T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
28 Şubat ve Le Pen: Politik yön

Asker bürokratların başbakana "pezevenk", başbakan yardımcısına "onursuz", siyasi parti liderine, "ağzıyla beyninin irtibatı yok" diyebildiği, bunların yargıda suskunluk, basında alkışla karşılandığı bir ülke Türkiye....

Siyasi yönüyle 28 Şubat işte budur...

28 Şubat bize, sadece tehlike ilan edilen iktidardaki siyasi partinin değil tüm siyasi partilerin, sadece iktidar partisini destekleyen kesimlerin değil tüm toplumun baskı altına alınmasını; "balansçı tanklar"ın ortalıkta boy göstermesini; yargı organlarına ve basına Genelkurmay salonlarında "brifingler" verilmesini; muhalif yazarlar için "onları süngüye takar öyle dolaştırırız" diyen üst düzey askeri yetkilerin ortalıkta cirit atmasını, aynı kişilerin istemedikleri kalemleri bir iki telefonla işten çıkartılmasını; siyasi partilere, insan hakları derneklerine, köşe yazarlarına itibar kaybetmeleri için, PKK işbirlikçi tarzı çamur ve "andıçlar"la basın kampanyaları düzenlenmesini; üniversitelerin "garnizon" haline getirilmesini; bilim, düşünce ve ifade özgürlüğünün boğulmasını; siyasetin kasetlerle yapılmasını; "tehlike, tehdit ve savaş psikolojisi"nin alabildiğine pompalanmasını, "psikolojik harekatlar"ın alışkanlık haline getirilmesini anlatır...

Yandaşları ve askeri-siyasi operatörlerinin tüm bunlar darbe olmasın diye yapıldı demesine rağmen, "28 Şubat bize, Türkiye tarihinde görülmüş en kalıcı, en sürekli, en yapısal darbe öyküsünü, toplumsal ve siyasal askerileşme öyküsünü anlatır"... Devletin ve askerin topluma, siyasete, yargıyı güvensizlik sonucu onları ikame eden otoriter kurumlaşmayı teşvik edişini anlatır...

Kısacası "28 Şubat demokrasinin korunması gerekçesiyle ya da bahanesiyle demokrasinin katledilmesini anlatır"...

Fransa'yı dahi Türkiyelileştirerek, Tayyip Erdoğan ve Erbakan'la Le Pen arasında bağlantı kurarak, Fransa'daki seçimlerin 1. tur sonuçlarını "28 Şubat'ı doğrulama, hatta ihraç etme" meselesi haline getiren basından askere bizimkilerin mantığı dikkate alınacak olursa söylenecek şey herhalde şudur:

Fransız Genelkurmayı uyuyor!!!

Mehmet Altan geçenlerde www.gazetem.net'teki yazısında açık biçimde dile getirmiş.

Fransa'da siyasal iktidarın ırkçı bir partinin eline geçmemesi için ayağa kalkan, toplumun kendisidir. Tanklar ile balans ayarı yapan yoktu. Hükümeti istifa ettiren MGK toplantıları yoktu (...) Eylemi demokrasinin sahibi olan halk yapıyordu. Basın da tamamen meşru olan bu harekete destek veriyordu. Karşı konan şey, Le Pen'in meşruiyeti değil, fikirleriydi(...) Batı'da askeri müdahale, demokratik rejimin katli sayıldığından çok vahim bir suçken, bizde basın tarafından bazen gönüllü, bazen metazori alkış alıyordu. Fransa'da olup biten bizde yaşansa, ırkçı parti ikinci tura yükselse, 28 Şubatçı zihniyet, askeri siyasete karıştırmayan demokratik rejimi garipser, orduyu hemen göreve çağırırdı... Ne var ki, Fransa, askeri darbeler karşısında da tüm toplum olarak ayağa kalktığı için Fransa oluyor.."

Bir rejim, toplumun tercihleri kadar, aynı toplumun ve sistemin tehlike olarak algıladığına karşı aldığı tedbirlerin niteliğiyle de demokratik olup olmadığı belli eder. Bir siyasi parti ya da grubun politikasına karşı olmakla varlığına karşı olmak, politikasını hedeflemekle varlığını hedeflemek arasında dağlar kadar fark vardır. Üstelik hedeflenen politika olunca, araçlar da politik ve demokratik olur; hedeflenen varlık olunca yöntem kaçınılmaz olarak otoriter ve gayrimeşru alana kayar.

Bu açıdan Fransa ve Türkiye, Le Pen hadisesi ve 28 Şubat arasındaki siyasi fark tüm çıplaklığıyla ortadadır.

Kaldı ki, tehlike'nin nesnesi, kimliği açısından iki ülke arasında büyük bir fark vardır.

O dönem RP, bu dönem Erdoğan ve AK Parti'nin rejim için Le Penvari bir tehlike oluşturmadılar. Türkiye'de sorunun toplumu merkezi ve çevresi arasındaki mesafesinin azalmasından kaynaklanmaktadır. Tek çözüm yolu ise hem merkezin hem çevreninin değişmesi, ehlileşmesidir. Bu çözümü devreye sokabilmek için demokrasinin boğulması değil, geliştirilmesi gerekir.

Siz 28 Şubat'ın arsız kalemlerine aldırmayın...

Ama 28 Şubat'ı da unutmayın...

28 Şubat'ın ne olduğu, ne denli kalıcı etkiler bıraktığını kavramak için şu günlerde olup bitene bakmak yeter de artar: Bir siyasi parti liderinin 10 yıl önceki kasetleri ortaya salınıyor ve bu lider farklı bir üslupla dile getirdiği eleştirilerden dolayı tutuklanmaya çalışılıyor, basında linç ediliyor.

Yapılmaya çalışılan, aynı 28 Şubat'ta olduğu gibi seçimlere doğru birilerinin keyfi olarak tehlike saydığını yok etmek ve siyasi sistemi tepeden dizayn etmektir. Çatışmayı tahrik ederek, çatışmanın faturasını mağdurun üzerine atmaktır.

Ama yine aynı 28 Şubat'ta olduğu gibi unutulan bir şey var; bu, mağduru büyütür.

Ama bilin ki, böyle bir büyüme faydalı değildir; ne Erdoğan ve ne de sistem açısından...

Zira siyaset, etik ve demokrasi açısından Türkiye diplerde dolaşmaya devam etmektedir. Bunun toplumsal ve ekonomik bedeli yine tüm ülkeye çıkacaktır.



28 Nisan 2002
Pazar
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED