|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Boş kaleye gol atmak mı?
Bir çok kişi ve medya organı, 7'nci Uyum Paketi'nde yer alan MGK'nın yetkilerini -bence kısıtlayan demek doğru olmaz- yeniden düzenleyen hükümleri alkışlıyor ve bunların Türkiye için bir devrim niteliğinde olduğunu vurguluyor. Paris'te yaşayan arkadaşım Prof. Şehmus Güzel ise bu değişiklikleri, "boş kaleye gol atmak" olarak nitelendiriyor. Bunların, askerlerin de uzun bir süre önce belirledikleri bazı rötüşlar olduğunu, işin esasına girilmediğini söylüyor. Bu nedenle de AKP hükümetinin bu konudaki değişiklikleri yapmaktan ötürü övünmemesi gerektiğini, ortada övünülecek fazlaca bir şey bulunmadığını ifade ediyor. Her ne kadar, demokrasi adına her kazanımın bir anlamı ve önemi bulunmaktaysa da MGK konusunda yapılacak görüntüye ve işin şekline ilişkin değişikliklerin, MGK denilen yapıyı fazlaca etkileme şansı bulunmadığını düşünenlerdenim. Prof. Güzel bu düşüncesini desteklemek amacıyla, savunma harcamalarının denetimi için getirilen 'Gizli denetim' ilkesine işaret ediyor. 'Gizli' ve 'Kamuya açıklanmayan' denetimin şeffaflıkla, halk adına yapılan denetimle ne ilgisi bulunabilir. Denetim, açık ve kamuoyunun bilgisine sunulan bir denetimse açık denetimden sözedilebilir. Yoksa kapalı kapılar ardında yapılan bir denetim, gizli örgütlerin bütçelerine uygulanan bir denetim çeşiti olarak anayasal bir kuruluş olan koskoca bir Silahlı Kuvvetler örgütünü gizli örgüt töhmeti altında bıırakmaz mı? Bu durum, vergi veren vatandaşın en tabii hakkı olmak durumundadır. Devlet bütçesinin ve ülke kaynaklarının en önemli bölümünü kullanan bir örgüt olarak silahlı kuvvetlerin Meclis'in açık denetimine tâbi olması, demokrasinin en tabii gereklerinden biri olarak kabul edilmedikçe bir devrimden söz edilemez. MGK Genel Sekreteri'nin giderek artımış olan yetkilerinden bazılarında indirime gidilmesi ve bazı icrai yetkilerinin kısıtlanması da bu anlayış çerçevesinde yeterli sayılamaz. MGK'nın gizli örgüt hüviyetindeki yapısı da demokratik bir anlayışla mümkün olduğu kadar 'açık' hale getirilmelidir. Ülkenin güvenlik tanımı yeni baştan değerlendirilip bu kurumun toplumsal ve siyasal hayata müdahalesinin önü kesilmedikçe MGK'da yapılacak makyaj tatmin edici olmayacaktır. Sözgelimi, bu değişikliğin görüşüldüğü sıralarda, başta MGK Genel Sekreteri olmak üzere bazı paşalar, Kuzey Kıbrıs'ta Aralık ayında yapılacak seçimler konusunda bazı örgütler ve siyasi partiler nezdinde baskı yapmakla meşguldüler. Bu faaliyetlerden anlaşıldığı kadarıyla Türkiye'de MGK Genel Sekreteri başta olmak üzere bazı komutanlar, Kıbrıs'ta bir çözüme karşı çıkmakta ve çözümden yana bayrak açmış olan muhalefetin seçimi kazanmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Sivil yönetimin bu faaliyetleri önleyebilecek hukuki ya da icrai bir gücü bulunmamaktadır. Kuşkusuz MGK Yasası'na baktığımızda ve göremediğimiz gizli yönetmelikleri inceleme fırsatı bulabildiğimizde bu konuda söyleyecek şeylerin oldukça fazla olacağını söyleyebiliriz. Netice olarak, herşeye karşın, bir açıdan biçimsel de olsa, MGK'ya ilişkin bazı şeylerin değişmeye başlamasını olumlu kabul etmek gerekiyor. Bu konuda, askerlerde ve askerlerin siyaset üzerindeki ipoteğini hep haklı görmüş olan sivil kesimlerde ise bazı hoşnutsuzlukların olduğu anlaşılıyor. Askerler, kendilerinin razı oldukları bu değişikliklerin fazlaca abartılmaması ve meselenin bir zafer havasına dönüştürülmemesi gerektiğinin üzerinde duruyorlar. Askerlerin görüşünü öğrenmek için dünkü Milliyet'te Fikret Bila'nın köşesine bakmak yeterlidir. Köşede askerlerin resmi olmayan bir açıklaması yeralmaktadır. Açıklama "Hükümetin Avrupa Birliği bağlamında yaptığı düzenlemelerin bir 'rövanş havası'nda sunulması yanlıştır" cümlesi ile başlamaktadır. Arkasından "Maalesef yapılan bazı yorumlar ve bazı 'sevinç' gösterilerinde bu hava seziliyor" şeklinde bir eleştiri getirilmektedir. "Türkiye'nin en son ihtiyacı hükümetle ordu arasında bir güç yarışıdır" denilen açıklamada daha sonra duymaya alışık olduğumuz şu değerlendirmeye yer verilmektedir: "Türkiye'nin koşulları Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her zamankinden daha güçlü olmasını gerektirmektedir. Bütün komşularıyla önemli sorunları olan, hemen yanıbaşında nasıl gelişeceği kestirilemeyen taze bir savaşın dumanları henüz tüterken, hedef tahtasına Türk Silahlı Kuvvetleri'ni koyarak iç politika yapmak akıl işi değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sorunlarını çözecek, ihtiyaçlarını karşılayacak olan yine hükümettir. Günümüz koşulları, hükümetle ordunun ulusal sorunlarda yakın ve uyumlu bir çalışma sergilemelerini, çatışmadan kaçınmalarını gerektirmektedir. Asli görevlerinde yoğunlaşmak, savunma gücünü artırmak elbette ordunun da tercihidir. Bunun sağlanması sadece yasal düzenlemelere bağlı değildir. Bu Türkiye'nin temel sorunlarını çözmesiyle hayat bulabilir." Son cümleyi ise çok yakından tanıyor olmalısınız. "Orduyu geri iterek siyasi alan kazanmak yasayla değil, onun asli görevleri dışında bir alanla uğraşmasını gerektirmeyecek koşulları yaratmakla olur." Nasıl? Bu bir devrim mi sizce, yoksa boş kaleye gol atmak mı? Siz karar verin...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |