T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Nedir bu güzellik?
Nedir bu laubalilik?

Özdemir İnce'yi hayretle, dehşetle ve biraz da üzülerek izliyorum... Bir "edebiyat adamı" olarak tanımıştım onu; şairliği, çevirmenliği, deneme yazarlığı...

Daha çok şair olarak temayüz etti.

İlk şiir kitabı "Kiraz Zamanı"nı pek sevmiştim mesela. İzleyen yıllarda kötü, gerçekten çok kötü şiirler yazdı.

Sanırım, "kaynaklanma"yla ilgili bir problemi var İnce'nin; ki bu yüzden "kötü şiirler" yazıyor.

Şiir geleneğimizden hazzetmiyor örneğin, kadim "imajcıl" şiirimize sırt çeviriyor, değerlerimizden nefret ediyor.

Demek ki, Yunan/Latin kültürü, ya da Kitab-ı Mukaddes bilgisi yetmiyor iyi şair olmaya.

Hilmi Yavuz'la girdiği kalem müsademelerini hatırlıyorum; "kültür" ve "gelenek" meselelerini tartışmışlardı ve İnce bu konudaki yetersizliğini ele vermekten sakınmamıştı, büyük bir cesaretle.

Sonra gazeteciliğe heves etti, nedense. Belki çok eski bir gazeteciydi de, ondaki cevheri ilk Ertuğrul Özkök keşfetti, bilmiyorum.

Allah nazardan saklasın, birbirlerine de pek benziyorlar.

Özdemir, Ertuğrul'un sakallısı.

Fakat, asıl benzerlik kafa yapılarında.

Birbirlerine bu kadar yakışan ikinci bir "entelektüel çift" var mıdır? Hatırlamıyorum.

12 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, kendisini ziyarete gelen İmam Hatipli dört kız öğrenciyle ilgili olarak şunları yazmış:

"Kız öğrencilere ileride ne eğitimi yapmak istediklerini sordum. İkisi tıp, biri ekonomi, biri de turizm eğitimi yapmak istediklerini söylediler."

Özdemir İnce'nin yorumu şu:

"Madem ki doktor, ekonomist ve turizmci olacaksınız, ne işiniz var İHL'de?"

Bir an bunun mantıklı bir önerme olduğunu düşünelim; öyle ya, hem İHL'de olacaksınız, hem doktor, ekonomist ve turizmci olmak isteyeceksiniz, hem de "İslam'ın bir ilkesine karşı gelip" erkek eli sıkacaksınız?

Özkök, kızların bir "namahrem" olarak bir yabancı erkekle el sıkışmayacaklarını düşünmüş. Fakat onlar, İnce'nin ifadesine göre "İslam'ın bir ilkesine karşı gelip hamle yaparak" ellerini uzatmışlar.

Bu "paradoks" (!) gözünden kaçmamış İnce'nin: "Yabancı bir erkekle el sıkıştıklarına göre, okulun kuralına uyarak başlarını da açabilirler, öyle değil mi?"

Fıkıhçı değilim, bilebildiğim kadarıyla el sıkışmak "ruhsat"la alakalı bir mesele, el sıkıştığınızda İslam'ın bir ilkesine karşı gelmiş olmuyorsunuz, dinden filan da çıkmıyorsunuz.

Fakat bu nüansı kavrayabilir mi İnce?

Sanmıyorum.

Beni asıl dehşetlere garkeden, "el sıkışma" meselesinde İslam'ın emrinin "cari" olduğunu kabullenmemizi isteyen İnce'nin, başörtüsünü bir "disiplin" ve "kural" sorunu olarak görmesi, bizim de böyle görmemizi istemesi.

Başörtüsü bir "disiplin ve kural" sorunudur.

Disiplin ve kuralların "hukuk"la çelişmesi de hiçbir zaman önemli değildir.

Bu güzel mantık karşısında susuyor ve İnce'nin bu topraklarla, bu topraklardan türeyen kültürle ünsiyetini belgeleyen çok daha güzel bir "örnek"le bu yazıyı noktalıyoruz.

Özdemir İnce, boş kaldığında çeviriler de yapan değerli bir kültür ve sanat adamıdır.

Coelho'nun "Simyacı"sını dilimize o kazandırmıştır.

Kitapta, "yüksek kulelere çıkıp şarkı okuyan adamlar" türünden tuhaf ifadeler var. Araştırdık öğrendik ki, yazar "müezzin"i kastediyormuş.

Hadi Coelho bilmiyor diyelim, bir Türk ve muhtemelen bir Müslüman "minare"yi "kule", "ezan"ı "şarkı", "Kur'an"ı "ağıt" diye çevirir mi?

Bu ne laubalilik!


23 Nisan 2002
Salı
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED