AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
AKP'nin elindeki saatli bir bomba

Yeni yasama yılı başlarken

TBMM normal olarak 1 Ekim tarihinde çalışmalarına başlayacak. Bu tarihten önce, olağanüstü toplanması bile mümkün. İster olağan, ister olağanüstü toplansın, yeni dönemde, onu çok çetin meseleler beklemektedir.

Bu çetin meseleler nelerdir diye sorduğumuzda, eminiz ki birçok kimse, Irak'a asker gönderilip gönderilmemesi, yeni yıl bütçesi, borç ödemeleri, toplu sözleşmeler gibi bazı konulardan bahsedecek ve arkasından enflasyon, faiz fazlası %6 gibi bazı konuları da sıralayacaktır.

Fakat pek az kimse AKP iktidarının elinde bulunan, saatli bir bombanın farkında değildir. Bu bomba, Yolsuzlukları İnceleme Komisyonu'nun hazırladığı rapor ve dosyadır. Bu konu belki birçok kimse tarafından, AKP iktidarının yaptığı en iyi işlerden birisi olarak görülebilir. Ancak bunun bir başarı değil, belki de acemice ele alınmış bir konu olduğu kısa zamanda anlaşılacaktır.

Konunun medyatik yönü

Bu komisyonun başkanı ve üyeleri tarafından medyaya yansıyan şekliyle suçlamalar o kadar çoktur ki, bu iddiaların hepsi doğru çıkarsa, bu sonuç, Türkiye devletinin yıkılışıdır.

Çünkü böyle bir devlet, vatandaşlarının güvenini kaybetmiştir. Kaybedilen şey, para, pul veya maddi bir şey olsa bunun yerine konulması kolaydır amma, kaybedilen güvenin geri getirilmesi çok zor olacaktır.

Hukuk devleti olmanın gerekleri

Devletler, suistimaller yapıldıktan sonra suçluları cezalandırmaya çalışmaktan çok, suistimallerin yapılmasını önleyecek tedbirler almalıdır. İkincisi, haklarında yetkili mahkemeler tarafından verilmiş mahkumiyet kararı olmaksızın kimse suçlu olarak teşhir edilmemelidir. Üçüncüsü ve en önemlisi, eğer bir memlekette, suistimal yapacak karakterde bir kimse, Başbakan veya bakan olabiliyorsa, oradaki demokratik sistem sorgulanmalıdır.

Geçmişten alınacak dersler-

Demokrat Parti

Suistimallerin kovuşturulması yönünden, geçmiş iktidarların durumundan ders alınmalıdır. 1950 yılında, Demokrat Parti, CHP iktidarının birçok yolsuzlukları olduğunu, bu yolsuzlukları sonuna kadar takip edeceğini söyleyerek iktidara geldi. Bu konuda çalışma da yaptı. Ancak bu çalışmalar sonunda bir sonuca ulaşamayınca, "devri sabık yaratmayacağız" diyerek dosyaları kapattı.

27 Mayıs 1960

Aynı şey, 1960 darbesini yapan ihtilalcilerin de başına geldi. Bunların da iktidara el koyma gerekçeleri arasında, suistimaller yapıldığı konusu vardı. Kıyma makinelerinden, Yassıada'ya açılacak tünellerden, halkın orduya karşı silahlandırılmasından ve hatta %5'lerden bahsedilerek birçok soruşturma başlatıldı. Sonunda, hukuka dayanarak değil de, "Ben yaptım oldu" metoduyla üç kişi idam edilerek defterler kapatıldı.

12 Eylül 1980

12 Eylül 1980 ihtilalini ilan eden Org. Kenan Evren'in radyo konuşmalarını ele alalım; O konuşmalarda, yargı ve bilhassa Anayasa Mahkemesi suçlu ilan ediliyordu. Eski dönemin bütün suistimalleri üç Bakan'ın sırtına yüklenmek istendi. 

Ne gariptir ki, Kenan Evren tarafından suçlanan Anayasa Mahkemesi, bu üç bakanın suistimal iddialarını soruşturmakla görevlendirildi. Bunlardan, Demirel kabinesinin belki de en dürüst bakanlarından birisi olan Selahittin Kılıç, haksız yere suçlandığı ortaya çıkınca beraat etti.

Bundan sonra, Demirel hükümeti tarafından da, yolsuzluklarla mücadele için bir bakanlık kurulduğunu biliyoruz. Ancak bu bakanlık da bu konuda ne yapabildi?

Yanlış bir tutum

Sonuç olarak şunu söylemek istiyoruz ki, Yolsuzlukları İnceleme Komisyonu raporu, AKP iktidarının elinde saatli bir bomba gibi durmaktadır. Bu raporun içerisinde o kadar çok suçluma var ki, geçen iktidar mensupları bu suçlamaların tamamından mahkum edilirse, çoğu kimse, bu mahkumiyetlerin adaletinden şüphe edecektir. Veya, suçlamaların hepsi boşa çıkarsa, AKP güvenirliliğini kaybedecektir.

Görünen şudur: Şimdiye kadar yolsuzluklar için ne yapıldıysa, bu defa da o yapılacaktır. Ya, her olayda bir günah keçisi bulunarak cezalandırılacak veya itham edilenlerin tamamı beraat edecektir. Bu durumda da, müesseseler birbirini suçlayacaklardır: Yani, iktidar, "Biz gerekeni yaptık amma, hakimler ceza vermedi" diyecekler... Mahkemeler ise, "ne yapalım, bize gereken deliller verilmedi" diye mazeret göstereceklerdir.

Asıl yapılması gereken

Yargılanması gereken suistimal yaptıkları iddia edilen kimseler değildir. Hakikaten iddia edildiği gibi büyük suistimaller varsa, bunların yapılmasına meydan veren sistem tartışılmalıdır...

Gerçek olmayan suçlamalarla, bazı kimseler haksız yere zarar görüyorsa veya suç var olduğu halde suçlular cezalandırılmıyorsa, kişiler değil, evvela bu düzen yargılanmalıdır.


25 Ağustos 2003
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED