|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cincinnati/Ohio'da yerel yönetimin bilgisayarına girerek dosyalarda dolaşan bir genç yakalanmış. Adı Jesse Tuttle. Güvenlik güçleri konuyu araştırırlarken gencin kendi bilgisayarlarına da girdiğini tespit etmişler. Soruşturma derinleştirilince, Tuttle'ın son iki yıl içerisinde resmi bilgisayarlara destursuz girip çıktığı anlaşılmış... Günümüz jargonunda Jesse gibi gençlere 'hacker' diyorlar, biz 'şifre kırıcı' diyebiliriz... Sırf meraklı kırıcılar giremesin diye bilgisayar sistemlerini korumak için her yıl milyarlarca dolar masraf ediliyor. Koruyucu program, bir koruyucu program daha; yine de pek çaresi yok... 'Şifre kırıcılık' federal bir suç Amerika'da... Jesse Tuttle farklı bir olay... Şerif'in bilgisayarına girmiş, pek çok sistemin güvenlik duvarını aşmış Tuttle; ama bir iddiası var, bütün bunları FBI adına yapmış... Cincinnati polisi kendi güvenlik sistemlerini pâyimâl eden genci tutukladıklarında şu gerçekle karşılaşmışlar: Meğer, FBI, iki yıl önce bir iş üzerinde yakaladığı Jesse Tuttle'ı 'bilgisayar muhbiri' olarak çalışması karşılığı serbest bırakmış... 'Kackah Jak' takma adını kullanan Jesse, o gün bugündür, bilgisayar hafiyeliği yapmaktaymış... Bu haberi okuduğum gün e-posta kutuma bir mesaj düştü. Tesadüf, tevafuk, artık ne derseniz deyin... Uzun yıllar önce yazdığım bir Kulis'le ilgiliydi gelen mesaj ve gönderen, o yazımda, kendisine haksızlık ettiğimi ileri sürüyordu. Konu neyle ilgiliydi biliyor musunuz? 'Bilgisayar hafiyeliği' ile... Yazıyı yazdığım (11 Ekim 1996) günlerde, gazetelerde, 'kredi kartı yolsuzluğu' yapan bir çetenin yakalandığına dair bir haber çıkmıştı. Habere göre, "Semra Özal'ın kuyumcusu" olduğu söylenen biri, yakalandığında, kendisini "Ben Özel Harp Dairesi adına çalışıyorum" diye tanıtmıştı... O eski yazıdan ilgili bölümü aktarayım: "Olay ilginç. 'Kuyumcu' diye bilinen kişi, adlarını, daha önce, bilgisayar yoluyla firmaları dolandırdıkları iddiasıyla mahkemeye çıkarıldıkları sırada duyduğu iki gence yaklaşmış. Henüz liseyi bile bitirmemiş o gençlerden, önce, internette faaliyet gösteren yasadışı örgütleri izlemelerini istemiş. Ardından, yine kuyumcunun yönlendirmesiyle, Yunan Ulusal Bankası'nı çökertmek amacıyla çalışmaya başlamışlar. Bir turistik beldedeki dükkânda ödemesini kredi kartıyla yapan Yunanlı turistleri tespit edip, onların kart numaralarını kullanarak, bir rivayete göre 300 milyon dolarlık tahsilât yapmış çete. Çocuklara göre, 'devlet adına'." Yakalandıklarında, gazetelerin 'çete reisi' diye takdim ettiği 'kuyumcu', "Bu işi kim adına yaptığımızı açıklarsam dudağınız uçuklar" demiş. Sonra da "Özel Harp adına çalışıyoruz" diye ilân etmiş dudak uçuklatacak birimi. Kimsenin dudağı uçukladı mı, bilmiyorum.. Şimdi, aradan geçen bunca yıldan sonra, gazetelerin 'kuyumcu' dedikleri kişi, gönderdiği e-posta ile, kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğimi iddia ediyor. Basın Kanunu düzeltmeler için en fazla altı aylık bir süre öngörüyor, ancak bu köşeyi açtığım ilk gün koyduğum 'düzeltme hakkına saygı' kuralı gereği, sekiz yıl gecikmeli bu açıklamayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Mesajda anlatılanlar benim ilk yazımda gazetelerden derlediğim bilgilerden çok daha aydınlatıcı çünkü. Gazeteler "Semra Hanım'ın kuyumcusu" demişlerdi; oysa, e-posta gönderen, "Ben hiçbir zaman kuyumculuk yapmadım; rahmetli Özal'ı tanırım, 1983 öncesi kendisine yardım etmiş bir kişiyim" diyor açıklamasında. Bilgisayar mühendisiymiş. Önemli bölüm bundan sonrası: "1982 yılında 172. dönem olarak Güneydoğu'da özel birliklerde görev yaptım. Sonra, devlet başkanı sıfatıyla Kenan Evren imzalı bir tayinle asteğmen olarak Ankara'ya (MSB, Gn Kur Bşk) geldim. Yazınızda anılan iki 'çocuk' benimle aynı yaştalar. Onları ben bulmadım, MİT müsteşarı Sönmez Köksal buldu, bize gönderdiler. Rahmetli olan MGK genel sekreteri Doğan Bayazıt Paşamız da, 'Al bunlarla çalış' dedi. Terör almış başını gidiyorken siz nerelerdeydiniz?" Bunların bir bölümü 1980'li yılların başlarında olan şeyler; ancak, gazetelere düşmesine yol açan olay 1990'lı yılların ortasında yaşandı. Onu da anlatıyor: "1996 yılında, MGK Toplumla İlişkiler Başkanlığı'na bağlı olarak bilişim faaliyetleri yapılmakta iken, S-300 füzeleri Yunanistan tarafından alınmak istenmişti. Rus istihbarat birimleriyle Yunan subayları (tarafından) S-300 karadan havaya atılan 500 km menzilli füzeler Kıbrıs'a kurulduğunda Türkiye'nin stratejik önemi zarar görecekti." O dönemde önemli bir şeyler yaptığı anlaşılıyor, ama herhalde kendi deyimiyle 'devlet terbiyesi' gereği sır vermek istemiyor. Beraber gözaltına alındıkları gençleri, "Üç kuruşa devleti satmak ile" suçluyor zaten... Bir de 'gaflet içinde' bulunduğu için o günkü hükümet suçlanıyor. Bu arada, o günlerde kullansın diye verilen, (Kendisi, "Örtülü olarak kullandığımız" diyor) beş adet çek koçanı varmış, ama hiçbirini kullanmamış... Sonra da aldığı yere teslim etmiş o koçanları... Açıklama bu kadar. Keşke daha fazla bilgi verseydi. 'Devlet adına çalışan ilk şifre kırıcı' unvanı Jesse Tuttle'a gideceğine, hakkında yazılan yazıyı sekiz yıl sonra 'düzelten' bizim Özel Harp görevlisi 'bilgisayar mühendisi'ne kalırdı belki.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |