|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsanlık, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya: İnsanın varoluş serüvenini sadece bu dünyayla sınırlayan sekülerizm biçimlerinin ürünü, gnostizm (=gizemcilik) ve agnostizm (=bilinemezcilik) biçimlerinde tezahür eden neo-paganizm tehlikesi bu. ABD'de üretilen ve zaman-mekân mesafesinin ortadan kalkması nedeniyle kısa bir zaman dilimi içinde tüm dünyaya yayılan ayartıcı postmodern söylemler, kültür (medya, film, eğlence, spor, müzik ve internet) endüstrisi aracılığıyla tüm dünyayı paganlaştırma tehlikesi taşıyor. Bunun ilk örnekleri sinemada görülmeye başlandı: Cinlerin, perilerin, hayaletlerin, ifritlerin, şeytanların cirit attığı; her türlü nihilizm biçimlerini kışkırtan izafiliğin kolgezdiği Yüzüklerin Efendisi'nden Harry Potter'lara ve Matrix'lere kadar yepyeni bir neo-pagan kültür, tüm dünyaya hızla yayılıyor. Neo-pagan postmodern kültür, gündelik ve geçici olan'la kalıcı olan'ın; sahte, sanal, sığ ve yapay olan'la sahici olan'ın ve hakîkatin kolaylıkla birbirine karıştırıldığı, hakîkatin, kalıcı ve sahici olan'ın bastırıldığı, örtüldüğü, perdelendiği bir dünya sunuyor bize. Her şey mübah artık. Tanrı ile şeytan'ın, hakîkat'le yalan'ın birbirine eşitlendiği; her tür nihilizm biçimlerinin meşrulaştırıldığı; izafiliğin, her şeyi atomlaştırdığı ve hayatımızın her alanına nüfûz etmeye başladığı; maskelerin, devşirme (eklektik) kültürlerin ve kimliklerin havada uçuştuğu, bir dünya bu. Sorunu felsefî düzlemden biraz daha somut, pratik bir düzleme çekersek, tüm dünya ülkelerini, birer küçük Amerika'ya dönüştüren bir latin-amerikalaşma fenomeninin hükümfermâ olduğu, dolayısıyla acımasız, ürkütücü paradoksların hayatın her alanına hâkim olmaya başladığı bir dünya dünya var karşımızda: Bu dünyada, sözgelişi, Madagaskar ile ABD, birbirinden bütünüyle farklı, kopuk ve birbirine bütünüyle uzak "dünya"lar değil artık. Dünyanın maddî refah bakımından en "gelişmiş" ülkesi ABD ile en "gelişmemiş" ülkelerindeki mal, sembol ve anlam trafiği artık birbirine çok benziyor: Zaman-mekân mesafesinin ortadan kalkması ABD'de üretilen her tür siyasî, toplumsal, ekonomik, entelektüel, sanatsal ve kültürel bagaj'ın zaman aşımına uğramadan dünyanın geri kalan bölümüne kolaylıkla taşınabilmesini, dünyanın tektipleşmesini ve dolayısıyla latin-amerikalaşmasını kolaylaştırıyor. Peki, bu mal, sembol ve anlam trafiğini tektipleştiren ve tek-yönleştiren bagaj'ın içinde neler var? Elbette ki, acımasız paradokslar var: Bir yanda, küçük ve mutlu bir azınlığın dünyanın sorunlarına yabancılaştığı ve duyarsızlaştığı, zıvanadan çıkmış neo-pagan ve seküler sefih hayatları, anlık cinsel aşkları, uçuk ve kaçık eğlenceleri, sınırsız arzu ve hazlarının cirit attığı, paranın su gibi akıtıldığı akıl almaz bir tüketim ve aylaklık kültürü var. Öte yanda ise, nüfusun çoğunluğunu oluşturan kesimlerin tam bir sefaletin içinde yuvarlandıkları; açlıkların, tatminsizliklerin, haksızlıkların ve hukuksuzlukların kol gezdiği, çivisi sökülmüş kırık ve ürkek hayatları. Kısacası, bir yanda "yukarıdakiler"; öte yanda ise "aşağıdakiler" var: Yukarıdakiler, aşağıdakilerin ürpertici acılarına, sorunlarına, sefil hayatlarına kör ve sağırlar. Aşağıdakilerse, yukarıdakilerin kontrolünde olan mal, sembol ve anlam trafiğinin motorları olan medya, kültür, spor, müzik ve eğlence endüstrisi aracılığıyla yaydıkları ayartıcı, baştan çıkarıcı oyun ve eğlencelerine, uçuk ve kaçık hayatlarına, aylaklıklarına ulaşma özlemi, hayali ve umuduyla yanıp tutuşmaktalar. Tüm dünyanın yapısal / niceliksel olarak latinamerikayı; kültürel / niteliksel olaraksa ABD'yi andırdığı bir dünyanın tam orta yerindeyiz. ABD'lilerin bütün dünyayı Hollywood'un hayalî film ve televizyon endüstrisi, Los Angeles'ın uçuk ve kaçık eğlence ve müzik kültürü, New York'un azman ve sınır tanımaz medya ve finans aygıtı yoluyla ruhsuzlaştırdıkları ve paganlaştırdıkları bir dünya bu: Amerika'dan tüm dünyaya anında ulaştırılan ve yaygınlaştırılan neo-pagan postmodern söylemlerin, sığ popüler kültür ve eğlence formlarının, akımlarının, ikonlarının, starlarının, tüm dünyalıları, hayatın acılarına, sorunlarına, sıkıntılarına duyarsızlaştırdığı, yabancılaştırdığı uçuk hazlar, hızlar, arzular, tatminsizlikler, sapkınlıklar ve kaçışlar dünyası. Romantizmin, melankolizmin, insanlığın en ürpertici, ürkütücü sorunlarını medya, kültür, eğlence ve spor endüstrisi aracılığıyla estetize ederek yuttuğu, insanlara acılardan bile estetik hazlar alınmasını öğütlediği ve öğrettiği, insana insanlığını, bu dünyanın ve hayatın anlamını, bu dünyadaki yerini ve sorumluluklarını unutturduğu, Jean Baudrillard'ın deyişiyle dünyayı tıpkı ABD gibi "devâsâ bir sinema ekranı"na dönüştürerek, kültürü ve hayatı pornografiye çevirdiği, çölleştirdiği, çoraklaştırdığı, sığlaştırdığı bir "çorak ülke" burası. Aşağıdakileri de, yukarıdakileri de ancak hayatın acı ve somut gerçeklerinden ve sorunlarından uzaklaştırarak hayata tutundurabilen, hayatımızın her tarafına nüfûz eden şiddet biçimlerini ve şiddete dayalı ilişki biçimlerini bastıran ama Aldous Huxley'in deyişiyle "hayata hâkim olan şiddet biçimlerinden ve türlü baskılardan bile estetik, pornografik bir haz almamıza" neden olan, bize insanlığımızı, duyarlıklarımızı unutturarak bizi en temel insanî ve varoşsal sorunlara yabancılaştıran neo-pagan ve seküler postmodern kültür, artık masaya yatırılmalı, tüm boyutlarıyla ve sonuçlarıyla kıyasıya tartışılmalı. Aslında Batı'daki birinci sınıf düşünürler, tarih felsefecileri, bu postmodern neo-pagan ve seküler kültürün, insanlığı büyük felâketlerin ve çatışmaların eşiğine götürdüğünü çoktan kavramış durumdalar; ama bizim ülkemizde bu yakıcı gerçeğin henüz kavranamadığını görmek gerçekten tedirgin ediyor insanı. Tarih felsefecileri, neo-pagan ve seküler Batı kültürünün, insanlığı içine sürüklediği bu duyarsızlaşma, yabancılaşma durumunun, insanlık tarihinde diğer medeniyetlerde gözlenen çözülme ve bunalım devrelerine denk geldiğine dikkat çekiyorlar. Bu bağlamda tarihi, sanat olgularından yola çıkarak yorumlayan Deona, Chambers, Bovet gibi tarih felsefecileri ve Hugo gibi büyük sanatçılar bu konuda bizim için son derece önem arzeden çarpıcı şeyler söylüyorlar... Çarşamba günkü yazıya...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |