T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Irak'a karşı politika mı yoksa ağız mı değişti?

Türkiye Körfez savaşından beri, hatta çok daha öncesinden Irak konusunda tedirgin.

Körfez savaşından sonra, BM'nin ambargosuna uymakla birlikte, dünyadaki genel eğilimin aksine, Saddam rejimine sempatik bakan bir ülke olarak biliniyordu.

Türkiye'nin Irak konusundaki asıl sıkıntısı, Irak'ın kuzeyinde BM himayesinde ve desteğinde bir çeşit özerk bölge oluşturan Kürtlerle ilgili.

Oradan yola çıkarak da kendi içindeki Kürt nüfusla ilgili.

O nedenle Türkiye, Saddam rejimini, Irak'ın bölünmesini engelleyecek bir anahtar olarak görüyordu.

Yine de aynı şeyi söylüyor.

'Türk Dış Politikası' denilen şey, belli bir konuda şartlar değişse, zaman geçse bile yıllar yılı aynı şeyleri savunmaktan ibaret olduğu için, Türkiye yıllardır aynı şeyleri söyleyip duruyor.

Irak bölünmezse Kürt sorununun yakıcı olarak gündeme gelmeyeceğini, Kuzey Irak'ta yaşayan ve sadece uluslararası camia tarafından resmen tanınmaları eksik olan Kürt yönetimlerininin devletleşemeyeceğini zannediyor... ( Şimdi Barzani ve Talabani süratle aralarındaki sorunları çözme, hatta yeniden birleşme yolunda hızlı adımlar atıyorlar)

Türkiye'nin derdi aslında ne Saddamla ne de Irakla.

Türkiye'nin derdi Kürtlerle.

"Irak'ın bölünmesine karşıyım" demesi, Irak'ın toprak bütünlüğüne fazlaca metelik verdiğinden değil, bu bölünmenin ardından Irak'ın Kuzeyinde bir Kürt devleti ortaya çıkabilir endişesi ve hatta korkusundan...

Bu da değil aslında.

Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtler, o bölgede değil de Irak'ın güneyinde yaşıyor olsalar ve o bölgeye Kürdistan deniliyor olsa, bu sorun Türk devletini yönetenler için fazlaca bir dert teşkil etmeyecek.

O nedenle asıl mesele cografya meselesi.

Hani Türk-Yunan anlaşmazlığı nedeniyle sık sık söylenen bir laf vardır ya...

"Türkiye ile Yunanistan birbirlerine mahkumdur. Sınırları değiştirmek mümkün olmadığına göre iki ülke birarada yaşamaya mecburdur" falan gibisinden...

Kuzey Irak da öyle.

Hatta Türkiye'nin güneydoğusunda, İran'ın güneybatısında ve Suriye'nın kuzeybatı bölgelerinde milyonlarca Kürt'ün yaşadığı bölgeler de böyle...

Bu bölgeler bu insanların ana vatanı...

Ne bu cografyayı, ne o cografyada yaşayan insanları ne de o insanların konuştukları dili değiştiremeyeceğimize göre, bu gerçeklerle yaşamayı artık kabul etmek durumunda değil miyiz?

Kuzey Irak'ta 5 milyon kadar Kürt yaşıyor.

Bu birinci gerçek.

Bu Kürtler, değil Körfez savaşından sonra, 1960'lı yıllardan beri, adı ne olursa olsun, Bağdat yönetiminin etkisi ve denetimi dışında kendilerini yönetiyorlar.

Bu ikinci gerçek.

Körfez Savaşı'ndan sonra, o bölgede yaşayan Kürtler'i, Saddam'dan ve benzeri diktatörlerin kırımından, tasallutundan ve baskısından korumak amacıyla BM kararıyla, adına '36'ıncı paralel' denilen çizgi çekilerek özel bir bölge oluşturuldu.

Bu bölgeye Saddam'ın girmesi, uçaklarını uçurması yasak.

ABD ve müttefikleri bu yasağın uyugulanmasını bizzat denetliyor. Bu konuda Türkiye, ABD ile işbirliği halinde çalışıyor. BM kararlarına uyuyor.

Bu da üçüncü gerçek.

Bir gerçek daha var.

Kuzey Irak denilen ve Kürtlerin yaşadığı bu bölgedeki Kürt yönetimleri, yine ABD ve müttefiklerinin desteğinde yeniden yapılanıyor, kendi kendilerine her açıdan yetecek bir yönetime ve ekonomiye kavuşma yolunda hızla ilerliyor.

Adeta özel bir ortamda yeşertilen ve gelişmesi için titizlik gösterilen değerli bir nebat muamelesi görüyor.

Bunu yapan kim?

Müttefiklerini ve BM'yi bir tarafa bırakın... ABD...

Şimdi bu ABD'ye karşı hala Saddam'ı savunan bir söylem geçerli olabilir mi?

Üstelik de, IMF ile ilişkiler bu derece olumlu bir noktada ilerler, Türkiye'ye verilecek yardımların miktarı giderek artırılırken...

Böyle bir ortamda Türkiye Saddam'ı tabii ki harcar. Başbakan'ın ABD gezisi öncesinde tabii ağız değiştirir.

Avrupa Ordusu ve Kıbrıs konularında da öyle olmadı mı? Önce yüksek perdeden 'ulusal güvenlik' söylemleri dinledik. Sonra dış şartlar dayatınca, 'ağız değiştirildi'

Bir arkadaşımız geçenlerde bu sütünlarda, Irak'ın bölünmesini savunmuştu. Ama kafasındaki tabuların tamından kurtulamamış olmalı ki, o bölgede yaşayan insanların kim olduğunu söylemeye cesaret edememişti.

Bense, o bölgede yaşayan Kürtler ve ABD dahil olmak üzere kimsenin bugünkü şartlarda o bölgede Kürt devleti kurulmasını istemediği bilindiği halde, Türkiye'nin böyle bir ihtimali, uzun vadede de olsa gözardı etmemesini ve buna göre de politikalar oluşturması gerektiğini savunuyorum.

İçerde, kendi vatandaşları olan Kürtlerin varlığını, kimliklerini kabul etmesi gerektiğini de...

Düşünün. ABD Irak'ı bölmeye karar verse Türkiye ne yapacak?

Bazılarının cevabını duyar gibiyim:

"Yine ağız değiştirecek"

Savaşacak değil ya...


14 Ocak 2002
Pazartesi
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED