AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
İslam'sız ulusalcılık

Bir süredir, kendini "ulusalcı" diye tanımlayan bir güç birliği hareketinin oluşumundan söz ediliyor. Bu, bir geniş cephe hareketi… Özet olarak, "Mandacılığa, küresel köleliğe, Türk kimliğinin düşmanlarına karşı direnmek" gibi bir hedef etrafında, MHP çizgisindeki milliyetçilerden kimi sol-eski sol, kemalist sol gruplara kadar, belki Genç Parti liderinin söylemi de dahil, farklı platformda çok farklı ideolojik tavırlar sergileyen, biraraya gelmeleri güç gruplar ortak ses oluşturmaya çalışıyorlar.

Bu hareketin ana söylemi bağımsızlık etrafında odaklaşıyor. Bu yönüyle halka sempatik gelmesi gerekiyor. Ancak girişimin şu ana kadarki en belirgin zaafı, organizatör sayısının çokluğuna mukabil, halkla ilişkisinin sınırlı kalmasıdır.

Bu hareketin ilk kitle eylemini Çağlayan'da Denktaş'ı desteklemek için gerçekleştirdiğini hatırlayabiliriz. Bu mitinge yukarda çerçevesini verdiğim "ulusalcı" söylem etrafında 80 küsur dernek katılmış, buna mukabil toplanan insan sayısı 2 bini geçmemiş, ancak organizatörler, bu katılım azlığını havanın o gün çok soğuk olduğuna bağlamışlardı. Organizatör derneklerin ulusalcı yöneticileri bile, Kıbrıs gibi milli bir davada soğuğa karşı pes etmişlerdi.

Bu toplantıyı değerlendirdiğim yazımda, Kemal Alemdaroğlu vs. gibi kişilerle bütünleşen bir "ulusalcı çizgi"nin halka sıcak gelmeyeceğini ve dışlanacağını ifade ettim. Bu yazıma düne kadar Maocu çizgide mücadele veren, ancak 28 Şubat'lı günlerde nasıl bir dönüşüm sonucu olduğu bilinmez şekilde "ulusalcı" ve "askerci" kesilen gruptan tepki aldım.

Tepkiyi seslendiren kişiye şunları söyledim: "Bu yol yol değil. Katılımcıların bir kısmı 28 Şubat sürecinde toplumun dindar kesimlerine yönelik baskıların baş aktörü durumundalar. Türkiye'de bir toplumsal hareket oluştururken İslam'ı hesaba katmaz, dindar insanların duygularını rencide etmiş simalarla iş kotarmaya çalışırsanız, sonuç Çağlayan mitingi gibi hüsran olur."

Eski Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın İtalya Başbakanı Berlusconi'yi "En büyük İslam düşmanı" olarak niteleyen bir demecini okudum. Bunlar ilginç tavırlar. Düne kadar böyle bir suçlamayı 312'lik suç telakki edip dava açan bir insan kalkıp aynı jargonla konuşmaya başlarsa, insanlar ister istemez bu yaklaşımın samimiyetini sorgularlar…

Sorsam şimdi, bu ulusalcı güç birliğini oluşturan gruplara, "28 Şubat süreci ile ilgili kanaatiniz nedir?", her kafadan bir ses çıkacak. Niye? Çünkü cepheye iştirak edenlerin bir kısmı, 28 Şubat kıyımları devam ederken ya kıyımlara alkış tutmuş, hatta jurnalciliklere soyunmuşlar, ya da en azından suskun kalmışlar… Sorsam şimdi başörtüsü yasağı ile ilgili düşüncelerini, İHL'lerin önünü kesen uygulamaları cephe içinden cepheler çıkacak. Ulusalcı cephenin bir kısmı, Kur'an Kursları'nı irtica odağı sayacak, cami sayısındaki artışı irticanın yükselişinin göstergesi kabul edecek…

"Yani ulusal davalar sözkonusu olduğunda bu tür sorularla kafa karıştırmanın anlamı mı var?" diye soruyorum kendi kendime… Daha onlardan itiraz gelmeden…

Ama şu soruyu da soruyorum:

Özgürlük kimin için?

Demokratikleşme Türkiye için bir ihtiyaç değil mi?

İnsan hakları alanında sancı yok mu bu ülkede?

Nasıl sağlanacak bunlar?

Bu hareketin Ak Parti iktidarına karşı bir cephe oluşumunu öngördüğü çok açık. Ancak bu itirazın bile, Ak Parti'nin İslam'la örtülü bir alakası bulunduğu kanaatine dayanıp dayanmadığı, bağımsızlık vs… söylemlerinin öteki muhalefeti gizleyen bir maske olup olmadığı da yabana atılır bir kuşku sayılamaz.

Türkiye'de bir kesimde "İslam'sız bir ulusalcılık" çizgisi bulunduğunu not etmek istiyorum. Bu etkin bir çizgidir üstelik. Belki Türkiye'de "büsbütün İslam'sız" bir çizgi oluşturulamayacağı, bu imkansız görüldüğü için, "azaltılmış bir İslam"la yetinmeyi öngören bir çizgiden söz etmek mümkün.

Şu hususu da not etmeli ki bu çizginin toplumla ilişkisi öteden beri sorunlu olmuştur.

Bu durumda "milli bir dava"nın toplum katılım olmadan savunulması gibi bir paradoks ortaya çıkmıştır.

Hakim sistemle özgürlük sorunu yaşayan bir topluma, hakim sistemin yanında yer alarak dışa karşı özgürlük savunması önermek, sorunlu bir olaydır.

Böyle bir durumda toplum, "Arkadaş, sen içeride bana baskılar uyguluyorsun, baskıcılarla el ele tutuşuyorsun, ama dış güçlere karşı da bağımsızlık-özgürlük için işbirliği çağrısında bulunuyorsun. Neden öncelikle içerde benim özgürlük taleplerime sahip çıkmıyorsun?" diye sormaz mı? Sorar ve soruyor. Tepkisini de, bu çizgiyi yalnızlaştırarak koyuyor.

Onun için "ulusalcı cephe" milli temalar etrafındaki bütün söylemine rağmen toplumsal tabanı olmayan bir cephedir.

Demek istediğim şudur:

-İslam'sız ulusalcı cephe olmaz.

İslam'sız Türkiye savunması olmaz.

Onun için "ulusalcı"lığı dava edinenler, önce bu ülke insanı ile İslam arasındaki deruni bağı anlamak zorundadırlar.

Çok dönüşüm geçirenler bir köklü dönüşüm daha geçirmek zorundalar. O da, kendi toplumlarına dönüştür. Kendi toplumlarının iman dünyasını kavramak ve onunla bütünleşmek… İşte bütün mesele…


25 Ağustos 2003
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED