T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Birbirine 'benzemeyen' iki gezi

Bugün bir uçak dolusu işadamı ve gazeteciyle ABD gezisine çıkacak olan Bülent Ecevit'in, Amerikalı muhataplarından isteyeceklerinin en başında 'borçların silinmesi' maddesi olduğunu öğrenince güldüm. 1991 yılında Turgut Özal'ın yaptığı Camp David'li o ünlü geziye kadar hiç değişmemiş gündem maddesi, o gezide, "No aid, but trade" ("Yardım değil, ticaret istiyoruz") biçimine sokulmuştu; arada belli-belirsiz mesajlar verildi, şimdiyse yeniden eskiye dönülüyor...

Ecevit'in yerinde olsam kendimi parayla test ettirmezdim.

Bu kanaate varmamın sebebi şu: "Washington'un gözbebeği" olduğu sanılan Adnan Menderes'in yıldızının kaydığı, 1959'da başkan Eisenhower'le görüşmesinden sonra anlaşılmıştı. Menderes'in talep listesinin başında şimdiki gibi milyarlarca dolarlık borç sildirmeler yoktu; bütün beklenen birkaç yüz milyon dolardı. Ancak, Amerikalılar, sadece Washington'a kadar gelen (Ekim 1959) Menderes'e davranışlarıyla isteksizliklerini ifade etmekle yetinmediler, iki ay sonra (6 Aralık 1959) Türkiye'ye gelen Eisenhower'in kendisi de, Menderes'e, "Kusura bakmayın" dedi. ABD'nin gözünden düştüğünü anlayan Menderes Türkiye için 'yeni bir dünya' arayışına girip Moskova'ya gitmeye kalkışınca askeri darbeye muhatap oldu...

Menderes'in ABD ziyaretini izleyen gazetecilerden Orhan Karaveli, gezinin Beyaz Saray bölümünü şöyle özetliyor: "9 Ekim günü öğleden önce Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte Beyaz Ev'e gitmiş ve 'önemli ziyaretçiler' geldiğinde kapılara çıkan Eisenhower, yani bu tarihten kısa bir süre sonra Türkiye'ye geldiğinde, bizim abartılı 'I love Ike' pankartlarıyla sokaklara döküldüğümüz Amerika başkanı, Menderes'i giriş katındaki çalışma odalarından birinde kabul etmişti. Kolumdaki saate göre üç devlet adamı toputopu 25 dakika kadar konuşmuşlar ve biz, az sayıda gazeteci, resim çekmek üzere içeri alındığımızda Menderes'i, kolunun altında parlak bir kâğıda sarılmış imzalı ve kocaman bir Eisenhower fotoğrafıyla gülümsemeye çalışır durumda bulmuştuk. Hiç mutlu olmadığı yüzünden okunuyor ve resmen açıklamasa da gezisinin asıl amacı olduğu bilinen, güç durumdaki Türk ekonomisini düzlüğe çıkarmak için, hedeflediği 500-600 milyon dolarlık yeni bir yardım talebini başbakanın gündeme bile getiremediği anlaşılıyordu. (..) Beyaz Ev çıkışında Cadillac'ına binerken bana, 'Sadece bir nezaket ziyareti idi!..' demekle yetindi."

50 yıla varan meslek hayatının anılarını topladığı 'Görgü Tanığı' (Pergamon, 2001) adlı ve "Bir gazetecinin 'sıradışı' anıları" altbaşlıklı kitabında anlattığına göre, Orhan Karaveli'nin gözünü açan, Türkiye'nin Washington büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü olmuş. ABD dışişleri bakanının özel kaleminde bekletildiği sırada ipek mendiliyle sürekli terini silen başbakan Menderes'e bakarken bir anormallik olduğunu sezmiş Karaveli. Ürgüplü'nün 'yazılmaması kaydı ile' söylediği şu sözler olaya açıklık getirmiş: "Amerikalılar Menderes'i çoktan sildiler. Gözden çıkardılar onu! Değil 500-600 milyon dolarlık yeni bir yardım, 1 dolar bile vermemekte kararlılar. Biz bunu 'hissettiğimizi' kendisine ilettik. Belki o da her şeyin farkında, ama şansını deniyor. Ümidini büsbütün kestiği an Türkiye'nin dış politikasını değiştireceğinden hiç kuşkun olmasın."

Gerisini biliyoruz. ABD'den beklediği ilgiyi bulamayan Menderes yeni arayışlar içine girmiş ve 1960 Temmuz ayında Sovyetler Birliği'ni resmen ziyaret edeceğini açıklamıştı. Moskova'dan önce ziyaret edilecek bir ülke daha vardı: Yunanistan...

Görüyorsunuz, devran değişiyor, ama Türkiye'nin gündemi yerli yerinde duruyor. ABD, bir yandan Ecevit'i başkentine dâvet ediyor, ancak ondan kısa süre önce Yunan başbakanıyla görüşmeyi uygun bulup bir dâvet de ona çıkartıyor. 1960 yılında da, yeni arayışlar içine giren Türkiye başbakanının gündeminde Yunanistan vardı. Mayıs ayı ortalarında yapılacak Atina gezisi, ülke içi olayların zıvanadan çıkması yüzünden, sürekli ertelenmek zorunda kalıyordu. Ziyareti izlemekle görevlendirilen gazeteci Karaveli, "23, 24, 25 Mayıs gün ve geceleri, gazetedeki odamda, bavulum yanımda bekleyip sabahladım" diye yazmış...

İnsan geçmişe dönük bilgilerini tazelerken yer yer boşluklarla karşılaşıyor. Sözgelimi, Menderes'in 1960 Temmuz'unda Moskova'yı ziyaret etmeye hazırlandığı hâfızamda çok canlı olduğu halde, askerlerin darbeye hazırlandıkları günlerde Atina'ya gideceği ile ilgili hiçbir iz yok. Oysa, Orhan Karaveli, çok daha ilginç bir ayrıntı veriyor kitabında:

"Bırakın Temmuz'da Moskova'ya gitmeyi, Mayıs'ta Atina'ya bile gidemedik. 25 veya 26 Mayıs'ta, özel olarak hazırlanan THY 'Viscount'ıyla planlandığı gibi yola çıksaydık, Ege Denizi üzerinde Türk jetlerinin bizi yarı yoldan çevireceklerini sonradan öğrendik." Darbeciler bunu bile düşünmüşler...

Amerika bir lideri gözden çıkardı mı, sonuç alması pek zor olmuyor. Menderes, ABD ziyaretinden az sonra bir askeri darbeyle koltuğundan edildi. Bereket, daha önce 'sınanmış' Bülent Ecevit'in böyle bir endişesi yok. "Ne olur ne olmaz" diyerek biz gazeteciler yine de peşine takılıyoruz işte...

Başbakan Menderes'in 1959'da çıktığı Washington gezisinden ilginç başka anekdotlar da var; ama onlar için yarını bekleyeceksiniz...


14 Ocak 2002
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED