|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bizde seçkinler önce kendilerini toplumdan yalıtan, adeta dikenli tellerle örülü bir alana mahpus küskün bir azınlık iken; şimdi çevrelerine ördükleri dikenli tellerle toplumu kıskaca almaya çalışan yırtıcı bir azınlığa dönüştüler.
Dünya sistemi içinde, toplumlarının potansiyeliyle uyumlu güç biriktiremeyen siyasi-bürokratik seçkinler, el ele verip içeride problem yaratırlar. Yurttaşların kılık kıyafetleri onlar için problemdir; ibadetlerini Çince mi, Hindçe mi yaptıkları onlar için problemdir. Hele müstakbel seçimde oylarını hangi yönde kullanacakları onlar için hayati bir problemdir. Böylece, güya öncü gücü oldukları devlet/toplum sistemini bir problem yumağına dönüştürür ve boyuna aşağı doğru çekerler. Buna karşılık, kendini (evet evet, öncelikle kendini) ve biraz olsun toplumunu düşünen seçkin bürokrat ve siyasetçiler, toplumlarının potansiyelini sonuna kadar nasıl değerlendirebileceklerinin hesabını yaparlar. Bizde seçkinler önce kendilerini toplumdan yalıtan, adeta dikenli tellerle örülü bir alana mahpus küskün bir azınlık iken; şimdi çevrelerine ördükleri dikenli tellerle toplumu kıskaca almaya çalışan yırtıcı bir azınlığa dönüştüler. Küskünlük ve yırtıcılık ne yazık ki onlara "güç" olarak değil, birkaç günlük krallık olarak geri dönüyor. Bunu idrakten aciz olmasalar, bin yıllık sıkıyönetimden söz edebilirler mi? Fikirler ekonominin dinamiği
Böyle bir ortamda ekonomik büyümeden, kalkınma ve refahtan söz etemek abesle iştigal değil midir? Bir toplumun "yükseliş" eğilimine girebilmesi için, en azından seçkinlerinin kendisine ayakbağı olmaması gerekir. Kendimizi sadece ekonomi alanıyla sınırladığımızda bile, en azından şu soruların cevabını verebiliyor olmalıyız: Yarının temel güç kaynakları nelerdir? Hangi teknolojiler stratejik önem taşımaktadır? Gençlerimizin yetenek ve kültürleri hangi alanlarda rekabetçi üstünlükler sağlamamıza imkan vermektedir? Bu gibi soruları sormanın öylesine uzağındayız ki, aklıbaşında insanlar Pompei'nin son günlerini yaşadığımıza ant içebilirler. Aklıbaşında devlet/toplum sistemleri sadece bugünün değil, yarının temel güç kaynaklarının tabiatına dair fikirlere en çabuk ulaşanlardır. Ekonomileri büyüten nedir? Onsekizinci yüzyıl sonlarında Adam Smith'e uzanan bir düşünce çizgisi, yeni servetin fabrikalara yapılan yatırımlardan kaynaklandığını ileri sürmektedir. Karşı kutupta ise Keynes'in takipçileri durmakta ve büyümenin tüketici (kriz dönemlerinde ise devlet) harcamalarına bağlı olduğunu düşünmektedirler. Ne var ki, bu iki görüş arasındaki pörsümüş tartışma nihayet miadını dolduruyor. 1990'ların yeni ufuklar açan fikri Smith veya Keynes'ten değil, genç iktisat hocası Paul Romer'den geliyor. Romer'in sözleri, yeni ekonominin özeti gibidir: "Ekonomik büyümeyi sürükleyen şey, fikirlerdir." Romer, yatırımlara karşı değil elbette. Fakat, elimizde mevcut olan şeylere aynısından daha fazla katmanın bizi uzun zaman için daha fazla zenginleştirmeyeceğini söylüyor. Gerçek servet yaratımı, ister soya fasulyesi üzerindeki geliştirmeler gibi küçük, ister bilgisayar çipleri gibi büyük yeni icatlar olsun, yeniliklerden gelmektedir. Hükümetlerin takip edebilecekleri en önemli politikalar vergi ve harcamalarla değil, yeniliklerin hızını arttırmakla alâkalı olmak zorundadır. Romer piyasaların kendi kendine işleyişine körü körüne iman edenlerden değil. Saf bir laissez-faire (serbest teşebbüs/serbest piyasa) sisteminin en iyi yenilik sistemi olmayabileceğini söylüyor. Hükümetlerin bu yolda yapabilecekleri çok şey olduğunu da. Ne bilginin ortaya çıkması, ne de mevcut bilginin kullanılması tesadüfün kaprisine terkedilemez. Her toplumun, her toplumsal örgütün bu hususta bir stratejisinin bulunması gerekir. Özellikle de devletlerin ve şirketlerin. Marifet, Amerikan şahinlerinin küresel sıkıyönetimlerinin küçük bir modelini kendi ülkenizde uygulamanız değil, yurttaşlarınızı topyekün yenilikçi olmaya teşvik edebilmektir. Devletin de, şirketlerin de geleceği buna bağlıdır.
STRATEJİK YÖNETİM KABİLİYETİ
Günümüz Batı dünyasının en önde gelen işletme stratejistlerinden Hans Hinterhuber'e göre, girişimcilere örnek olabilecek en büyük stratejistlerden biri, 1858-88 yılları arasında Prusya ve Almanya'nın genelkurmay başkanlığını yapan Helmuth von Moltke'dir. Hinterhuber'e göre, kişinin stratejik yönetim kabiliyetini kesin olarak ölçebilecek bir test yoktur; ancak, bu kabiliyetin derecesi konusunda bilgi verecek bir takım temel sorular vardır. Kendilerini sınamak üzere bu soruları kendilerine sorabilen yöneticiler, stratejik yetenekleri hususunda bazı ipuçları elde edebilirler. Moltke'nin askerlik tecrübesinden iş hayatına uyarlanan sorular şunlardır: 1. Bende girişimci ruhu var mı?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |