|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Devletin yapısını ve işleyişini sivilleştiremeyen, askeri otoriteyi sivil otoriteye tabi kılamayan, hukuk, siyaset ve toplum düzeninde özgürlük ve eşitlik ilkelerine tabi olamayan bir ülkenin demokratikleşmesi de mümkün olmaz. Böyle olunca fikir, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü savunma ve güvenlik anlayışının bir parçası haline dönüşür. Bunu sağlamak ve daimi kılmak için için asker karar mekanizmalarını etkilemekle kalmaz, içine sızmaya başlar. Siyasi konuları devletleştirir, tartışılmaz meseleler haline getirir; siyasi alanı askerileştirir ve siyasi partileri hareket edemez hale getirir. Örneğin bu ülkede, kürtçe yayın, ölüm cezasınının kaldırılması, partilerin temsil olanaklarını genişletecek kısıtlamaların kaldırılması, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü sınırlayan milli güvenlik, kamu güvenliği gibi kriterlerin elden geçirilmesi, yerel yönetimler reformunun yapılması, yargı bağımsızlığının sağlanması gibi adımlar yıllardır neden atılmaz? Sadece son iki yıl içinde bu tür konularda atılması planlanan adımlar "milli güvenlik gerekçesi"yle durdurulmuşsa ya da milli güvenlik gerekçesiyle tersi istikamette yeni düzenlemeler yapılmışsa; bunların büyük bir çoğunluğu MGK'nın tavsiyeleriyse; Silahlı Kuvvetler türlü demokratikleşme adımlarının tehlikeli adımlar olduğunu yüksek sesle söylemiş ve bunlar bloke edilmişse, "neden sorusu"na bir başka yanıt aramak anlamsızdır. Bu ülkenin sistemi elbet "açık diktatoryal bir sistem" değil. Ortada ne yapılması gerektiğini söyleyen cunta bildirileri ve emirnameler yok. Ama yine de bu ülkede "üstü kapalı bir otoriter rejim" süregider. Devlet çarkında bildiri ve emirnameleri ikame edecek, yasal kılıfa uygun sofistike bir işleyiş vardır. Bu işleyişin iki kilit unsuru bulunur: İlki, yetkililer ile sorumluluların birbirinden ayrışması, "siyasi yetkiye sahip ancak bundan dolayı siyasi sorumluluk taşımayan" MGK gibi kurumların hegemonyasıdır. İkincisi, toplumu da kuşatan "siyasi bilginin devlet, hatta asker tekelinde bulunması" halidir. Başka bir ifadeyle verili bir bilgi tekeli üzerinden siyasetin ve siyasetçinin kuşatılması ve yönledirilmesidir. Birinci kilit unsur bu ülkede kamuoyu tarafından bilinir ve fırsat geldikçe tartışılır. İkinci unsur ise hala üstü örtülü bir konu olmayı sürdürür. Peki ne ifade eder bu bilgi tekeli? 1. Herşeyden önce toplumsal nitelikli bilgiyi tümüyle dışlayan istihbari nitelikli stratejik bilgiyi ifade eder. Örneğin bu bilgi gecekonduları sosyal, ekonomik, kültürel sorunlarıyla değil, etnik ve mezhebi ve örgütsel yapısıyla tanımlar; Güneydoğu'yu da öyle… 2. Bilgi sadece devlet içinde ve devlet kurumları tarafından üretilir. Vahimi internetten ekonomik politikalara, sivil toplum örgütlerinden eğitime uzanan hatta bu bilgi son şeklini temelde Genelkurmay bünyesinde ve MGK'da alır. MGK'nın tüm devlet kurumlarından bilgi alması, bilgi ısmarlaması ve bu bilgileri derlemesi, bu açıdan en önemli işlevidir. Bu derleme MGK Genel Sekreterliği ve MGK'nın subaylarca yönetilen alt komisyonları çerçevesinde "askerin siyasi ve ideolojik kontrolu" altında bulunur. 3. En nihayet bu bilgi bakanlar ve başbakanlar da dahil olmak üzere her yeri kuşatan ve politikaları belirleyen bilgi olarak dolaşıma girer. Kısacası bu devlet çarkında "söz" gibi siyasete referans olan bilgi de sivil değildir, toplumsal değildir, hatta siyasi değildir. Asayiş niteliklidir. Bu bilgi üzerinden devlet sadece ülke dışını değil, ülke içini de, toplumu, siyasi sorunları da birer asayiş meselesi gibi potansiyel tehlike olarak tanımlar. Geçen hafta Genelkurmay bünyesinde kurulan, stratejik araştırma birimi olarak lanse edilen SAREM de bu işleyişin yeni kilit kurumlarından birisi olarak karşımıza çıktı. SAREM mevcut yapının pekiştirilmesini, MGK'ya bilgi hazırlama açısından destek olunmasını, ancak en önemlisi bu vahim durumun şeffaflaştırılması ve doğallaştırılmasını ifade ediyor, 28 Subat'la hızlanan bir devletleşme-askerileşme sürecinin ne denli derinleştiğini gösteriyor, kılıfına uydurulmuş bir sürekliliğe vurgu yapıyor. Ama ne gam! Genelkurmay Başkanı'nın ülkedeki düşünce kurumlarını taraflı olarak tanımlaması, devlet ve siyaset için SAREM'in kendi kontrollarında yansız devlet bilgisi (!) üreteceğini vurgulaması, açıkcası siyasi alanı ikame ettikleri ve daha da edeceklerini açıklaması basın tarafından alkışlarla karşılanıyorsa, başka ne demek gerekir?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |