|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gerçek demokrasinin, bütün temel öğeleri ile egemen olduğu ülkelerde, "Dinin siyasete alet edilmesi", kabul edilebilir bir olgu değildir.. Bu açıdan "Laiklik", demokrasinin olmazsa olmaz bir ilkesidir.. Aynı şekilde "Laiklik", hiçbir gerçek demokraside, "İnanç ve ibadet özgürlüğü"ne karşı bir baskı aracı olarak kullanılamaz.. Bunları artık, yıllardır tartışa tartışa, hepimiz öğrendik.. Ancak gerçek demokrasilerde, laiklikten başka ilkeler de, "olmazsa olmaz" niteliktedir.. Örneğin "Hukukun Üstünlüğü" de, bunlardan bir tanesidir.. Yani yasaları yapan ve uygulayan "Devlet" de, bu yasalara uymak zorundadır.. Kimse, hiçbir kesim ve hiçbir kurum, yasaların üzerinde olamaz.. Mesela Tayyip Erdoğan nasıl, Anayasa'ya, Siyasi Partiler Yasası'na ve Ceza Yasası'na aykırı davranışlarda bulunduğu zaman, "sanık" ve hatta "suçlu" durumuna düşerse, Genelkurmay Başkanı da aynı şekilde, mesela "Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu"na uymak zorundadır.. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 43'üncü maddesinde şu hüküm var.. -Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir. Bundan ötürü Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları, her türlü siyasi gösteri toplantı işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk ve beyanat vermeleri, yazı yazmaları yasaktır.. Biraz tarih bilgisi olanların, Atatürk tarafından Cumhuriyet'in temel ilkeleri arasına yerleştirilen "Askersiz Siyaset"in nedenlerini bilmemeleri imkansızdır.. Herkes, Balkan Savaşı'nın (1912) ikinci aşamasında, "Edirne'ye Enver gireceğine Bulgar girsin" diyen bir siyaset anlayışının var olduğunu bilir.. Bu deneyimler sonucu, Cumhuriyet kurulunca, Kurtuluş Savaşı'nın ünlü komutanlarının önüne "Ya siyaset-ya askerlik" tercihi getirilmiştir. Kendi yaşam süremizde de, ordu ile siyasetin birbirine karıştırılmasının trajik sonuçlarını görmedik mi? 27 Mayıs askeri darbesi, 1960'ın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun'un da tutuklanmasını getirmedi mi? 27 Mayıs'ın yapımcısı subaylar, birbirlerine dönük iç-darbelere girişmediler mi, "14'ler olayı" olmadı mı? Sonraki Talat Aydemir'in darbe girişimleri, Orgeneral Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı olmak konulu nakıs teşebbüsü, hep "ordu-siyaset ilişkisi"nin çarpık sonuçları değil miydi? 28 Şubat 1997'deki "Post-Modern Darbe" ise, "ordu-siyaset ilişkisi"nin yanında, "medya-banka" ilişkilerini de getirdi.. 28 Şubat'ta muvazzaf olan bazı emekli komutanların, şimdi "Banka Davaları"nda sanık konumunda bulunmaları, herkesin bildiği gerçekler.. Türkiye'nin 2002 yılında bütün bunları tartışması, aslında acıklı.. Ne "Dinin siyasete alet edilmesi"ni, ne de "Askerin siyasetle haşır-neşir olması"nı tartışmalıydık.. Ama unutmayalım. "Laikliği koruyalım" derken "Rejimi askerîleştirmek"ten de kaçınmalıyız.. Siyaset, "cami ile kışla arasında" sıkışıp kalmamalı.. Bu konuda, Org. Kıvrıkoğlu'na da sorumluluklar düşüyor.
ŞAKA
Dilinin kemiği var!..
Ecevit, CHP grup toplantısında yine ağır konuşmuş.. AK Parti'ye "karanlık geçmişin mirasçısı" demiş.. CHP'yi de "Bölücü bir parti ile işbirliği yapmak"la suçlamış.. Bekleyelim.. Eğer Amerika'daki Yahudi lobisi, Ecevit'i bu sözlerinden ötürü kınarsa, Ecevit de, hem Tayyip Erdoğan'dan, hem Deniz Baykal'dan, en az sekiz defa özür diler..
YURT VE DÜNYA GERÇEKLERİ
AK Parti de, biraz değişmelidir!..
Madem ülkenin gündemi sürekli "Laiklik elden gidiyor mu" tartışmalarına kilitli tutuluyor.. Bu durumda, AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın, bu gündemi değiştirecek girişimlerde bulunması şart.. Çünkü sadece "Temsil yeteneği" bir partinin var olmasına yetmiyor.. Bir "Program"ın, geniş kesimlerin beğenisine açılması da şart.. Ayrıca "Meşruiyet" de, vazgeçilmez bir gerek.. İşte Fransa ve Avusturya gibi sivil demokrasilerde bile, "oy" kadar, "meşruiyet" de önemli.. Yani AK Parti, "rejim"in değil, "iktidar"ın alternatifi olmak konumuna girebilmelidir.. AK Parti, bir inadın, bir "Rövanşizm"in değil, bir "Alternatif program"ın partisi olmalıdır.. Örneğin şu anda, "İşsizlik", "Ekonomik kriz", "Sermaye eksikliği", gündemin öncelikli maddeleri.. Türkiye'de "Laiklik adına siyaset yapanlar"ın hiçbiri, bu sorunlara çözüm üretemiyorlar.. Tayyip Erdoğan ve AK Parti, eğer farklı ve çözüm üreten bir programları "varsa", bunu öncelikle gündeme getirmeliler.. Çünkü, rejim tartışmasının sonu yoktur.. Ve bu tartışma hep, halkın aleyhine sonuçlanır.. Rejimi kurtaranlar, halkı yoksullaştırır..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |