AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Anti-islamizm

Türkiye'yi sarsan dört saldırının ardından başla/tılan tartışmaların muhtevası ve hedefi itibariyle yeni bir 'terör dalgası'nın habercisi görünümünde. Terör tartışmasının yönlendirdiği gündem bu ülkede yaşayanların zihinlerini, bilinçlerini terörize etmeyi amaçlayan bir kampanyaya dönüşme tehlikesi taşıyor.

Bu haliyle tartışmaların gerek yönlendiriliş biçimi ve işaret ettiği hedefler açısından olsun gerekse yaşanan vahim olayların analizindeki kafa karışıklığına bakarak; bu ülkede yaşayan insanların ortak bir çıkar, bilinç, tarih ve gelecek tasavvurlarının olmadığı sonucuna varılabilir. Sanki birileri İslami terör yaftası altında tarihin intikamını almak ister gibi bir üslûp kullanıyor. Hele hele zorlama sosyolojik analizlere ve zayıf teolojik birikimlerine dayanarak hasıl edilmek istenen bilimsel sonuçlar yeni terör dalgasını örtmede hayli güdük kalıyor.

Müslümanlığın hırsızlığı yasaklaması ile Müslümanlar arasından hırsızlık suçunu işleyenlerin olması karşısında "İslami hırsızlık" türünden bir kavramsallaştırmaya benzer bir akıl yürütme(!) ile karşı karşıyayız.

Sitem/içi hesaplaşma konsepti olarak terör

Üst üste yaşanan saldırılardan sonra başlatılan yeni terör dalgası tahrik gücünü aydınlardan, medya mensuplarından, toplumuyla zaten sorunlu olan ilişkilerinden dolayı yabancılaşmış seçkinlerden alıyor. Bunların Türkiye'deki konumları bir yana, 11 Eylül sonrası Amerika'nın benimsediği stratejiye ram olmaları, aynı dili kullanmaktan çekinmemeleri bunları, küresel ölçekte başlatılan 'anti-islamizm'in yerli aktörleri haline getiriyor. Her sistemin kendi karşıtını ürettiği gibi, İslam dünyası da artık küresel sistemin yeni hedefi haline gelmiştir. Temelde çatışmadan beslenen yeni kapitalist-dünya sistemi için ekonomik ve stratejik anlamda küresel hegomonyayı meşrulaştırıcı çatışmaların merkez üssü olarak İslam'ın jeo-kültürel alanı artık açık hedef haline getirilmiştir. Terör bu çatışmayı meşrulaştırma aracı olarak kullanılmaktadır. Çünkü, terör; yeni küresel hegomonyanın güvenlik konsepti etrafında geliştirdiği stratejinin sadece meşrulaştırıcı unsuru değil aynı zamanda geleceğin potansiyel rakiplerinin ABD'ye meydan okuma biçimleri olarak da kullanılmaktadır. Amerika'nın başını çektiği küresel sistemin ideolojik rakibi olarak İslam/dünyası gösterilirken, Amerika'nın potansiyel rakipleri ise stratejik karşı hamlelerini terör üzerinden yürütmektedir. Terör, sistem dışı bir tehdit gibi görünmesine ragmen sistem içi bir hesaplaşmanın parçası haline gelmiştir.

Terör bağlamında yürütülen bu stratejik hesaplaşma bir yanda sistemin hegemonya ve saldırı gerekçesi olarak kullandığı "güvenlik, demokrasi" konseptini meşrulaştırma aracı olarak kullanılırken sistem içi olarak da dolaylı hesaplaşmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bu hesaplaşma ve yürütülen strateji ise bizzat 'İslamın terörize edilmesi'nden geçmektedir.

ABD ile kan bağı!

Bu arada sorulması gereken kritik soru şu: 11 Eylül sonrası Bush'un ilan ettiği 'haçlı seferi' bir yanda İslam dünyasında özgürleşmeyi ve demokratikleşmeyi hedeflerken, diğer tarafta hedef tahtasına İslam'ı koyan açıklamaları/stratejisi nasıl yürütülecekti? Afrika'yı köleleştirirken bile medeniyet götürdüğünü iddia eden sömürgecilerden daha ustaca bir plan söz konusuydu. 11 Eylül sonrası Henry Kissenger'in formülasyonuyla dillendirirsek: "bundan böyle savaş İslam'la Batı dünyası arasında değil, İslam dünyasının kendi içinde" olacaktı. Amerika'yla ittifak yapan iyi İslam ve ona karşı terörün ve şerrin kaynağı kara İslam.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'dan sonra bakanlığın en yetkili ismi olan Richard Armitage'nin olayların hemen ardından yaptığı açıklama terörün nasıl stratejik iş göreceğinin psikolojik ipuçlarını veriyor. "Uygar dünyanın saldırı altında olduğunu, bu saldırıların da, terörizmle savaşın uzun süreceğine ilişkin uyarı olarak görülmesi gerektiği"ni söyledikten sonra can alıcı açıklamayı yapıyor: Türkiye'deki korkunç trajediden sonra daha yakınız. Bu konuda aramızda neredeyse kan bağı var. Bütün bunlar bizi birbirimize daha da yakınlaştırıyor. (NTV'den Ü. Enginsoy'un mülakatından)

Karşı karşıya olduğumuz tehlike; Türkiye'de yaşananlarla Amerika arasında kan bağı kurmak isteyen bir stratejinin çirkin yüzü değil de nedir? İstanbul'da yaşanan vahşetten sonra, en azından sonuç olarak; ABD'nin terörle mücadele adına İslam dünyasında akıttığı kana elimizi bulaştırmak isteyen, bölgeyi işgal ederken döktüğü kana bizi de ortak etmek isteyen kirli bir stratejiden söz edilebilir. Artık kimse ABD'nin bölgeyi işgal edişini, yağmalayışını, kan döküşünü konuşmuyor.

Terör eylemleri sonuçta, bizzat İslam'ı, daha spesifik olarak da entelektüel anlamda İslam'ın geliştireceği söylemi terörize etmektedir.

Terörün adlandırmasından yola çıkarak yapılan tartışmalarla 11 Eylül sonrası Ezher dahil olmak üzere İslam dünyasındaki eğitim müfredatına müdahil Amerikan politikaları arasındaki ilişki ne kadar tesadüfi olabilir?

İslam'la terör arasında zorunlu ilişki kurmak isteyen strateji; entelektüel anlamda İslam'ın gelecek iddiasını bastırmayı, daha doğrusu medeniyet alternatifi olmaktan çıkarılmasını hesaplamaktadır.

Bu aşamada, hesaplaşma, terörle değil terör üzerinden İslam'la yapılmaktadır. Terör silahı kullanılarak İslam'ın geleceği zihinlerde provoke edilmektedir. Yeni küresel sistemde bunun adı: anti-islamizmdir ve korkarım bu kampanyanın sonuçlarıyla daha çok yüzyüze geleceğiz.


2 Aralık 2003
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED