|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Demokrasiyi unutun. Boşuna heveslenmeyin. Demokrasi sandığınız şey bir illüzyondur. Totaliter bir ülkede yaşıyorsunuz. Parlamento filan da hikaye. Parlamentonun üzerinde daha güçlü, olağanüstü yetkilerle donatılmış daha fonksiyonel kurumlar var." Böyle diyordu... Kim? İsmi lazım değil, Başbakanlık yapmış bir zat. Biz söylesek mutlaka "adli takibata" alırlar. Ama, onun dokunulmazlığı yoksa da, en azından hatırı var. Yine de belli olmaz; bir gün bakmışsınız "kaset yayın" olarak çıkarmışlar karşısına. Gerçi "malumu ilam" söyledikleri, ama, "görünen"in demokrasiyle alakası bulunmadığını bilmek, herşeyin gerçekten bir illüzyondan ibaret olduğunu fehmetmek, bir şey kazandırmıyorsa da, en azından bir görüş açısı kazandırıyor insana. Demokrasi sandığınız şey bir illüzyondur... Doğru. Çünkü gerçek bir demokrasi için öncelikle milliyetçilerin milliyetçi, liberallerin liberal, sosyal demokratların sosyal demokrat, parlamenterlerin parlamenter, askerlerin asker, sivillerin sivil gibi davranmaları gerekiyor.
Bir milletvekili, bundan 10 yıl kadar önce, İzmir Suikasti hakkında bir Meclis araştırması istemişti. İktidarda güya "liberal" bir parti vardı. Bu araştırmayı, öncelikle liberal Başbakan'la liberal milletvekillerinin gündeme getirmesi gerekiyordu ama, kıyamet koptu. Araştırma istemiyle Meclis'e başvuran milletvekiline ilk taş liberal partiden geldi. (Bu partinin Liberal Demokrat Parti'yle ilgisi yok.) İzmir Suikasti bahanesiyle darağacına gönderilenler "liberaller"di oysa. Ali mektebi öğrencisine de sorsanız, bunun böyle olduğunu söyleyecektir. Oysa liberal Başbakan bunun farkında bile değildi. Farkında olmaması bir ayıptı, ama onca yıl sonra liberallere iade-i itibar arayan milletvekiline reva gördüğü ikinci ayıp... Aynı şekilde, Mustafa Suphi cinayetini sorgulaması gerekenler, Mustafa Suphi'nin kanlılarınca kurulmuş partinin mirası üzerinde sosyal demokratçılık oynadılar. "Milliyetçi" umdelerle kurulmuş partiyle, "demokrat" ve "sol" partinin devr-i iktidarında yaşananları ise anlatmaya gerek yok.
Bu ülke tek partiyi, çok partiyi gördü; liberallerle sosyalistlerin, milliyetçilerle solcuların koalisyonunu yaşadı; "ekonomik özgürlüklerin garantörü" olan partiyle "siyasi özgürlüklerin garantörü" olan partinin izdivacına tanık oldu; "siyasi istikrar" adına çoklu koalisyonlara, yapıştırma konsensuslara, icazetli hükümetlere razı oldu. Arada darbeler, ihtilaller, muhtıralar... Ama, anayasanın amir hükmü bir türlü hayata geçirilemedi. Biz, parlamentonun üzerindeki militer görünürlük kaldırılsın, demokrasi tüm kurumlarıyla egemen kılınsın, "özgürlükler" temin edilsin diye beklerken, birileri kalkmış sürecin bin yıl daha devam edeceğini söylüyor. Madem demokrasi bir illüzyon... Madem, "hukuk"u ve "kuvvetler ayrılığı" ilkesini rafa kaldıran süreç bin yıl daha devam edecek, neden 12 Eylül'den sonra bir "Kurucu Meclis" ihdas ettiniz, neden siyasî partilerin yeniden açılmasına icazet verdiniz ve neden seçim yaptırdınız? Kapatın parlamentoyu, seçimleri de iskat edin, olsun bitsin!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |