|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geçenlerde yabancı ülkelerde yapılmış olan kamera şakalarını seyrederken aşağıda okuyacağınız satırları yazmama vesile olan şöyle bir durum ile karşılaştım: Telefon kulübelerinin olduğu yerde tam insanlar telefon edecekken adamın biri yüksek perdeden çalıp söylemeye başlıyor. O kadar bağırıyor ki telefon etmek isteyenler bir türlü karşı tarafın ne dediğini anlayamıyor. Bu noktada çevreyi rahatsız eden adama vücut diliyle dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Çünkü söz ile meramlarını anlatabilmeleri, mütecaviz adamın kulağına ulaşabilmeleri mümkün değil. Vücut diliyle derdini anlatmaya çalışan insanların kibarlıkları çok dikkatimi çekti. Orta yaşın üzerindeki bir kadın mütecaviz adama dönerek iki ellerini göğüs boşluğunda birleştirmiş ve hafifçe diz çökmüş olarak (yalvarma pozisyonu) derdini anlatmayı deniyor. Otuz yaşlarında bir kadın elini telefon gibi kullanarak yapmak istediği eylem için gitar çalışın ve şarkı söylemenin engel olduğunu izah ediyor. Kırk-elli yaşlarındaki bir adam bütün gürültüye rağmen konuşmayı deniyor başaramayınca mütecaviz müzisyene -bunu yapan birinin akıllı biri olmayacağını ima ederek- Allah selamet versin manasında el işareti yaparak gidiyor. Gençler tam telefon edecekleri sıra bastıran müzik sesinden korkup etraflarına bakıyorlar. Bu bakıştan o ülkede bu tür olayların çok yaygın olmadığı izlenimini edinmek mümkün. Şakanın sonunda sadece bir tek kişi, o da 12-13 yaşlarındaki kız, adamın müzik çalıp şarkı söyleyerek kendi telefon konuşmasına mani oluşuna tepinerek tepki gösterdi. Aynı olayın bizim ülkemizde olduğunda insanların ilk tepkilerini, şiddet diline yatkın sembollerle bezemiş olarak vereceklerini söylemek mümkün. Bunu nereden çıkarıyorum? Herhangi bir engellemeyle karşılaşan insanımız iletişim dili olarak hiçbir yolu denemeden doğrudan şiddete yöneliyor. Trafiği getirin gözünüzün önüne. İstenmeyen bir durum ile karşılaşıldığında taraflardan her biri kendi kapasitesine uygun bir şiddet dilini tercih etmiş olarak, beden hareketleri eşliğinde sövüp saymaya başlıyor. Tv tartışmalarını getirin gözünüzün önüne. En çok raiting, beden dilini hakaret maksadıyla kullanan sunucuların ve katılımcıların programlarında odaklanıyor. Doğru düzgün konuşan, etrafına nezaketin gereği olan mesafe ile yaklaşan hiç kimseyi "gündemimize" almıyoruz. İcra edilen işleri, mesleki estetik ve başarı noktasından değerlendirmiyoruz. Yapılan işi değerlendirecek gözümüz ve kulağımız iptal. "Başarı" hanesine kaydederek "gündemimize" aldığımız insanların ortak yanı mesleklerinde yakalamış olduğu başarı değil. Hepsinin ortak yanı başkalarını nasıl aşağılayarak, kendilerini ulvileştirdikleri noktasında odaklanıyor. Uçacak kanatları olmayanlar kendi dışındaki herkesi ve her şeyi yerin dibine batırarak yüksekte kalmayı deniyor. Böyle insanlar her zaman olmuştur. Bunda şaşıracak bir durum yok. Fakat aşağılanmayı o aşağıladığı ben değilim "ötekiler" savunması içinde kabullenip baş tacı edenler her zaman bu kadar çok olmuş mudur? İşte bundan emin değilim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |