|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
'Seyirci salak değil'
Tatlı Hayat, uyarlama bir dizi. Ancak çok başarılı. Adaptasyon diziler eleştiri aldılar ama diğer taraftan da tutuldular. Sizce bunun sebebi nedir? Adaptasyonların bazıları uyuşuyor, bazıları zorlama oluyor. Bu uyarlamayı yapan kişinin de yeteneğiyle ilgili bir şey. Dizinin orijinali zenci-beyaz takışması esprisi üzerine kurulu. Biz onu Türk-Yunan yaptık. Bu konuda eleştiri var. Irkçılık yapılıyor diye... Tam tersi. Irkçılığın eleştirisi var aslında. İhsan salağın teki. Alçak, üçkağıtçı, ikiyüzlü, çıkarcı adamın teki. Ben kesinlikle eminim ki Yorgo-İhsan dalaşında sempatiyi kazanan Yorgo oluyor. Biz bir ayna tutuyoruz. Bir insanı Yunan olduğu için sevmeyen İhsan salaktır, siz de böyle olmayın diye tam tersi bir şey çıkıyor ortaya. Yeditepe İstanbul hayatın içinden insanların gerçeğiyle örtüşen bir dizi. Sizce başarısı bundan mı kaynaklanıyor? Yeditepe İstanbul'un başarısını bir tek bununla açıklamak yanlış olur. Senaryo ve kast özenle seçilmiş. Gerek çekim yapılan mekanlar, gerekse dizinin oluşturduğu atmosfer ilginç ve hoş. Orada çok şiirsel bir atmosfer var. Gerçek yaşamda oralarda yaşayan insanların kurmadığı bir dil, bir dünya var. Havva bir cümle kuruyor ki, gerçekte orada yaşayan Havva veya Ayşe, Fatma gibi bir kadının o cümleyi kurmasını bekleyemezsiniz. Kendilerinden uzak değil, gerçeğe yakın, tanıdıkları bir şey. Sahicilik, her şeyiyle. Türk halkı yerli dizileri çok sevdi. Sizce nedir Türk halkını dizikolik yapan? Sıradan insanların dünyayla bağlantısını kurabileceği tek araç TV çünkü. Eğlenmek ve dışarıya çıkmak için gerekli parasal gücü yok insanların. TV de onların bu açığını kapatıyor. Başka da şansları yok zaten. Bir taraftan da üzücü tabiî bu. Bilginer: Keşke TV seyredenden çok kitap okuyan olsaydı bu ülkede. Zuhal'in de dediği gibi dünyayla tek bağı TV. O ne verirse onunla yetiniyor. Toplum alt yapıyla yetiştirilmek de istenmiyor zaten. Çünkü koyun sürüsünü gütmek kolaydır. Soru sormaya kalkarsanız zordur. Siyahla beyaz arasında bir toplum oluşturulmaya çalışılıyor. Gri tonlar öldürülmek isteniyor. Haluk Bey siz, "Oyuncunun amacı oynamadan oynamak olmalıdır" diyordunuz. Zuhal Hanım da, "Oyunculuk bilinçli şizofrenidir" diyordu oyunculuğu tarif ederken. Bunları biraz açar mısınız? Bilginer: Aktör gördüğüm zaman tüylerim diken diken olur benim. Aktör aktör dolaşan, aktör aktör konuşan insanlar, hiç hoşuma gitmiyor. Çünkü gerçek değil onlar. Kimsenin inanmasını da bekleyemeyiz onlara. Seyirci salak değildir çünkü. Size profesyonel cümleler kurmadan sizi beğenmediğini söyleyecektir. Onun için oyunculuğun amacı oynamamak olmalıdır. Oynamadan sahici olmaktır. Başka bir insanmış gibi yapabilmektir. Olcay: Bilinçli şizofreni gerektiren bir şeydir. Başka biriymiş gibi yapabilmektir. Başka bir karakter için ağlayıp gülmek, onunla birlikte dertlenmek başka nasıl mümkün olabilir. Tabiî ki bilinçli bir kişilik değişimiyle Kendi kişiliğindeki ipuçlarıyla başka bir kişilik yaratmayla. Bilginer: Seri katiller Mars'tan gelmedi, bizim gibi insanlar. Onlar o duyguyu kullandı ve insan öldürdüler. Biz kullanmadık ama mutlaka bir aralar birini öldürmek geldi içimizden. Yaz günü mışıl mışıl uyuyorsunuz, zzzz bir sivrisinek. Ne yapmak istersiniz o sivrisineği? İşte içinizdeki seri katil uyandı. Yeditepe İstanbul bir mahalle dizisi. Mahalle dizilerinin seti, mahalleliyle içiçe olmaktan dolayı stüdyo dizilerinden daha sıcak olsa gerek... Olcay: Çok doğru. Bu dizinin çekildiği ev, bir stüdyoda yapılmış olsaydı herhalde benim oyuncu olarak hissiyatım farklı olurdu. O mekan, Balat, Cibali ve çevresi çok etkileyici. Siz magazin programlarında, davetlerde görünmüyorsunuz... - Olcay: Dışarılara gitmeyi, gecelere katılmayı pek sevmiyoruz. Gittiğimiz zaman da gözönünde olmayan yerleri seçiyoruz. Oyuncular içe dönük insanlardır. Spotun altında olmak istediği tek yer sahnedir. Mümkün olduğunca spotlardan uzak olmak isterim. Tatlı Hayat'ta İhsan'ı eşi dengeliyor. Asıl patron o. Gerçek hayatta da öyle mi? Evde patron kim? Bilginer: Farklı olması mümkün mü? Her evde öyledir. Yani patron kadındır. Öyle olmadığını söyleyen yalan söylüyordur. Ya da öyle olduğunu zannediyordur. Eşi ona sen patronsun der, o da kendini patron zanneder. Erkekler biraz salaktır zaten, çocuktur.
|
|
|
|
|
|
|
|