|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün, "cool insan" Ali Atıf Bir'i ele alacağız ve çok eğleneceğiz. Haklı olarak, "Kim ki bu Ali Atıf Bir?" diyeceksiniz. Aslında ben de fazla tanımıyorum ve (ayıptır söylemesi) hiçbir yazısını okumadım. Kendisi, Zaman gazetesinden Nuriye Akman'a verdiği röportajda, "Matrix"in Neo'su gibi "seçilmiş bir insan" olduğunu söylüyor. Ki, inanıyorum. Seçilmiş değilse de, nerden baksanız "seçme" bir insan. İletişim profesörüymüş. Hürriyet gazetesinde köşesi var. Bir televizyon kanalında reklam eleştirmenliği yapıyor. "İlkokuldan beri taklit yapan, liseden beri tiyatro oynayan, insanları güldürmeyi seven" bir insanmış. Bu kadar mı? Hayır! Öyle çok özelliği var ki... Mesela, hayatla dalga geçmeyi çok severmiş. Evde de "çok eğlenceli bir baba"ymış. Peki, bu eğelendirici, gülünç, espri fıçısı halini neye borçluymuş? Lise sonda kafayı konservatuara takmış. Babası, "Ya komünist, ya Allah'sız olursun" diye istememiş. Ali Atıf Bir konservatuara gitseydi, bugün ikinci bir Mehmet Ali Erbil'imiz olacaktı. (Kendi ifadesi...) Bu toplum ikinci bir Mehmet Ali Erbil vakasını kaldırır mı bilemem, ama konservatuara gitmemekle isabet etmiş. Böylece, türünün ilk örneği ve "taklitlerinden sakınılası" özgün bir Ali Atıf Bir'imiz oldu. Çünkü kendisi, olmak istediği Mehmet Ali Erbil'den de, gülünç bir güldürme çabasıyla taklit etmeye çalıştığı Okan Bayülgen'den de, "Bir gün stand-up yaparsam onun gibi yaparım" dediği Cem Yılmaz'dan da başarılı, hatta daha komik. Ne yalan söyleyeyim, Nuriye Akman'a anlattıkları beni çok güldürdü. Örneğin, Okan Bayülgen'in oynadığı terlik reklamını önce "uzman" diye buna seyrettirip okey alıyorlar, sonra yayıma sokuyorlar; ama bizimki "önce beğendiği" reklam filmi hakkında, yayıma girdikten ve hasbelkader başarılı olduktan sonra zehir-zemberek bir eleştiri döşeniyor. "Hani beğenmiştin?" diyeceksiniz. Hayır, beğenmemişti; "Hımm, iyi, elinize sağlık" demişti. "Aaa, çok kötü, böyle bilmem ne yapma" mı diyecekti? Görüyorsunuz, ne kadar rahat, ne kadar açıksözlü... Gerçekten "seçme" bir insanla karşı karşıyayız. Söylediklerinden anladığımız kadarıyla, Ali Atıf Bir çok para kazanan bir insan; hem TV reyting hakemi, hem akademisyen, hem danışman, hem gazeteci, hem yazar, hem komik-i şehir... Ama asla "açgözlü biri" değil. Sonuçta, yaptıkları, "iletişim odaklı" işler. Berberlik yapsaydı, onu kınayabilirdik. Pişkin demek istemiyorum. İlginç bir insan. İstifa ettirilinceye kadar reytin hakemiydi (TV izleme ölçümleri yapan AGB'yi denetliyordu), aynı zamanda reklamlara "reyting yıldızı" veriyordu (bu görevini bugün de başarıyla sürdürüyor); peki burada etik bir problem görmemiş miydi? (Soru Nuriye Akman'ın.) Kesinlikle görmemişti! Banvit'le çıkar ilişkisi varken, rakip firma Köy-Tur'u gazetede yerden yere vurmuştu; daha sonra (yerden yere vurduğu firma zor durumda kalınca) "Yahu ben ne ahlaksız bir adamım" dememiş miydi? (Bu soru da Nuriye Akman'ın.) Kesinlikle dememişti. Köy-Tur hakkında "bırakın batsın" diye yazarken, aslında "kamu yararını gözetiyordu"; maazallah bu firma yirmi milyar dolar kredi alsa, onu da batırsa ülke için daha mı iyi olacaktı? Nasıl? Eğlenceli değil mi? Röportajın, (başörtüsü, Atatürk devrimleri, Ahmet Hakan ve AK Parti gibi) tali meselelerin tartışıldığı daha eğlenceli bölümleri var, ama, mide fesadına uğramaktan korktuğum için girmiyorum. Çünkü, karşımızda, "böşörtüsü gibi bireysel hareketleri toplumsal mutluluklara kurban veren" ve pekâla "özgürlüklerin sınırlanabileceğini" savunan bir akademisyen var! Hayfa ki, böyleleri hâlâ var!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |