|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu kitaplar, insanda akıl bırakmıyor.. Karşınıza bir konu çıkıyor.. Günlerce medyada ve kamuoyunda, uzun tartışmalar oluyor o konu üzerinde.. Derken, konuyla ilgili kitapları açıp okuyorsunuz.. Ve tartışmaların ne kadar dayanaksız olduğunu anlayıveriyorsunuz.. Aslında "okur-yazar" olmak, hiç iyi birşey değil.. Sadece "yazar" olmak, daha doğru ve daha kolay.. Hele bu internet, işin iyice tadını kaçırdı.. Hafızasına güvenip, aynı "laf"ı, 40 bin defa döndüren "taze fikir" gibi satanların ürünleri, bayat balıktan daha fazla kokmaya başladı.. Türkiye veya dünya ile ilgili hangi konuyu araştırmak istiyorsanız, "Web Gogle" arama motoruna yazın mesela.. Karşınıza, bütün arşivler ve o konuyla ilgili, tüm yazı ve fotoğraflar çıkıyor.. Önce buhar makinası, arkasından içten patlamalı motorlar, insan gücünü, bir palangadaki veya bir kaldıraçtaki gibi, defalarca artırmıştı ya.. Bu yüzden, bazı çılgın sürücüler, otomobilin motorunun gücünü, kendi beden güçlerinin uzantısı sanıp, gaza dibine kadar basarlar ya.. Bilgisayarlar da, insan beyninin ve belleğinin gücüne kaldıraç oldu.. Ama yine de "kitap", kitaptır.. Bir de özenli hazırlanmış, güzel basımlı ve ciltli kitaplar yok mu? İnsana sonsuz hazlar verir bu kitaplara sahip olmak da, okumak da.. Yıllar önce, "kitap-kolik"liğin, sonunda insanları "kitap-hırsızı" haline getirdiğini anlatan, nefis bir kitap okumuştum.. Bunlara yabancı dillerde "Bibliophile", "Bibliomane" deniliyor. (A Gentle Madness, Nicholas A. Basbanes, Henry Holt Co. New York 1995) Ansiklopedist-yazar rahmetli İbrahim Alaeddin Gövsa (1889-1949) babamın arkadaşıydı.. Evindeki görkemli kitaplığı, çocukluğumun en unutulmaz anıları arasındadır.. Ve kitaplığın üzerinde, çerçevelenmiş bir yazı vardı.. - Bu kütüphane, ödünç alınmış kitaplarla kurulmuştur, yazılıydı.. "Kimse ödünç kitap istemesin"in, çok nazik biçimde hatırlatılmasıydı bu yazı.. Benim de, asla ödünç veremeyeceğim böyle binlerce kitabım var şimdi.. Rahmetli Gövsa'yı o kadar iyi anlıyorum ki.. Mesela bir resim müzayedesinin katalogu mu geldi? Veya Erol Aksoy koleksiyonu dolayısıyla Osman Hamdi Bey'in adı mı konuşuluyor? Birkaç ay önce çalışkan araştırmacı Metin Erüreten'in "Osmanlı Madalyaları ve Nişanları" kitabını okumuştum.. Olağanüstü bir kitap.. Osmanlı kamu yaşamının son 100 yılını, öylesine yakından izliyorsunuz ki madalya ve nişanlardan.. Baktım, şimdi resim müzayedelerinin en değerli imzalarından Ayvazovski'ye de, Padişah 2'nci Abdülhamid, 1'inci ve 2'nci rütbelerden "Şefkat Nişanı" vermiş.. Peki sonra ne olmuş.. "Hafiye"ler, ressam Ayvazovski hakkında jurnaller yazmaya başlamışlar.. Mesela şöyle bir jurnal.. -Kefe sakinlerinden ve Ermeni milletvekillerinden olan ressam Ayvazovski'nin, geçenlerde evinde birkaç aileye vermiş olduğu ziyafette Hükûmet-i Seniye'nin idaresizliğinden başka Asakir-i Şahane ile Kürtlerin ve diğer İslam ahalilerinin, gaddarca ve zalimce Ermenileri her gün itlaf ettikleri, ayrıca Devlet ve İslamiyet hakkında bir takım hezeyanlarda bulunarak.. Sonuçta, bu "istihbarat" faaliyeti neticesi, Ayvazovski'nin madalyaları geri istenilmiş.. Kitaplar böyle.. İstihbarat konulu kitaplara, "Milli İstihbarat Teşkilatı Tarihi" ile devam edecektim.. Sütûnumun sonu geldi..
ŞAKA
Bunlar hiç taşınmaz!.
Emlak vergisinde, genel beyan dönemi öncesinde, Türkiye'nin en değerli taşınmazları (gayrımenkul), İstanbul'da İstiklal Caddesi ve İzmir'de Nadir Nadi Caddesi olarak belirlenmiş.. Peki Türkiye'nin en değersiz "taşınmaz"ları, hatta "yerlerinden-oynatılmaz"ları nerede dersiniz? Ankara'da hangi semtlerde, hangi adreslerde bunlar acaba?
ÜÇ KAĞITÇILIK
Çok çalışıyor görüntüsü vermek!.
Seinfeld dizisinin George Constanza'sı Jason Aleksander, "iş yerinde çok çalışıyor gibi görünme"nin yollarını, yöntemlerini sıralamış.. - Her zaman ellerinde dokümanla yürü. - Masanı hep kalabalık tut. - Bilgisayarda oyun oynarken bile iş yapıyormuş gibi davran. - Hep sabırsız ve huzursuz bir görüntü ver. - Büroyu en geç terkeden sen ol. - Etkileyici şekilde iç geçir. İktidarda çok çalışıyormuş görüntüsü vermenin yol ve yöntemlerini de, biz verelim.. - Evet oyu verilmesi zamanı gelince, TBMM koridorundan koşarak Genel Kurul salonuna gir.. - Hakkında hiç fikir sahibi olmadığın ve birkaç saat önce, önerge ile bir yasa maddesi haline dönüşecek kanun tasarısını, bir ölüm-kalım meselesi gibi savun.. -Ecevit grupta konuşurken en önde otur ve her cümlede, hıçkırıklara boğularak doya doya ağla.. - Sema Pişkinsüt ve Rıdvan Budak sanki hiç var olmamışlar ve bunlar uzay yaratıklarıymış gibi, "en demokratik parti bizimki" benzeri konuşmalar yap..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |