T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Erdoğan milletvekili seçilebilir

RTÜK telâşı içinde olan Kartel, "Tayyip Erdoğan bitti" hükmünü verdi. Erdoğan bitmedi ama, onu fena halde bitirmek isteyenler var.

Milliyet "Tayyip için yolun sonu" diyor ve cezası infaz edildiğinden dolayı, onun, 312'nci madde değişikliğinden istifade edemeyeceğini ileri sürüyor: "Anayasa Mahkemesi, 'Af Yasası Erdoğan'ın cezası infaz edildikten sonra çıktı' diyerek, değişen 312'nci maddenin yeni haline göre, Erdoğan'ın tekrar yargılanma hakkını elinden aldı. Mahkeme, dünkü kararıyla, 312'nci maddenin yeni halinden istifade edebilmek için, cezanın infaz edilmemiş olması şartını getirdi." (20 Nisan 2002 - Milliyet)

Civaoğlu'nun tesbiti

Oysa durumun böyle olmadığını, Milliyet'in başyazarı Güneri Civaoğlu, aynı tarihli gazetede yazıyor: "Erdoğan'ın kurucu başkan olamayacağı ve milletvekili seçilemeyeceği, artık yürürlükte olmayan 312'nci maddeye göre verilmiş bir karar. Her durumda, sanığın veya suçlunun lehine olan düzenleme uygulanır. Cezasını çeken Erdoğan, milletvekili seçilme hakkını yenilenen dava ile kazanacaktır."

Civaoğlu hakkı teslim ederken, 312'nci madde değişikliğini gerçekleştirenlere de "Erdoğan'ın siyaset yürüyüşünün altına kırmızı halı serdiniz. Siyaset mühendisliğini elinize yüzünüze bulaştırdınız. Düşünce ve söylem özgürlüğü, anayasal düzenin kendini savunmaktan yoksun kalacağı bir takiye bölgesine kaydı" diye çatıyor.

Civaoğlu, demokrasiyi "tehlikeli"(!) siyasi partilerden koruyabilecek bir de çözüm öneriyor: "Aklın yolu, 'nefes alsan parti kapatma' uç noktasından, diğer uç nokta, 'Türkiye'nin nefesini bile kessen kapatmama' gibi bir sarkaç hareketi değildir. Çözüm, partiyi, başkanını ya da sorumlusunu ilk yerel ya da genel seçime sokmamak olmalı."

Bence Tayyip Erdoğan, sadece kurulu düzenden haksızca beslenenler açısından bir tehdit.

Meselâ RTÜK Yasası'nı desteklemesi için, bilinen metodlarla onu "ikna" edemiyorlar. "Bitmesini" istedikleri için gazete manşetlerini de öyle atıyorlar.

Öte yandan başyazar kızıyor: "Demokratikleşme adımlarını atıp da, Erdoğan'ı siyasete siz döndürdünüz. Siyaseten infaz edilecekti. Yasalardaki değişiklik ve afla, ertelemeyle hepsinden sıyırdı... Liderler akıllı baş yerine kapıkulu isterse olacağı budur. Üçüncü sınıf hukukçularla hukuk çıtasında düzey düşer. Siyaset mühendisliği ele yüze bulaştırılır."

Açıktan açığa, yasaklı yani ayıplı demokrasiyi savunmaya başladılar.

Avrupa Birliği'ne uyum çerçevesinde değiştirilen 312'nci maddeyi -Tayyip Erdoğan'a yarıyor gerekçesiyle- içlerine bir türlü sindiremiyorlar.

312 avantajı

İşin gerçeği ne, onu izah edelim:

Anayasa Mahkemesi, Milletvekili Seçimi Yasası'ndaki "312'den mahkûm olanlar af edilseler bile milletvekili seçilemezler" hükmünden hareketle, Tayyip Erdoğan'ın yasağının, erteleme kanunu ile ortadan kalkmadığını belirtiyor. Siyasi Partiler Kanunu, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmayanlar kurucu da olamazlar demekte. Bu yüzden Erdoğan'ın AK Parti'nin kurucu üyeliğinden ve kurucu Genel Başkanlık'tan ayrılması gerektiği vurgulanıyor.

Bununla beraber, Anayasa Mahkemesi'nin kararı, Erdoğan'ın bir partiye üye olmasını yasaklamıyor. Genel Başkan sıfatıyla siyaset yapmasına da engel değil.

Dolayısıyla, 312'nci madde değiştirilmeseydi bile "Tayyip Erdoğan bitmeyecekti"

Oysa 312'nci madde değişti. Adi tahrik suç olmaktan çıktı. Sadece nitelikli tahrik (kamu düzeni açısından tehlike yaratmak) suç sayıldı. Ayrıca 312'nci madde değiştirilirken bir de geçici hüküm eklendi: Fiil suç olmaktan çıkmışsa, cezanın icrası ve icra edilmişse kanuni neticeleri kendiliğinden ortadan kalkar.

Anayasa Mahkemesi ve 312

Yasa, kendiliğinden ortadan kalkar diyor. Tayyip Erdoğan'ın müracaatına bile gerek kalmadan, mahkûmiyetin sonuçları (milletvekili seçilme yasağı ve kurucu üye olamama durumu) kalkmalıydı.

Anayasa Mahkemesi'ne, 21 Ağustos'ta dava açıldı. Anayasa Mahkemesi kararını, 312'nci madde değişikliğinden önce verdiği için, gerekçeyi kaleme alırken de, Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliği göz önünde bulunduramadı.

Eğer 312'nci madde değişikliği, Anayasa Mahkemesi'nin kararından önce gerçekleşseydi, hüküm, şüphesiz Tayyip Erdoğan'ın lehine tecelli edecekti.

Nitekim Anayasa değişiklik paketi içinde, "ideolojik ve anarşik eylemleri tahrik ve teşvik edenlerin af edilseler dahi milletvekili seçilemeyeceğini" belirten 76'ncı madde de bulunuyordu. Anayasa Mahkemesi kararını erteledi ve 76'ncı maddenin yeni şeklini bekledi. Fakat, Tayyip Erdoğan'ın önü kapansın diye düşünenler, ikinci ve nihai oylamada maddenin aynı kalmasını sağladılar.

Zaten Anayasa Mahkemesi de, Anayasa'nın 76'ncı maddesinin, Milletvekili Seçimi Kanunu'ndaki yasağın temelini oluşturduğunu belirtiyor.

Anayasa'nın 76'ncı maddesi değişseydi, Anayasa Mahkemesi, bunu dikkate alacaktı. Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesi, karardan sonra değiştiği için, mahkeme tarafından değerlendirilmedi.

Ama müracaat ettiği an, milletvekili seçilme hakkı Erdoğan'a iade edilecektir.

Nur cemaati liderlerinden Mehmet Kutlular, 312'nci madde değişikliğinden yararlandığı için hapisten çıktı. Hüküm giymemiş sayıldı. Hasan Cemal, 8'inci Ceza Dairesi hâkimlerinin belli bir dünya görüşüne sahip oldukları için, Kutlular'ın kararını bozacağı umudunu taşıyor. (16 Nisan 2002 - Milliyet)

Oysa kanun her türlü yoruma kapalı. Mahkûmiyetin, kanuni neticelerinin hemen kalkmasını öngörüyor.

* * *

Bu arada, Haberx, kasetlerin Erdoğan'ın oyunu arttırıp attırmadığını incelemek üzere bir anket düzenledi.

AK Parti Genel Başkanı yüksek oranını korurken, bugüne kadar Erdoğan'a oy vermeyenlerin bir bölümü (% 20'si) ona oy vereceğini söylüyor.

Le Pen - Bahçeli

Fransa'da Le Pen'in, Sosyalist aday Başbakan Jospin'i geride bırakarak Cumhurbaşkanlık yarışına girmeye hak kazanması, dünya kamuoyunu sarstı.

Le Pen'in başarısının çeşitli sebebleri var: Fransa'da da tıpkı Türkiye'deki gibi, yenilen politikacı istifa etmiyor. Bu yüzden siyaset adamları yaşlı. Siyasi kadrolar yenilenmiyor. (Jospin'in istifası bir istisna)

Bunun yanı sıra, ikinci tura nasıl olsa Jospin ile Chirac kalır düşüncesiyle, çok kişi sandık başına gitmedi. Seçmenler, yarışın sonucu belli diye düşündü.

Chirac sonuçları öğrenince "Cumhuriyetin değerleri, hoşgörü, Fransa'nın itibarı ve evrensel politikalar tehlikede" açıklamasını yaptı. Zaten aşırı sağcı Megret hariç diğer 14 aday, 5 Mayıs'ta Chirac'ı destekleme kararı aldılar.

Le Pen, Fransa'da statükoya karşı değişimi, halktan kopuk jakoben duruşa karşı, halkçılığı da temsil ediyordu.

Le Pen aslında, güvenlik politikalarını ön plana çıkaran Bush'a ve Sharon'a da uyuyor.

Türkiye'de Le Pen ile Bahçeli arasında bir paralellik kurabiliriz. Avrupa Birliği'ne aynı kuşkulu bakış; güvenlik gerekçesiyle demokratik adımlar karşısında direniş. Evrensellik yerine, içe kapalı yerli bir duruş.

Ama medyamız, özel taleplerini geri çevirmediği, RTÜK gibi konularda uyumlu davrandığı için, Bahçeli-Le Pen benzerliğini ön plana çıkarmıyor.

Buna mukabil, demokratikleşmeden yana olan, Avrupa Birliği üyeliğini süratlendirmek isteyen Tayyip Erdoğan'ın ipini çekiyor.

Erdoğan RTÜK'ü destekleyeceğini söyleseydi, bu kasetler acaba ortaya çıkar mıydı?


23 Nisan 2002
Salı
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED