AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K Ü L T Ü R

Ben her Eylül o parkta...

Önceki gece Açıkhava'dan bir Ahmet Özhan geçti. Çağımızın bu 'en buğulu ve en büyülü sesli adamı' tam üç saat boyunca şarkı söyledi, üstüne üstlük çıkarken hepimizin içinde bir 'üç saat daha olamaz mı?' arzusunu bırakmayı başardı.

Konserlerin ardından, "dün gece Açıkhava'dan bir dev geçti.. bir yıldız parladı vs." derler ya... Bu söz, en çok da Cumartesi akşamı havasını anlatıyor. Önceki gece Açıkhava'dan bir Ahmet Özhan geçti. Geçti gitti zira; bir daha geçer mi bilinmez! Bilinmez çünkü, o sahnede görünmesi için, "Ahmet Özhan, Ahmet Özhan olalı vak'asının" üzerinden neredeyse 20 yıldan çok zaman geçti. O sabretti ve salonlarda aradı arayacağını, endüstrinin bacasının tüttüğü bu sahnelere çıkmadı; bu sahneler de onun tercihlerine inat başka seslere açtılar mikrofonlarını...

Cumartesi akşamı ve gecesi işte bu arayış ve inadın kesişme vaktiydi. Ahmet Özhan sanki hiçbir şey olmamış gibi, "hoş geldin, gönül bahçeme bahar yüzlüm"le öyle bir giriş yaptı ki, yıllardır öyle donup kalmış olan kare, birdenbire hareketlenmeye başladı. Aynı sahne hakimiyeti, aynı elektrik ve aynı heyecan... Yaşı da seyircilerin durduğu yerden bakınca 25'ten biraz fazla, 30'dan azıcık eksik görünüyordu.

Hayatımda ilk kez bir konsere, "acaba repertuarda ne var" endişesi taşımadan gittim. Çünkü, Ahmet Özhan'ın ne söylerse, iyi söyleyeceğini biliyordum. Buna rağmen merakımı yenemeyip konserden bir gün önce telefonda "neler var?" diye sormuştum. "Çok güzel şeyler var, göreceksin. Yeni şeyler denedik" demişti. Ayrıntılar için fazla üstelemedim. Üsteleseydim, yıllar sonra sevenlerinin karşısına çıkarken, "Ah le yar, yar... Yine başımda sevdan"ı da söyleyeceğini herkesten önce öğreniş olacaktım! Evet... "Ben kara sevdanım duman duman..." Çekinmeden, bu şarkıyı bile söyledi.

Ama gecenin sırrı şarkıların adında değil, Ahmet Özhan markasında gizliydi. O gecenin bir mesajlar gecesi olacağını tahmin ediyordum öyle de oldu. İlk mesaj ortalığaydı ve "sizin yaptığınızı da pekala sizden iyi yaparım" manasındaydı. Bu yüzden, repertuara popüler ve fantazi şarkılar hakim oldu ve benim gibi "medet.. bir klasik daha yok mu" diye bekleşenler; Sadullah Ağa'nın Hicaz Nakış Yürük Semai'si "Nideyim sahn-ı çemen seyrini cananım yok"u ile yetinmek zorunda kaldılar.

İkinci mesaj, "aranızda yokken tasavvufta derinleşip eriyordum" diyordu ki, bunu göstermek için bildik ilahi ve nat'larla yetinmeyecek kadar da akıllıydı. Tam tersine risk alıp bu tercihini; gecenin tınısını veren Büyük Orkestra'nın "iddiasız ama usta" şefi İhsan Özer'in biraz deneysel, biraz senfonik Mesnevi bestelerinden üçüyle örnekledi. Mevlana'nın o tüm dünyayı kuşatan "ne olursan ol yine gel" çağrısının bu son bestede bulduğu mecra ile Ahmet Özhan'ın şekillendiği teknenin aynı yer olduğu her halden anlaşılıyordu.

Üçüncü mesaj, bir sentezin yeniden ilanıydı ve orta yaşlı bir hanımın yıllar öncesinden heveste kalan bir hayranlığın ifadesiyle, "aramıza hoş geldin" bağırışına verilen mahçup, utangaç cevapta gizliydi: "Hoş bulduk, estağfirullah!"

Ahmet Özhan aslında, "Siz orada, ben burada bahsi artık kapansın. Beni böyle kabul edin" demek istiyordu. Böyle olduğunu da hem "güzel âşık, cevrimizi çekemezsin demedim mi", hem de "bak yeşil yeşil"i aynı sahnede terennüm ederek ifade ediyordu.

Bir de... "Hüzün"den başlayın "Sonbahar Vurgunu"na gitti. Yetmedi, "Ömrümüzün baharı birlikte geçsin"i de ekleyip; hepimizin şahitliğiyle, aramızda oturan Selahattin İçli'ye sadakatini ilan etmeyi de ihmal etmedi.

Gelmeyenlerin çok şey kaçırdığı, tekrarının şüpheli olduğu güzel bir geceydi. Bu, "çağımızın en buğulu ve en büyülü sesli adamı" tam üç saat şarkı söyledi; üstüne üstlük, çıkarken hepimizin içinde "bir üç saat daha olamaz mı" arzusunu bırakmayı da başardı. Benzersiz sesinin kalitesini gösterdi, gösterirken de terennüm ettiği bestelerin limitleriyle oynadı. Kulaklarımıza tek bir detone nağme duyurmadı. Daha ne olsun....

Yapı Kredi ya sokakta ya vapurda

Etkinliklerini yaz aylarında sokağa taşıyan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık yarın bir sokak konseri düzenliyor. Türkiye'de İrlanda müziğinin sevilmesini sağlayan The İrish Group, Tünel Meydanı'nda saat 18:30'da konser verecek. Perşembe günü ise Doğu Oyuncuları 'Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan ile Rahibin Macerası' oyununu sokağa çıkaracak. Oyun saat 19:00'da Galatasaray Meydanı'nda. Flat Five Caz Beşlisi ile Cumartesi günü 18:30-01:15 arasında ise Barış Manço Vapuruyla Mehtap gezisine çıkılacak. Diğer etkinlikler hakkında bilgi için tel: 0 212 252 47 00

 
-PAZARTESİ NOTLARI-
Afet ve Sanat
Japon sanatçıların İzmit Büyükşehir Sanat Galerisi'nde açılan "Ruhun Gıdası" adını verdikleri resim ve heykel sergisiyle ilgili, "Afet ve Sanat" konulu söyleşi yapıldı. İzmit Büyükşehir Sanat Galerisi'ndeki söyleşide, Uluslararası İşbirliği ve Eğitim Akademisi İkinci Başkanı Yoshikazu Nakahama, Marmara ve Kobe depremlerinde yaşadığı duyguları anlattı. Deprem-lerin yaşanmasının ardından, insanlığın, yardım etmek için bir şeyler yapmaya çalıştığını hatırlatan Nakahama, ancak birkaç yıl sonra depremin unutulduğunu belirtti. Ressam Koh Isoda ise afetle sanatın doğrudan bağlantı kurulmasının güç olduğunu ifade ederek, sanatın, afetzedeye umut verme görevini üstlenmesi halinde sanatçıya büyük yük getireceğini kaydetti. Büyükşehir Sanat Galerisi'nde açılan Ruhun Gıdası adlı sergi daha önce birçok ilde sergilenmişti.
MİNİATÜRK TÜRK EDEBİYATI'NDA
Türk Edebiyatı son sayısında tarihe elimizle ve gözümüzle dokunduğumuz çok önemli bir mekânı, Osmanlı coğrafyasının en seçkin eserlerini bir araya toplayan Miniaturk'u ele alıyor. İskender Pala, bu aykı yazısında Türk sol ve sağ aydınları kısır çekişmeleri bırakmaya ve birlikte büyük hedeflere yönelmeye çağırıyor. Mustafa Armağan, "Osmanlı Despotizmi Hayaleti" isimli yazısı ile Montesquieu'nün Osmanlı'ya bu iftirayı niçin attığını ve aydınlarımızın neden sessiz kaldıkları meselesini işliyor. Sabahat Emir ise "Botoks" isimli bir hikaye yazıyor. Bilgi tel: 0212 527 50 32
HER EVE BİR İSTONBUL GEREKLİ
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştiraklerinden biri olan İSTON'un iki ayda bir yayınlanan bülteni İSTONBUL, son sayısında yine bir bülten olmanın çok ötesine geçiyor. Gezi, öykü ile söyleşilerin tüm sıcaklığı ile yer bulduğu bültende, İskender Pala, Mustafa Miyasoğlu, Sunay Akın İstanbul'u anlatıyor. Fetih konusunun ağırlıklı olarak işlendiği yeni sayının söyleşileri ise değerli sanatçı Erkan Oğur ve Anadolu folklorunun yakından tanıdığı Esin Afşar'la yapılıyor. Halka ücretsiz olarak dağıtılan bu yayın her eve girmeyi hakediyor. Bilgi tel: 0212 5378200
4 Ağustos 2003
Pazartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED