|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugünlerde, vergi ile ilgili işlemlerinde naylon belge kullanıldığı gerekçesiyle hapis cezası tehdidi ile karşı karşıya kalan iş adamlarının basına yansıyan feryatlarını izliyorsunuz. Özellikle Sabah gazetesinin ısrarlı bir şekilde sürdürdüğü kampanya ile naylon belge kullanımından dolayı 3 yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılma ihtimali bulunan mükellefler zor durumdan kurtarılmaya çalışılıyor. İsterseniz sorunun kaynağına kısaca bir göz atalım. Sayın Zekeriya Temizel'in Maliye Bakanlığı döneminde yasalaşan ve vergi sisteminde önemli değişiklikler yapan 4369 sayılı Kanun ile ağır hapis cezası tatbikini gerektiren naylon belge kullanımında suçun unsurlarının kriterleri değiştirilmişti. Değişiklikten önce, naylon belge kullanımında hapis cezası uygulanabilmesi için belgenin bilerek kullanıldığının vergi idaresi tarafından ispat edilmesi gerekiyordu. Bir başka ifade ile suçun manevi unsurunun oluşumu için özel kasıt aranıyordu. 4369 sayılı Kanun'la 'bilerek' ifadesi metinden çıkartıldı ve 'fiil varsa kasıt da vardır' şeklinde özetlenen genel kasıt uygulamasına geçildi. Değişiklikten sonra Maliye Bakanlığı inceleme elemanları, miktarı ne olursa olsun, naylon belge kullanıldığının belirlenmesi halinde, şirketin yöneticileri hakkında suç duyurusu raporu yazarak savcılıklara göndermeye başladılar. Bu uygulama, şirketinde naylon belge kullanıldığından haberi olmayan, haberi olma imkanı da bulunmayan iyi niyetli bir çok mükellefi mağdur etti, sıkıntıya soktu. Bu açıdan bakıldığında Sabah gazetesinin başlattığı kampanyanın haklı olduğu söylenebilir. Ancak, garip olan başka bir şey var. 4 yıldır neredeydiniz?
Sayın Zekeriya Temizel'in çıkardığı 4369 sayılı kanun 22.07.1998 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Yayımlanmadan önce yasalaşma süreci aylarca devam etmiştir. O tarihlerde kanunu eleştirmeyen, hatta övgüler düzenlerin bugün şikayet etmelerini samimiyetle bağdaştırmak mümkün değildir. O tarihlerdeki Sabah gazetesi ve yazarlarının 4369 sayılı kanunla ilgili olarak yaptığı haber ve yorumlara baktığınızda, değişikliklerin nasıl reform diye sunulmaya çalışıldığını görürsünüz. O gün seslerini çıkarmayan, Sayın Sekeriya Temizel'in hata yapmasında payı olan gazete ve kalemlerin bugün söyleyecek fazla bir şeyleri olmasa gerek. Ancak bugün bizim söyleyeceklerimiz var. Söylemeye hakkımız da var. Bakınız, 21 Haziran 1998 tarihli Yeni Şafak gazetesinde, henüz 4369 sayılı kanun Meclis Genel Kurulu'nda görüşülürken neler yazmışız, aynen aktarıyorum: 'Tasarı'nın 14'üncü maddesinde, sahte belge kullananlara 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Bu düzenlemede sahte belgeleri bilerek kullanan-bilmeyerek kullanan mükellef ayrımına gidilmemiştir. Ayrıca sahte belge kullanarak 10 milyon lira vergi kaçıran ile 10 milyar lira vergi kaçırana aynı hapis cezasının tatbiki hüküm altına alınmak istenmektedir. Kaçırılan verginin büyüklüğü ya da küçüklüğü farklılaştırıcı bir kriter olarak kullanılmamaktadır. Trilyonlarca lira cirosu bulunan büyük bir işletmede, muhasebe bölümünde çalışan bir elemanın, örneğin 20 milyon liralık sahte (naylon) fatura kullanması halinde, olaydan hiç haberi olmayan şirket yönetim kurulu üyeleri veya şirket temsilcileri 18 aydan 3 yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Ağır hapis cezası söz konusu olduğu için bu ceza paraya da çevrilmeyecektir. Son derece tehlikeli, adaletsiz ve iyi niyetli mükellefi cezalandırıcı olan bu maddenin değiştirilmesi gerekir. Diğer taraftan, cezalarla ilgili düzenlemelerde yoruma açık ifadeler kullanılmıştır. Örneğin, hapis cezasını gerektiren 'defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hilesi yapmak' fiilinin sınırını çizmek mümkün değildir. Bir hesaba kaydı gereken işlemi sehven başka bir hesaba kaydederek 15 milyon lira vergi zıyaına sebep olan bir mükellefle aynı fiil sonucu 15 milyar lira vergi kaçıran bir mükellef aynı kefeye konulmaktadır. Bu haliyle tasarının, sadece dar gelirli mükelleflerin cezalandırılacağı düzenlemeler olarak uygulanacağını söylemek abartılı olmayacaktır. Bu nedenle, tasarıda gerekli değişiklikler yapılarak küçük miktarlı vergi kaçaklarına daha az ve büyük miktarlı vergi kaçaklarına daha fazla hapis cezası verilmeli; iyi niyetli olan ve olmayan mükellefleri ayırıcı kriterler ilave edilmelidir.' 21 Haziran 1998 tarihinde bunları yazmışız. Yeni Şafak okuyucuları değişiklik tasarısı Meclis'ten geçmeden 4369 sayılı Kanun'un sakıncalarını öğrenmiş oldular. Sabah gazetesinin okurları ise 4 yıl aradan sonra bilgilenme imkanına kavuşuyorlar. Hatta 4 yıl önce Sabah okurları Zekeriya Temizel'in düzenlemelerinin olumlu olduğunu düşünüyordu. Çünkü kendilerine öyle söylenmişti. Bugün ise tam aksi şeyler aktarılıyor. Bu gerçeğin sadece Yeni Şafak gazetesinin diğerlerinden farkı ve ayrıcalığı olduğunu söyleyip geçiştiremezsiniz. Vergi düzenlemelerindeki yanlış yönlendirmenin ekonomik ve sosyal hayatta meydana getirdiği tahribatın büyüklüğü dikkate alınırsa, aynı tavrın ülkenin bağımsızlığını ilgilendiren konularda da sergilenmesi halinde ortaya çıkacak olumsuzlukların tahmin edilmesi dahi güçleşecektir. Bu noktada sadece Sabah gazetesinden bahsetmek haksızlık olacaktır. Milliyet gazetesi de 4369 sayılı kanunu 'Vergide Devrim' başlığı ile okuyucularına tanıtmıştı. Çok satan diğer gazete ve televizyonların yaklaşımları da farklı değildi. Bugün gündeme sadece ağır hapis cezasını gerektiren kısım getirilmektedir. 21 Haziran 1998 tarihli yazımızda yer alan 'hesap ve muhasebe hilesi yapmak' fiili ile ilgili müeyyidenin sakıncalarına değinilmemektedir. Sabah okuyucuları herhalde bu konuyu 4 yıl sonra öğrenme imkanına sahip olurlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |