|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
-Türkiye'de demokrasi var mı? -Var elbet. Var ama, onunla birlikte üç kere askeri müdahalemiz, bir kere de postmodern darbemiz var. Başbakanı "Anayasa ihlali" ile suçlayıp düşürmüş ve asmışız, yanında iki de bakanı ipe çekmişiz. Sayısız parti kapatmışız. Siyaset dışı siyasetlerle sayısız hükümet düşürmüşüz. -Var elbet. Var ama, çok partili hayata geçeliden beri çok partide tek partiyi gerçekleştirebilmek gibi demokrasiler açısından olağanüstü bir garabeti göstermek de var. -Var elbet. Var ama, sayısal ağırlık yanında siyasal ağırlığın çok daha belirleyici olduğu bir düzen de var. -Var elbet. Var ama, kontrolden çıktığı düşünülen halk iradesinden iç tehdit üretme mantığı, ve kendini bu mantığa göre derhal adapte edip, bir yandan kendi yazarlarını andıçlayan, bir yandan da "paranoyaklık" kampanyası açan medya da var. -Var elbet. Var ama, halkın oylarından bir bölümünün, kimi kişi ve kurumlar tarafından "akredite olan - akredite olmayan" ayrımına tabi tutulması gerçekliği de var. Türkiye'de birilerinin bir oyu bir milyon oy değerinde iken, birilerinin bir milyon oyunun bir oy değerinde bile olmadığı gerçekliği de var. -Var elbet. Var ama, siyasi alanın sürekli askeri otoritenin gözünün içine bakması, her rütbeden asker odaklı her konuşmanın siyasi alanı darmadağın etme vakıası da var. -Var elbet. Var ama, "Kardeşim Türkiye'de politika yapacaksan bazı gerçekleri öğrenmelisin. Bunların başında güç odaklarını ürkütmemek de vardır" söyleminin kulaklara fısıldanması gerçekliği de var. -Var elbet. Var ama, oyu halk verecek, lideri güç odakları belirleyecek, Türkiye'yi başkaları yönetecek, oyun oynayacaksan böyle, durumu da var. -Var elbet. Var ama, halk iradesini yönlendirmek için her dönemde bir seçim kanunu değiştirme, birilerinin elini ayağını bağlarken birilerini serbest bırakma vakıası da var. -Var elbet. Var ama, siyaset dışı bir güç "öteki"nin boynunu kopardığında geride kendisine alan açıldığını düşünerek kıs kıs gülen ve altın tepside sunulan iktidarı tepe tepe kullanan siyasetçiler de var. -Var elbet. Var ama, siyaseten yolunu kesemediğin insanların yıllar önceki sözlerinden yola çıkarak hukuk ablukası içinde tüketilmesi oyunu da var. -Var elbet. Var ama, işinize gelmeyen halk oyunu bir biçimde saf dışı etmeye yarayacak her malzemeye balıklama atlayan bir zihniyet altyapısı da var. Yani Türkiye'de demokrasi var. -Türkiye'de hukuk devleti var mı? -Var elbet. Var ama, hukukun öyle kimi insanlara karşı nokta atış usulü kullanılması hadisesi de var. Gez - göz- arpacık... Snaypırlı atış... Alnının ortasından vuruş. Diyelim 10 yıl önce bir konuşma yaptınız ve biz sizi siyasi amaçlarla mutlaka safdışı edecek bir "hukuki hüküm" kotarmak istiyoruz. Hay aksi, bir de sistemin içine, suçun zamanla anlamsızlaşabileceği düşüncesiyle, "zaman aşımı" müesesesesi konmuş. Oysa biz sizin suçlu yarınızın asla anlamsızlaşamayacağını,sizin asla düşüncelerinizde düzeltmeler yapamayacağınızı biliyoruz! O zaman başlamalıyız zaman aşımına karşı mücadeleye... Yani zamanla suç anlamsızlaşsa bile anlamlı kılmak için yollar aramaya... Çünkü bu adam zaman aşımından yararlanacak adam değil bizim üstün hukuk anlayışımıza göre. Acaba hangi maddeden dava açarsak, zaman aşımını aşıp, aradığımız hükme ulaşabiliriz? Üç yıllık zaman aşımına tabi suçlar var. 10 yıllık zaman aşımı getiren suçlar var. 20 yıllık zaman aşımı getiren suçlar var. Bu adamın durumu söz konusu olduğunda her birinin riski var. Adamın işlediği iddia edilen suç acaba hangi madde kapsamına giriyor? Suç iddiası, 3 yıllık zaman aşımını ilgilendiren madde kapsamına girse bile 3 yıllık zaman aşımı öngören madde işe yaramıyor, çünkü konuşmanın 10 yıl önce yapılmış olması gerçeğini değiştirecek aleti henüz geliştiremedik! Peki ya 10 yıllık zaman aşımı? Suç iddiası, acaba 10 yıllık zaman aşımı öngören madde kapsamına sokulabilir mi? Kaldı ki suç iddiası, 10 yıllık zaman aşımı kapsamına girse dahi o bile riskli olabilir. Çünkü konuşma tarihi ile zaman aşımının dolma tarihi ucu ucuna buluşabilir, ya da buluşamayabilir. Peki o zaman, zaman aşımını tümden aşmak amacıyla 20 yıllık süreye oynasak... Yani söz konusu kişi hakkında idam ve müebbedlik bir suç iddiasında bulunsak... Türkiye'de bir siyasetçiye idam gömleği giydirmek kolay! Hiç olmazsa siyaseten idam etmek işten bile değil. Aç 146'dan davayı, kıvransın dursun. Artık bahtına idam mı düşer, müebbed mi? Acaba Menderes ve arkadaşları hangi maddeden yargılanmışlardı? Hangi hukuk düzeni içinde? "Sizi buraya gönderen güç böyle istiyor" sözü hangi yargıç üniforması içinde söylenmişti? Ama burada da risk var. Ya bir yargıç çıkıp da, "Bu fiili bu maddeye sokmak hukuku ayaklar altına almak olur, ben bu cürme iştirak edemem" diye cevap verirse... Ve o zaman 10 yıllık zaman aşımı imkanı da elimizden kaçarsa... "En iyisi 10 yıllık süreden bir an önce yararlanmak..." (İmza: Fatih Altaylı) Türkiye'de hukuk devleti var. Bütün bunları olağan karşılar bizim hukuk devleti mantığımız. Türkiye'de siyaset var mı? -Var elbet. Var ama, Ecevit'in başbakanlığına razı olacak kadar var. "Nasıl bir siyaset bu?" diye sorulduğunda aklıma tarama özürlü adamın berber sandalyesine oturduğu zamanki diyalog geliyor. Adamın başında üç tel saç var ve berbere: -Sağa tara, diyor. Tarıyor berber ve üç telden biri düşüyor. Bu defa: -Olmadı, sola tara... Gene tarıyor berber, tellerden biri daha düşüyor. -Bırak, dağınık kalsın, diyor adam başında tek tel saç kalınca... Bizde siyasetin sağı da solu da sistemi rahatlatmıyor. En iyisi; -Bırak Ecevit'li kalsın, demek... Türkiye'de siyaset var. Halkın gerçek ağırlığı hayata geçinceye kadar bütün göreceğimiz siyaset bu.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |