T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Gözaltında 250 öğrenci...

Benim görebildiğim kadarıyla, gelişmeleri sadece iki gazeteden öğrenebildik. Milliyet "Kürtçe eğitim dedi, tutuklandı", Zaman ise "Kürtçe için dilekçe verenler DGM'de yargılanacak" diyordu. Milliyet gazetesi, durumunu haber başlığında çok güzel özetlediği hikaye kahramanının fotoğrafına da yer vermiş. "Kürtçe eğitim" dediği için "tutuklanan" kişiyi tanıyalım: Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi Zafer Balcı. Peki bu öğrencimiz tam olarak ne yapmış da tutuklanmış? "Balcı (24), Kürtçe'nin seçmeli dil olarak okutulması için geçen hafta rektörlüğe verdiği dilekçeye, 'Türkiye'de Anadilde öğretim', 'Anadil Öğrenim Politikası' ve 'Kürt Dili'ni içeren toplam 165 sayfalık yazı ekledi." İsterseniz, gazeteden Balcı'nın tutuklanma hikayesini de olduğu gibi aktaralım: "Jandarma tarafından gözaltına alınan Balcı, sorgusunun ardından savcılığa sevk edildi. Balcı, savcılıktaki ifadesinin ardından, 'PKK'ya yardım ve yataklık ettiği' iddiasıyla tutuklanarak, cezaevine konuldu."

Şimdi de gelin, bu kısa haberden hareketle Balcı'nın "portresi"ni çıkarmayı deneyelim: Bu kısa haberden, Balcı'nın öğrenimini gördüğü bilim dalını (Sosyoloji) ciddiye alan ve bir sosyolog adayı olarak (4. sınıfta) üniversitede edindiği bilgiler ışığında etrafında (yani yaşadığı toplumda) olup biteni kavramaya çalışan (rektörlüğe dilekçesinin yanında 165 sayfalık bir "tez" teslim etmiş) bir öğrenci olduğunu çıkarıyoruz. Bu tespitimiz doğruysa, Balcı'nın "iyi yolda" olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Balcı, haklı olarak, neredeyse aile başına bir "sosyoloji mezunu" düşen bir ülkede, sosyologların bu tür çabalar içinde bulunmaları gerektiğini de anlamış birisi. Unutmayın; Balcı'nın "PKK'ya yardım ve yataklık ettiği" iddiasıyla tutuklanmasına neden olan olay, bir "yürüyüşe katılmak", imzaya açılmış bir metne "imzasını koymak" ya da bir "afiş asmak" filan gibi, hepsi de demokrasilerde "olmazsa olmaz" kabul edilen bir "faaliyet" de değil. Balcı, bir demokrasinin kendisine tanıdığı bu "tabii haklar"ını da kullanmamış; o sadece, rektörlüğe, bir sosyolog adayı olarak üzerinde muhakkak ki epeyce emeği olan 165 sayfalık bir dosya sundu. Tamam, dosyanın yanında bir de "dilekçe" var; ama biliyorsunuz, "dilekçe hakkı" denen hakkın tarihi demokrasilerin de gerisine uzanıyor...

Doğrusu bilmek isterdim; jandarma tarafından gözaltına alınan Balcı'nın "sorgu"su nasıl cereyan etti. Balcı ve onu sorgulayan yetkili arasında sözünü ettiğimiz 165 sayfalık metin üzerine nasıl bir "fikir alışverişi" cereyan etti. "Dil öğretimi" gibi fevkalade karmaşık bir mesele hakkında "taraflar" görüşlerini nasıl temellendirmeye çalıştı? Balcı'yı sorgulayan subay ya da astsubay, acaba, SAREM'in açılışı dolayısıyla kendilerinden haberdar olduğumuz TSK'nın "master ve doktoralı" mensuplarından mıydı?

Gelelim Zaman gazetesinin haberine: Olup biteni bu gazeteden daha etraflıca öğreniyoruz. İçişleri Bakanlığı'nın Adalet Bakanlığı'na gönderdiği bir raporda, son günlerde başta üniversiteler olmak üzere öğretim kurumlarında Kürtçenin "seçmeli dil" olarak kabul edilmesi yönünde bir hareketlilik yaşandığından bahisle, "masum istek gibi görünen ancak büyüyen tehlikenin önüne geçilmesi için cezaların caydırıcı olması" istenmiş. Adalet Bakanlığı da giderek büyüyen bu "masum istekler"in önüne geçilmesi için, savcılıklardan, "Kürtçe eğitim istiyorum" kampanyasına katılan ve dilekçe veren öğrenciler hakkında "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla DGM'lerde dava açılmasını istemiş.

"Masum istek" mi diyordun? Al sana "masum istek"! "Kürtçe eğitim istiyorum" diye dilekçe mi verdin? "Yaz kızım: Sanığın bu eylemiyle 'terör örgütü üyesi' olduğunun......"

Sanmayın ki, bu gelişmelerin kahramanı sadece Uludağ Üniversitesi'nden Zafer Balcı'dır. Gelişmeleri aktaran iki gazeteden, 5 üniversitede 1000'e yakın öğrencinin "Kürtçe eğitim" için dilekçe verdiğini öğreniyoruz. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde bu eylemlerinden dolayı gözaltına alınan 520 (yazıyla: beşyüzyirmi) öğrenciden (cuma günü itibariyle) ancak 250'si serbest bırakılmış...

Hadi gelin şimdi de, önümüzdeki manzaradan hareketle birkaç "masum istek" de biz çıkaralım: Bu ülkede hemen herkesin farkında olduğu "Dil" problemini, herkesten önce bu ülkenin sosyal bilimcilerine, edebiyatçılarına, yazar çizerlerine, öğretmenlerine ve öğrencilerine tartıştırmadan çözmek mümkün müdür? Bu problemin Van'da 250 üniversite öğrencisini gözaltında tutarak halledilebileceğini sanmak, ne boş bir hayal! İçişleri Bakanlığı'ndan yola çıkan raporun Adalet Bakanlığı koridorlarından geçerek savcılara kadar katettiği yol ne kadar umut kırıcı...

Bu ülkenin ancak ve ancak, Zafer Balcı ve arkadaşlarının dilekçelerinde dile gelen "masum istekler" etrafında, yasaklanacağı yerde tam tersine cesaretlendirilmesi gereken tartışmalarla "masumiyet" kazanabileceğini niçin anlamıyoruz?


14 Ocak 2002
Pazartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED