|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Biz İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Şükrü Türen'den cevap beklerken, arkadaşımız Koray Düzgören ses verdi. Düzgören, benim, "Biz Nazım'a fitiz de, size ne oluyor?" başlıklı yazımı yadırgamış "Ne demek bu?" diyor, "En azından onun şiirlerini bir ağızdan okuyan yüzbinlere, onun mezarını ziyarete giden sıradan işçilere ve bu salonu dolduran insanlarımıza (Düzgören Londra'da gerçekleştirilen Nazım Hikmet'i Anma Toplantısı'ndan söz ediyor) karşı bu üslup biraz ayıp kaçmıyor mu?" Hayret. Nazım Hikmet'i anlatan, hele Nazım sevgisini yargılayan bir yazı yazdığımı hiç hatırlamıyorum. Bu sevgi yer yer "fetiş" boyutlara varabilir; bunu da normal karşılıyorum. Kaldı ki, Nazım'ı ben de severim. İyi bir şairdir. Haksızlığa uğradığını da kabul ederim. Örneğin, Aydın Aydemir, bugüne kadar Nazım hakkında yazılmış (bence) en iyi ve en kapsamlı eser olan "Bizim Nazım" adlı kitabında, bu soy şiir emekçisinin konjonktür hazretlerine nasıl yenik düştüğünü/düşürüldüğünü anlatıyordu. Son derece trajik... Nazım'ın hangi koşullarda yaşadığını, ne yaptığını, hangi suçunun (!) karşılığı olarak 13 yıl cezaevinde yattığını, onu zindanlarda çürütenlerin kim ya da kimler olduğunu öğrenmek istiyorsanız, siz de okuyun. Çünkü, çoğunun dili varmaz söylemeye. Nazım'a bu ülkeyi dar edenlerin kim ya da kimler olduğunu kendi kendilerine bile itiraf edemezler. "Nazım Hikmet, kim ne derse desin, kültürümüzün bir parçasıdır" diyor Düzgören, "Nasıl Necip Fazıl ve diğer değerlerimiz de öyleyse... Kimse ne bu gerçekleri inkar edebilir, ne de bu gerçekleri hafife alabilir." Ben de böyle düşünüyorum. Ama, Nazım Hikmet yılında bir Necip Fazıl oyununun sahnelenmesini "izah edilemez" bulan İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Şükrü Türen, Düzgören'le aynı kanaatte değil. Çünkü, Şehir Tiyatroları yönetmenlerinden Mustafa Aslan'ın "proje" olarak sunduğu Necip Fazıl Kısakürek'in "Para" adlı oyunu, Şükrü Türen'in engellemeleri yüzünden sahnelenemiyor. Düzgören'in canını sıkan yazımda bunu sormuştum Türen'e: "Biz, 2002'nin 'Nazım Hikmet yılı' ilan edilmesini 'izah edilebilir' buluyoruz da, siz hangi temsil özelliğinizle ve ne hakla, ismi bir dönem Türk Tiyatrosu'yla özdeşleşmiş ve gelmiş geçmiş en büyük şairlerden kabul edilen Necip Fazıl Kısakürek'in oyununu, üstelik hiçbir gerekçe göstermeden 'kabul edilemez' buluyorsunuz?" Ve şunu eklemiştim: "Necip Fazıl ismi gündeme geldiğinde, 'O sağcıdır' diye burun kıvıran yardımcınızın her uygar insanın zihninde 'nefret' uyandıracak bu tutumunu nasıl izah ediyorsunuz?" Cevap yerine iki kişilik davetiye gönderdi Şükrü Türen. Çehov'un "Herkes Aynı Bahçede" adlı oyununun galasını onurlandırmamızı rica ediyor. Hay hay usta, onurlandıralım da, sen önce şu soruya cevap ver: Nazım Hikmet yılında bir Necip Fazıl oyunu neden sahnelenemezmiş? Bir Nezihe Meriç, bir Necati Cumalı, bir Orhan Asena, bir Turgut Özakman, bir Eugene Labiche, bir Hristo Boytçef, bir Anton Çehov oyunu pekala sahnelenebilirken?.. Üstelik, 1948-49 sezonunda perde açmış bir oyun bu. Necdet Mahfi, Talat Artemel, Suavi Tedü, Muzaffer Arslan, Samiye Hün, Atıf Kaptan, İ. Galip Arcan ve Mümtaz Ener de oynamışlar... Koray Düzgören yazımı "sıkıntıyla" hatırladığını söylüyor. Ama Şükrü Türen'den ve Necip Fazıl ismi gündeme geldiğinde "O sağcıdır" diye tavır koyan yönetmen yardımcısından hiç sözetmiyor. Ben de bunu "sıkıntıyla" hatırlıyorum işte...
(Bu kadar "sıkıntı"dan sonra nihayet iç açıcı bir haber: Ali Bayramoğlu da Yeni Şafak'ta ve elan üçüncü gününü idrak etmekte. Ali Bayramoğlu'na "hoşgeldin" diyoruz.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |