T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Erdoğan ve Ak Parti (2)

"Türkiye'de siyasal sistem neden sıkışır?" Bu soruya birden çok cevap verilebilir. En temel cevaplardan biri, "siyasal taşranın asabiyetlerinin merkezi kuşatması"dır.

Bu durum Osmanlı'dan beri böyledir. Siyasal taşranın asabiyetleri merkez üzerinde etkili olmaya başladığı andan itibaren, siyasal merkez sıkışır. "Siyasal sistem" denen alan da, zaten siyasal taşrayı öteleyen bir şekilde kurgulanmış olan siyasal merkezden ibaret olduğu için, siyasal merkezin sıkışmasıyla beraber siyasal sistem de sıkışır. Böylece, "kriz" ortaya çıkar.

Krizin geleneksel çözüm yöntemi, siyasal taşranın taleplerinin nüfuz kabiliyetini kesmektir. Neticede, siyasal merkez en dar biçimde tanımlanır ve bununla sınırlı inşa edilen siyasal alan da son derece "siyasetsiz" reflekslere tabi olur.

Bu şimdiye kadar işletilmiş bir "model"dir. Bu "model" siyasetin ancak devletin tanımladığı "kamu" alanı içinde varolmasına izin vermiştir ve siyasete bir "kamusal alan" tartışması yaptırmamıştır. Fakat, genelde küreselleşmenin iç politika ve dış politika dinamiklerini örtüştürmesi ve daha özelde Avrupa Birliği süreci ile beraber Türkiye'nin bu modelle yürüyeceği bir yolun kalmadığı görülüyor. Üstelik son olarak ortaya çıkan ekonomik kriz ve ardından tüm dünyayı kavrayan 11 Eylül süreci, malum modeli bir anda eskitmiştir. Bu noktada Türkiye'nin "geleceğe nasıl bir kamusal alan tanımı ile yürüyeceğini" tesbit etmesi gerekiyor. Bu tesbit de, sadece stratejik çalışmalarla yapılamayacak kadar karmaşık siyasi değerlendirmeler gerektiriyor. Böyle bir tesbitin yapılabilmesi için iç politika dinamiklerinin "yenilenmesi" kadar, dış politika dinamiklerinin de doğru algılanması şart. Özellikle dış politika dinamiklerinin sadece "egemenlik kodları"nın değil, "hegemonik kodları"nın da yüksek isabetle değerlendirilmesi zorunlu görünüyor.

İşte bu da, kısıtlanmamış bir "siyasal mekan" içinde siyasetin hareketlenmesi demektir. Bir bakıma Türkiye'nin "siyaseti yeniden keşfetmesi" gerekiyor. Fakat öteden beri varolandan bile yoğun biçimde siyasetin işlevsizleştirilmesi hattında ilerleniyor hala. Bu da krizi derinleştiriyor ve sistemin daha çok sıkışmasına yol açıyor. Oysa sadece iç politika için değil dış politikada etkinleşmek için de "siyasetin yeniden keşfedilmesi" şart.

Siyaseti yeniden keşfetmek için, merkez ve taşra arasındaki geleneksel ilişkinin ötesinde bir ilişkinin aranması gerekiyor. "Taşrayı belli asabiyetlerle tanımlanmış bir kategori olmaktan çıkarmak" ve "merkezi, yerli değerlerden boşanmış bir sterilliğin adresi olmaktan farklı bir düzlemde tanımlamak", siyasetin ihtiyacı olan "siyasal mekan"ın kurulmasının tek yolu. Ak Parti, tam da bu noktadaki arayışın koordinatlarını temsil etmesi bakımından dikkate değerdir.

Ak Parti'nin, –gösterdiği performans ayrı bir konu– yerleştiği "siyasal pozisyon", merkezle taşra arasında yeni bir ilişki türünün ipuçlarını vermesi bakımından çok önemli. Fakat Ak Parti, mahkeme kararları eşliğinde, merkezin geleneksel refleksleriyle siyasetsiz bir alana ötelenmeye çalışıldıkça, bu arayış zedeleniyor. Bu yapılarak aslında "kriz"leri tetikleyen geleneksel merkez-taşra ilişkisine dayanan "siyasetsiz mekan"ın sadece boyası yenilenmiş oluyor, ama Türkiye, yeni iç/dış siyasi dinamikler denkleminde yerini sağlamlaştıracak bir adım atmış olmuyor.

Dolayısıyla hem siyasal sistemi sıkıştıran ve krizleri doğuran eskimiş siyasal dinamikler daha da etkinleşiyor, hem de merkez ve taşra arasında yeni bir ilişkinin nasıl kurulacağı konusunda Ak Parti'de somutlaşan arayış verim kaybına uğruyor. Sistem düzleminde çekilen fotoğraf bu, Ak Parti düzleminde nasıl bir fotoğraf çekileceği ise gelecek yazıya...


14 Ocak 2002
Pazartesi
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED