuşma" ve "koklaşma" hikayesini nasıl karşıladığına ilişkin en ufak bir bilgi yok. Fakat "diyaloğun" öneminin (biraz karışık bir biçimde olsa da) hatırlatılması doğrusu çok iyi olmuş. Kayayerli, ikinci bir atasözünü daha hatırlatmış. Şunu: "Sevgide serbest, saygıda mecburiyet vardır." Ben böyle bir atasözünü bugüne kadar işitmemiştim, demek ki varmış... Belki de Kayayerli, isabetli bir kararla yeri gelmişken bu atasözünü de kendisi oracıkta uyduruverdi... Bilmiyorum; her neyse de hayırlı olmuş...

Dikkat ettim, gazetelerde "dazlaklar" cenahı çıkışlı sözler çok sınırlı. Gazeteler, "dazlaklar"ın ağzından Türkiye ziyaretleriyle ilgili sadece şu sözleri naklediyor: "Türkiye'de evlerin dış tarafı çok bakımsız. Neden onarım yapmıyorsunuz?" Hadi bakalım! Siz onları karşınıza alıp Mevlana'ydı, Yunus'tu, atasözleriydi, saatlerce konuşun, ırkçıların aklı fikri "evlerin dış tarafı çok bakımsız"da... Neyse ki Beyhan Aslan orada ve bu soruyu da oracıkta cevaplayıveriyor: "İstanbul'daki evlerin büyük bölümü tarihi eser olduğu için Kültür Bakanlığı girişimi ile onay alınmaya çalışılıyor."(!)

İşte böyle.... Siz şu Türkiye'ye bakın. "Irkçılıkla mücadele projesi" adı altında, her iş bitti de sıra "dazlaklar"ın yüreğine "insan sevgisi" aşılamaya geldi!

Mevlana'yı ve Yunus'u tanı.... Türk atasözlerine kulak ver.... Sen bir insansın, koklaşma konuş.... İnsanları ve bu arada Almanya'daki Türkleri sev.... Onların üzerine saldırma, onları yakma... Mevlana'dan örnekleri ve Türk atasözlerini unutma... Hele şu onayı bir alalım, İstanbul'daki evlerin dış bölümlerini de onaracağız...

Bugünkü "münasebetsizlikler" listesini, Hürriyet'ten Tufan Türenç'in 19 Nisan tarihli yazısının son satırlarıyla kapatalım: "Recep Bey (Tayyip Erdoğan) kimsenin önünü kesemeyeceğini söylüyor; çünkü kendisi bu milletin bağrından çıkmış. Bağrından Recep Bey'i çıkarmış olmak, bu millet için övünç kaynağı olamaz. Olsa olsa büyük bir utanç kaynağı olur."

Görüyorsunuz, kalemin kemiği yok... "Recep Bey"den sonra sıra millete hakaret etmeye geldi!

Münasebetsizlikler ülkesi....


23 Nisan 2002
Salı
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED