|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
-Türkiye'nin bölgede Amerika ile çatışmayı esas alan bir politika yürütmesi gerçekçi değildir. Bu en azından şu an Türkiye'nin taşıyabileceği bir risk olamaz. Ancak bu, mutlak manada Amerikan politikaları ile örtüşmenin en sağlıklı politika olacağını ifade etmek anlamına da gelmiyor. İhtiyatlı bir işbirliğinden söz etmek belki gerçekçi olacaktır. -"İhtiyatlı"dan kasıt, Amerika'nın bölgeye ilişkin politikalarını milli çıkarlarımıza göre süzme anlamını taşıyor. Bu da, Amerika'nın bölgeye ilişkin her politikasının, bizim çıkarlarımızla birebir örtüşmeyebileceği kuşkusunu. -Bu çerçevede belki tek tek her meselenin süzülmesi gerekiyor. Bunun için de Amerikan politikalarını bugünden geleceklere uzanacak süreçte "doğru okumak" gibi bir zaruret var. Yani bir satranç oyununda hamlelerin sonunu görmek. Şunu unutmamak gerekiyor ki, hiçbir ülke uluslar arası ilişkilerde satrancı yan yana oynamaz. En yakın dostların bile bir rezervinin bulunabileceğini hesaba katmak lazım. Aynı şey Amerika ile ilişkilerde de hep akılda tutulması gereken bir husustur. Her anın hesabının ve taş değerlendirmesinin ayrı yapıldığı bilgisi dış ilişkilerin ana kuralıdır. -Diyelim Kıbrıs konusunda Amerikan politikası, Türkiye'den çok Yunan tezlerini kollar. En yakın ihtimal budur. Gerek kültürel yakınlık gerekse Amerika'da etkin Rum lobisi, Amerikan politikalarını bu istikamette etkiler. Aynı şekilde Ermenistan meselesinde Amerikan politikaları Türkiye'nin hassasiyet gösterdiği Azerbaycan çıkarları yerine Ermenistan'ı kollar. İşleri tabii seyrine bıraksanız Amerika'nın Rum ve Ermeni çıkarları yanında yer alması beklenir. Türkiye ancak, çok farklı ağırlıklar sebebiyle Amerikan politikalarında kendi lehine dönüşüm sağlayabilir. Bunun Türkiye açısından özel bir dikkat gerektireceği açıktır. Ama burada gene diplomasinin üzerinde yürüdüğü bıçak sırtı öne çıkıyor, çünkü Amerika Kıbrıs ve Ermenistan konusunda Türkiye'nin tezlerine yakın tavır koyarsa bu, Yunan ve Ermeni tezlerine mesafeli davranması anlamına geliyor. Amerika böyle bir hesapta nasıl tercih yapacak? Yunan ve Ermeni tezleri yerine Türk tezini nasıl tercih edecek? Edecek belki, çünkü bölgesel ilişkilerde farklı ağırlıklar söz konusu olacak. O zaman Amerika'nın Yunan ve Ermeni tarafına söyleyecek söz bulması gerekecek. "Seni harcadım, hazmetmen gerekir çünkü..." gibi... Demek istiyoruz ki, Kıbrıs vs gibi konularda Amerikan politikalarını etkileyecek ağırlıklar bulabilmek için Amerikan politikalarının bugün bölgeye nasıl baktığını doğru okumak gerekiyor. -Acaba Amerika IMF'ye neden "Türkiye'yi kolla" yolunda bir emir verdi? Türkiye'nin bölgede nasıl bir misyon üstlenmesini istiyor? Bu diplomatik trafiği yönetirken cevaplanması gereken hayati bir soru. -Acaba Amerika'nın Irak'la alıp veremediği nedir? Ya da Saddam'la? Saddam ki Amerika'nın semizlemesine imkan verdiği bir diktatördü, İran'ı onunla terbiye etmek istemişti... Peki nerede ve neden koptu Saddam'la ilişkisi? Bunu da doğru okumak gerekiyor? Çünkü Amerika açısından baktığınızda Türkiye dahil bölgedeki tüm İslam ülkelerine karşı çeşitli düzeylerde rezervleri bulunduğunu düşünmek gerekiyor. Diyelim Türkiye, Haşhaş ekimi konusunda çatıştı Amerika ile... Kıbrıs konusunda da çatıştı. Yıllarca ambargo uygulandı Türkiye'ye. Ylılarca Rum ve Ermeni lobisi etkiledi Türkiye'ye karşı Amerikan politikalarını. Türkiye'nin İsrail askeri teknolojisi ile ilişkiye (dolayısıyla İsrail'le diplomatik ilişkileri geliştirmeye) zorlanması bu süreç içinde oldu. Bir zaman Amerika Mısır - İsrail- İran üçgeni ile oynadı bölgesel oyununu. Başa dönersek, Amerika – Saddam ilişkisinin nerede koptuğunu, Saddam'ın Kuveyt'e girmesinin Amerika açısından ne anlama geldiğini, Saddam'ın sahip olduğu nükleer güç ve kitle imha silahlarının neden binlerce kilometre ötedeki Amerika açısından tehdit olarak algılandığını ve bizlere de algılatıldığını, ya da İsrail'in sahip olduğu nükleer güç ve kitle imha silahlarının neden tehdit olarak algılanmadığını ve bize de algılatılmadığını, propagandaları aşan bir gerçeklik içinde bilebilmeliyiz. Çünkü Saddam'a yönelik düşmanlığı aynı dozda paylaşabilmek için onun bizim için de aynı ölçüde tehdit olduğuna inanabilmemiz lazım. Değilse, bölgede Amerika'nın düşmanları bizim de düşmanımız diye dolduruşa gelme riski her zaman mümkün olabilir. Bu durumda gün gelir Amerika, bizi düşman görüp, bize düşmanlığını başka bölge ülkelerine taşıyabilir. Birinci Cihan Savaşında İngiltere Osmanlı düşmanlığını bölge kavimlerine, mesela Araplara taşımadı mı? -Bir başka hassas konu, Kürt meselesidir. Amerika'nın normalde Müslüman bir halk olan Kürtlere özel bir sempatisinin olmaması gerekir. "İnsan hakları" gibi konular ise, dış politikada bir yerde rakip alanı daraltmak için malzeme olarak kullanılıyor. Peki neden "Kürt meselesi" gündemi var Amerika'nın? Bunun da doğru okunması gerekiyor. Türkiye gibi "dost" bir ülkenin kafasında hep bir "Kürt meselesi" sancısı bulunmasını neden ister Amerika? Neden Türkiye Amerika'nın bu alandaki hesaplarından bir türlü emin olamaz? Boş bir kuşkuculuk mudur bunun sebebi? Paranoya mıdır? -Amerika'nın bölgeye ilişkin politikalarında "İslam" konusuna nasıl baktığı da dikkatle tahlil edilmelidir. Geneldeki anlayış, Amerika'nın "Köktendinci İslam"ı reddettiği, buna mukabil o her ne ise, "Laik İslam"ı makbul bulduğu şeklindedir? Acaba öyle midir? Böyle bir kıstastan yola çıktığında Amerika Saddam'ı mı tercih etmeliydi yoksa Fahd'ı mı? Neden "şeriatçı Fahd"ın ülkesini üs olarak kullanıp "laik sosyalist Saddam"ı vurdu acaba? Amerikan çıkarlarına meydan okuyan "Laik Müslüman" bir Türkiye, Amerika tarafından sevilir miydi acaba? Bir başka soru şu: Amerika denen dünyanın en köktendinci ülkesi olan İsrail'le can ciğer kuzu sarmasıdır? Bu değerlendirmelerden ne çıkar? Soyut bir laik söylemin veya köktendincilik karşıtlığının Amerika için kıymet-i harbiyesinin çok sınırlı olduğu sonucu çıkar. Ya da "Siz laiksiniz, sizin modeliniz çok şahane" yollu söylemlerin, gönül okşamadan veya ahmak aldatmaktan öte bir ağırlığının bulunmadığı... -Türkiye, Amerika ile ilişkilerinde, bölgesel ilişkilerini de titizlikle değerlendirmelidir. Amerikan politikaları, bölge ülkelerini birbirine karşı konuşlandırarak geliyor. Birini ötekine karşı konjonktürel hesaplarla kullanmak öteden beri uygulanan politika olmuş. Oysa Türkiye için bölgesel ilişkiler, dış politikasının en temel unsurlarından (zenginliklerinden) biri. Amerika ile iyi ilişki demek, Amerika'nın bölgedeki tüm düşmanlarını düşman edinmek anlamına gelmemeli. (Bu çerçevede Ecyad Kalesi gerilimi ya Suudilerin akıllarını peynir ekmekle yedikleri anlamına geliyor ya da kötü biçimde Türkiye ile ilişkilerin gerilmesini isteyen bir iradenin oyununa geldikleri...) Ecevit'in gezisi öncesinde son söz: Türkiye'nin ekonomik bakımdan "IMF'ye eli mahkum" yapısı, dış politikada bir mahkumiyete dönüşmemeli. Amerika'ya 'Bu Türkiye her şeye evet der' ümidi verilmemeli. Amerika'nın her talebi, evet "ihtiyatlı" hatta "kuşkucu" bir bakışla süzgeçten geçirilmeli. Bir süper güçle oyunun kuralı bu...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |