AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Üretim ve istihdamın artırılması

İki hafta önceki yazımızda hükümetin bazı politikalarının üretim ve istihdam üzerine etkilerini tartışmaya başlamıştık. Kaldığımız yerden devam edelim.

Özellikle SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan yüksek oranlı zammın toplam talebi kamçıladığını ve tüketim harcamalarının artırılması yoluyla üretim ve istihdam üzerine olumlu yansıdığını belirtmiştik.

İlginç olan, orta ve dar gelirli gruplara bütçe yoluyla daha fazla kaynak aktarılması politikasının bazı çevreler tarafından sert eleştirilere maruz kalmasıdır. Bütçede kaynağı olmayan harcama yapıldığı, sürdürülen enflasyonla mücadele politikası ile çeliştiği gerekçe gösterilerek SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan zamlar programdan sapma olarak değerlendirilmiştir.

Fiyat istikrarının sağlanması ya da % 20'lik enflasyon hedefine ulaşılması, döviz kurunun baskı altına alınması ve tüketim harcamalarının azaltılması ve/veya kontrol altına alınması üzerine kurulmuş ise sağlıklı bir yapıdan bahsedilemez. Baskı altına alınan kur bir gün baskıdan, kontrollü veya kontrol dışı olarak, kurtulduğunda ve tüketim harcamaları normale döndüğünde süreç tersine işlemeye başlar ve başlangıç noktasına dönülür. Kaybedilen üretim ve üretim imkanları, başta cari açık olmak üzere bozulan makro ekonomik göstergeler maliyet olarak toplumun bütünü tarafından yüklenilir.

Bu açıdan bakıldığında, hükümetin dar gelirli grupların milli gelirden aldığı payın büyütülmesi politikası gerçekçi ve ekonomi biliminin temel kurallarıyla uyuşmaktadır.

TARIM KESİMİNİN KONUMU

Hiç kuşkusuz belirtilen hedef için sadece emekliler üzerindeki iyileştirmeler yeterli olmaz. Hem marjinal tüketim eğilimlerinin yüksek oluşu ve hem de toplumun en geniş kitlesini oluşturması nedeniyle tarım kesimi dışarıda bırakılarak istihdam politikasının çözülmesi mümkün değildir.

Önceki yıllardan kalan doğrudan gelir desteği borçlarının büyük oranda kapatılması, ilave olarak bazı ürünlerde ek desteğin uygulamaya konulması ve başta hayvancılık olmak üzere tarım kesiminin bütçeden aldığı payın artırılması Anadolu'daki iktisadi hayatın tamamen durağanlaşmasını önlemiştir. Bu politikalardan belki en dikkat çekeni fındık üreticilerine verilen destektir. Bu şekilde 2.5 milyon fındık üreticisine yaklaşık 130 trilyonluk ödeme yapılmıştır. Yıllık faiz ödemelerinin 500'de birinden daha az miktara tekabül eden bu kaynak, fındık üretimi yapılan illerde gözle görülür bir şekilde ekonomik canlılığa neden olmuştur. Zira, aktarılan kaynağın tamamına yakını harcama olarak ekonomiye dönmüştür.

YA EK VERGİLER

Hükümetin dar gelirli gruplara kaynak aktarması nedeniyle bütçe dengelerini bozduğunu, söz konusu harcamaların finansmanı için ilave vergilerin uygulamaya konulduğunu ve esasında değişen bir şey olmadığı şeklindeki eleştiriler ise gerçeği yansıtmaktan uzaktır.

Ek vergilerden kastedilen ek emlak vergisi ile ek taşıt alım vergisidir. Doğrudur, hükümet ek vergileri hayata geçirmiştir. Ancak, ek vergilerden beklenen tahsilat miktarı 1.8 katrilyon liradır. Emeklilere yapılan zam ile tarım kesimine yapılan aktarmaların toplam tutarı ise 5 katrilyon lirayı aşmaktadır. Açıkça dar gelirli gruplara yapılan net aktarmaların toplamı 3 katrilyonun üzerindedir.

Diğer taraftan ek vergilerin ödeyicileri ile 5 katrilyon kaynak aktarılan kesim bire bir örtüşmemektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi SSK ve Bağ-Kur emeklileri ile tarım kesimi toplumun en alt gelir grubunda bulunan kişilerden oluşmaktadır. Ek emlak ile ek taşıt alım vergisini ödeyen kesim ise üst, orta ve alt gelir grubunda bulunan mükelleflerdir. Ancak, büyük bölümü orta gelir grubunda yer alan kişilerdir.

Hükümetin dar gelirli gruplara aktardığı 5 katrilyonluk kaynağın 1.8 katrilyonluk bölümünü ek vergilerden sağladığını kabul etsek dahi alt gelir grubunun milli gelirden aldığı payın büyüdüğü gerçeği değişmemektedir. Bunun anlamı, hükümetin toplumun ağırlıklı olarak orta gelir grubunda bulunan taşıt alım ve emlak vergisi mükelleflerinden 1.8 katrilyon lira tahsilat yapması, bu parayı toplumun en alt gelir grubunda bulunan kesime aktarmasıdır.

İçinde bulunduğumuz yılın ilk çeyreğinde yakalanan % 7.4'lük yüksek büyüme oranında, yukarıdaki politikanın temel belirleyici olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bir başka ifade ile ilk çeyrekteki büyüme oranının yılın sonraki bölümlerinde de sürdürülebilmesi için marjinal tüketim eğilimi yüksek olan toplumun alt ve orta gelir grubundaki kişilere ilave kaynak aktarılması politikasının kesintisiz sürdürülmesi gerekir. Nedeni ne olursa olsun bu politikadan vazgeçilmesi ya da politikanın gevşetilmesi, büyüme oranının küçülmesi ve üretim ve istihdam sorunlarının daha da ağırlaşması sonucunu doğurur.


4 Ağustos 2003
Pazartesi
 
NURETTİN CANİKLİ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED