AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Terör ve zihniyet

Son günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarıyla hız kazananan yoğun bir tartışma yapılıyor.

Bu tartışmada bir grup İslamcının ya da kendisine İslamcı adı veren bir grubun yaptığı bir eylemi İslam'a mal edecek "İslami terör" gibi açıklamaların tehlikesinin altı çiziliyor.

Kanımız o ki, Başbakan'ın yaptığı ve yapılmasını arzu ettiği ayrım bu ülkenin "akli sıhhat"ini koruması açısından önemlidir.

Daha da öte "bu ayrım bu tarz terörle mücadelenin en ciddi aracı"dır.

Tefrik edebilmek, terör ile iddiaları ne yönde olursa olsun teröristlerin içinden geldikleri kitle, inanç, kesim arasında doğrudan ilişki kurmamak, bunları birbirinden hassasiyetle ayırmak, şiddeti kuşatmak, istihbar etmek, engellemek açısından önemlidir.

Tayyip Erdoğan'ın "terör ile mücadeleyi temel hak ve özgürlüklerle oynamadan istihbarat yapısını geliştirerek yapacaklarını" vurguladığı açıklama bu açıdan diğer açıklamasını tamamlıyor ve tutulması gereken etkili yol konusunda ciddi olduğunu umduğumuz ipuçları veriyordu.

Zira bu anlamda gelişmiş bir istihbarat yapısı, bu tefriki yapabilecek nitelik taşır.

Ve bu tarz terörle mücadele etmek, bildik istihbarat alışkanlıklarını, bakışını değiştirmeyi gerektirir.

Şiddet ile o şiddetin doğduğu toplumsal yapıyı kuşatarak mücadele etmeye çalışmak, bu yapıyı külliyen bir asayiş nesnesi haline getirmek, iç düşman ve potansiyel suçlu yaratmak, sorunlara verili bir merkezi ideolojiden hareketle tepeden tanımlanan şablonlar, iç tehdit değenlendirmesi gibi tepeden inen şemalarla yaklaşmak birçok açıdan, özellikle terörle mücadelede açısından sonuç alabilmek artık terkedilmesi gereken alışkanlıklardır…

Nitekim geleneksel devlet yapılanması, bakışı ve istihbarat işleyişinin özetini ifade eden 28 Şubat, İmam-Hatip ve Kur'an kurslarında okuyanların, din eğitimi görmüş seçmen oranını yüzde 65'e çıkaracağı korkusuyla, İslami kesimin tümünü mürteci, hatta potensiyel terörist ilan etti…

2000 yılında domuz bağı işkencesiyle bine yakın başka müslümanı ya da islamcıyı öldüren, bugün İstanbul saldırılarının bağlantı noktası, aktörü Hizbullah'ın boyutlarını göremediler. Zira, Taha Akyol'un ifadesiyle, "din-toplum ilişkilerine sosyolojik perspektiften yoksun bir irtica komplosu ön yargısıyla baktılar…"

Tüm istihbarat faaliyetleri bu mantıkla doğal olarak tabi olanı, irticai olarak tanımladıkları tüm İslami kesimi takip etme, fişleme üzerine kuruldu. İslami talepler bastırıldıkça Hizbullah gibi örgütlerin susacağı varsayıldı. Nitekim, 2000 yılındaki cinayetlerden sonra bile, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'na da gönderilen, hala yürürlükte olan, devlet bilgisi ve eylem rehberi işlevi gören "2001 İç Tehdit Dokümanı"nın Hizbullah'la ilgili sonuç değerlendirmesi şu şekildedir:

"Türkiye'de irticai kesimin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bir Kürt-İslam devleti kurulması idealine sıcak bakmadığı gözlemlenmektedir. Bu nedenle Hizbullah'ın, önümüzdeki dönemde anılan kesimden ciddi bir destek bulamayacağı, örgüte yönelik operasyonlar sonrası dağılma sürecine giren örgütün, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yeniden toparlanma faaliyetlerini sürdüreceği, fırsat ve ortam bulduğunda varlıklarına yönelik intikam amaçlı münferit eylemlere tevessül edebileceği değerlendirilmektedir…"

İslami kesim ile arasında doğrudan ilişki olduğunu varsayan, bu kesim desteğini alamayacağı için anlamı kalmadığı ve dağıldığı sanılan ve birkaç küçük eylem dışında gücü kalmadığı varsayılan Hizbullah örgütü değerlendirmesi her unsuruyla yanlıştır ve tehlikelidir.

Şimdi şunu görmek lazım:

Bu bakış ve yapılanma bugün sadece otoriter bir aracı ifade etmiyor. Toplumun karşı karşıya kaldığı yeni terör dalgası karşısında ciddi bir zaafiyete işaret ediyor.

Zira bugün ciddi bir bedel ödenmektedir.

Artık görmek gerekir ki, ideolojik totolojiler sadece sorun üretiyor. Ve ideolojik açıklamaların yerini artık anlama faaliyetinin alması gerekiyor.

Bir anlamda istihbarat ve asayiş mantığının da teknik olarak demokratlaşması, en azından empati üzerine kurulu demokrat yöntemleri kullanması icap ediyor.

Bugün anlama faaliyeti, bir terör grubunu tahmini toplumsal desteğinden hareketle değil, sosyal, politik, psikolojik nitelikli iç dinamiklerinden hareketle kavramayı gerektiriyor…

Aksi takdirde ne intihar eylemleri anlaşılabilir ne terör durdurulabilir…


2 Aralık 2003
Salı
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED