T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
ABD'nin 'diplomatik celladı' olmak ya da olmamak...

Washington Times (Washington Post ile karıştırılmasın) Amerikan başkentinde yayınlanan ve pek dar bir okuyucu kitlesine ulaşan, Amerikan ölçülerince sağcı-muhafazakar ve dolasıyla Cumhuriyetçi Parti'nin sağ kanadının eğilimlerini yansıtan bir gazete. Ne hikmetse, Amerika'nın tüm, askeri ve istihbarat çevreleriyle içli-dışlı çevreleri gibi, o da Türkiye'ye 'sempati' ile yaklaşır. Amerika'da 'Türkiye yanlısı Amerikalılar'ın önemli bir bölümünün silah sanayii ile ilişkili, 'özgürlükler' konusunda gayet duyarsız kişiler olması, Türkiye açısından ne kadar memnuniyet verici olmalıdır; üzerinde düşünmeye değer. Bu çevrelerin 'Türkiye sevdası' ile 'Türkiye'yi Amerikan diplomasisinin hizmetinde 'çantada keklik' görmeleri' adeta eş anlamlı.

İşte bu Washington Times gazetesinde, dün, 'Türkiye konuşmak' başlıklı bir yazı yayınlandı. Yazının üzerindeki imza baba Bush döneminin Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Jed Babbin'in. Şu satırları izleyelim:

"... Diğer Müslüman ülkeler bir saldırı için zımni onay verseler de, vermeseler de, Türkiye'nin (Irak'a yönelik) bir savaşa katılacağından pek az kuşku duyulabilir.

Son iki aydır, Amerikan diplomasisi, Saddam Hüseyin'i devirme planımız konusunda Arap dünyasından –can sıkıcı bir muhalefet dışında- hiçbirşey elde edemedi ve dikkate şayan bir başarısızlığa uğradı. Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Mart ayındaki onbir ülkelik turunu sessiz sedasız sonuçlandırdı. Powell, ortaya koyduğu başarısızlıktan daha fazla gösterişi, ancakr Ramallah ile Tel Aviv arasındaki yolda bando eşliğinde yürüse elde edebilirdi. Amerika ile Arap ülkelerinin arasındaki uçurum genişliyor. Eğer bunu daraltabileceksek, bu konudaki ilerleme bizimkinden ziyade Türk diplomasisinin ürünü olacak.

Türkiye ve Yunanistan'nın herhangi bir konu üzerinde anlaşmalarını sağlamak, olağanüstü bir şeydir. Türk ve Yunan dışişleri bakanları, tarihi bir zirve için nabız yoklamak amacıyla birlikte Ortadoğu'ya gidiyorlar. Misyonları, Irak'a karşı savaşmak için bir koalisyon oluşturmak değil. Arap dünyası ile Batı arasında artan gerilimi azaltabilip azaltamayacaklarını görmek. Eğer iki dışişleri bakanı başlangıçta Yasir Arafat'la görüşmeyi ve bölgedeki diğer meslektaşlarıyla görüşmeyi tasarlıyorlar. Eğer iki dışişleri bakanı Arafat'la görüşebilirlerse, ondan, geçen hafta Powell'ın önerdiği türden bir toplantıya katılmasını isteyecekler.

Powell'ın yaklaşımının aksine, bu girişim –biri Müslüman, diğeri Hristiyan olan iki ülkeyi- Türkiye ve Yunanistan'ı, Amerika'nın şu anda sahip olamadığı güvenilir arabulucu konumuna yerleştirecek.

Türkiye ve Yunanistan, Ariel Sharon ve Colin Powell'ın başaramadığını yerine getirebilirler: Ortadoğu Arap ülkelerinin barışı sağlamak ve uygulamakta sorumluluk almalarını. Eğer Türkiye ve Yunanistan, Arap ülkelerini barış için sorumluluk pozisyonuna yöneltebilirlerse, o zaman barışa doğru gerçek bir ilerleme olabilir. Başarmak için, Türkiye ve Yunanistan Arap ülkelerini Arafat'ı bundan öncesinden daha farklı bir amaç için ikna etmeleri gerekecek. Arafat her zaman bir piyon olmuştu, ve terörizmi, onun, oyunun son perdesi için bir taraf olmasını imkansız kılıyor. Fakat Arap ülkeleri kendileriyle ve İsrail'le anlaşacak Filistinlileri aralarına dahil edebilirler ve hem onlar hem de o Filistinliler, bir yandan İsrail'i tanır ve varoluş hakkını tanırlar, bir yandan da bir Filistin devletinin kurulmasını sağlarlar. Her ciddi oyuncu, oyunu kazanmak için bir piyonu feda edecektir."

Bu, İsmail Cem ve Yorgo Papandreu'nun Kudüs ve Ramallah'taki temaslarından önce yazılan bir yazı. 'Cem-Papandreu girişimi' dün gerçekleşti ve –itiraf etmek gerekirse- daha önceleri bu konuda ifade ettiğimiz 'iyimser olmayan' gözlemlerimizi yanıltıcı biçimde 'olumlu' bir girişim oldu.

Söz konusu girişimin, birbiriyle uzun dönemdir bilinen ihtilafların iki tarafı olan ve 'Filistin sahnesi' için anlam ifade eden 'Müslüman-Ortodoks Hristiyan' iki ülkenin birlikte bir girişimi olmasının 'simgesel' ve kendiliğinden 'mesaj ileten' değeri ortaya çıktı. Ayrıca, 'hayati tehlike altında' olan Yasir Arafat'ın son iki gün içinde, önce Javier Solana ve Miguel Moratinos, yani AB yetkilileri; ardından dün Cem ve Papandreu ile görüşmesinin sağladığı bir 'diplomatik ivme' ve Arafat'ın 'uluslararası meşruiyetini genişletme' yönü söz konusu. Bu da, Cem-Papandreu girişiminin –herşeye rağmen- yararlı yanı.

Cem'in yola çıkarken, girişimin amacını, 'barışçı çözüm'den ziyade, 'barışa gidecek yola bir katkı' gibi mütevazi ve gerçekçi bir hedefle tanımlaması da isabetleydi. Zira, bu girişimden ötede beklentiler, Beyrut Zirvesi'yle birlikte, tüm Arapların sözcüsü haline gelmiş S.Arabistan Prensi Abdullah'ın Amerika'da George W. Bush ile yapacağı görüşme üzerinde odaklanmış vaziyette.

İşte bu noktada, Türkiye'nin de Amerika nezdinde –haftalardır vurgulamaya çalıştığımız- özel ve etkili rolü çıkıyor. Ne var ki, Amerikalıların Türkiye'ye yüklemek istedikleri rol, bizim kastettiğimiz değil. Washington Times'da çıkan yazının anlattığı şu:

1. Türkiye, Irak'a karşı savaşta Amerika'nın yanında yer alacaktır.

2. Türkiye, Ortadoğu'da Amerikan diplomasisinin başarısızlığını örtebilir. Çünkü, Müslüman bir ülke olarak, yanına Yunanistan'ı da takarak, Amerika'nın oynamadığı ve oynayamayacağı bir rolü oynayabilir.

3. Bu rol, Arapları, Yasir Arafat'ı feda etmeye ikna etmektir.

4. İsrail'in kabul edeceği türden bir Filistin devleti kurulması karşılığında, Arapların İsrail'i tanıması ve güvenliğinin garanti edilmesi sağlanabilir. Bunu, Araplara, Türkiye yaptırabilir.

5. Bu 'tarihi amaç' için, Türkiye, Amerika adına Arafat'ın bertaraf edilmesi işini yüklenmelidir.

Yazının özü ve mesajı bu. En önemlisi, Washington'un (daha doğrusu Washington'daki 'Türkiye dostları'nın) Türkiye'ye bakış açısını yansıtıyor. 'Cepte', 'çantada keklik' bir ülke. Amerika'nın yapamadıklarını, yapabilecek; yaptırılacak bir ülke. Yasir Arafat'ın 'diplomatik cellatlığı' görevi kendisine verilecek bir ülke.

Var mısınız?

Bir soru daha: İsrail'le tank modernizasyonu anlaşmasını, bir de bu çerçeve içinde düşünür müsünüz?


26 Nisan 2002
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED