|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Oturursunuz makinanızın başına, dağarcığınızda terör karşıtı ne kadar malzeme varsa sayıp dökersiniz. Ya da mikrofonu tutarlar ağzınıza, ne gelirse konuşursunuz. Ama yaralı insanlarla birebir karşılaştığınızda konuşmanız zorlaşır, yazdıklarınızı tekrarlamak güçleşir. Hakim sistemle özgürlük problemi bulunanlara "sistemle uzlaş" demek zordur mesela... Ağzına dışkı sürülmüş insana, "güvenlik gücüne saygı duy" demek de... Devletten sürekli dayak yiyene "Devlete saygı duy" demek de zordur. Ne kadar saygın bir kişi olsanız da, gözler reddeder sizi ve konuşmayı sürdüremezsiniz. Bu coğrafya... İslam coğrafyasından söz ediyorum. Evet "terör" olayları oluyor. Ve terörün hiçbir biçimi onaylanamaz. Ama şöyle bir düşünün, sancılı alanlarda insanlarla yüzyüze geldiğinizde, köşenizden yazdıklarınızı insanların yüzlerine karşı konuşabilir misiniz? Tesbit edilmiş: Filistin'de intihar eylemlerinde rol alanlar, daha çok, babası, ağabeyi, ailesi İsrail tarafından katledilen gençler arasından çıkıyormuş. Böyle bir insanı karşınıza alsanız ne derdiniz: "Evladım bak, terör kötüdür, evet İsrail çok büyük zulüm icra ediyor olabilir ama sen sabret. İsrail'le mücadele için bir başka, daha insancıl bir yöntem bul. Yoksa terörist olarak damgalanırsın!" Nasıl olurdu böyle bir söylem? Amerika Irak'ı işgal etmiş. Rusya Afganistan'ı veya Çeçenistan'ı... Ortada insanların "vatan" diye sahiplendikleri bir toprak parçası var ve dünyanın öteki ucundan birileri gelmiş, bombalarıyla herkesi pusturmuş, işgal kuvetleri bununla yetinmeyip, evleri basmaya, kadın-çocuk demeyip elleri kelepçelemeye, sivil-asker ayrımı yapmaksızın toplama kamplarına götürmeye başlamış... Nasıl hitap ederdiniz bu ülkelerin insanlarına? "Bunlar aslında sizi medenileştirmeye gelmiş olan uygarlık misyonerleri. Sakın karşı koymayın. Onları defler-ziller-davullar çalarak selamlayın. Bayraklarını öpün. Karşı koymak terördür" gibi bir söylem nasıl olurdu? Aslında ateş düştüğü yeri yakıyor. Türkiye'nin 'Milli Mücadele'sini düşünün. Avrupalı ülkeler, askerleri ile Türk milletini medenileştirmeye gelmişlerdi! Mandalaşsak mesele yoktu. Birilerimizin kafasına bile girmişlerdi. Onlara göre bir süre Amerikan mandası olursak, makus talihi yenerdik! Ama onu yapmadık. "Vatan" diye dişimizle tırnağımızla direndik ve "bağımsızlık" diye bir bayrağa ulaştık. O zaman İslam coğrafyasının başka yerlerinde insanlar "Şu Türkler de amma terörist oldular, ayaklarına gelen nimeti tepiyorlar" diye baksalar nasıl olurdu? Gariptir, öyle yapılmadı, Hindistan'da birileri çıktı, "Hilafet komiteleri" kurup, kadınlar kollarındaki bilezikleri, boyunlarındaki gerdanlıkları çıkarıp, "Türkiye'nin kurtuluş savaşı"na gönderdiler... teröre yardımcı mı oldular? Şimdi bizde Iraklılar'a "Aklınızı başınıza toplayın, bakın nimet ayağınıza geldi, bu Amerikan nimetini tepmeyin" üslubunda konuşan-yazanlarımız var. Ama tüm bunları biz, uzaktan yazıyoruz. Iraklı ile yüzyüze gelerek değil. Filistinli'nin canına tak edişini görerek değil. Bu coğrafya yaralı bir coğrafya... Yıllarca sömürge statüsünde tutulanlar, yani yer altı, yer üstü zenginlikleri yağmalananlar ve bugün, yeryüzünün en fakirleri, en ezilmişleri halinde kalanlar onlar... Halen pekçoğu, süper güçlerin koruması altında diktatörlüklerle yönetilenler, yani kendi yönetimini seçme hakkı bile bulunmayanlar onlar. Sömürge statüsünü sorgulayan, "Bu toprağın petrolünü, suyunu, yeraltı-yer üstü zenginliklerini neden süper güçler yönlendirsin?" sorusunu soran oluşumların, üzerine "Siyasal İslam" yaftası yapıştırılıp "muhtemel tehdit odağı" olarak damgalandığı ve bombalar yağdırıldığı coğrafya o coğrafya... Hiçbirimiz, "Bu coğrafyada Amerika neden sevilmiyor?" sorusu üzerinde düşünecek durumda değiliz? Hiçbirimiz "İsrail neden dünyada 'barışı en çok tehdit eden ülke' gibi görülüyor?" sorusu üzerinde de duramıyoruz. Bu coğrafya sancılı bir coğrafya... Payına koca bir asır boyunca hep acı ve gözyaşı düşmüş bir coğrafya... Bu coğrafyada tepkileri kontrol etmek zor onun için... Ne demişti İshak Alaton: "Kediyi köşeye sıkıştırırsan gözlerine tırmık atar." Bu coğrafyanın insanları, hayatlarının ana kuralını koyan İslam'ın bile benimsemediği tepkilere yöneliyorsa, durup düşünmek lazım. Bu, dinden bile öte bir şey. Din "öfkeye kapılma"yı yasaklar... Ama insan bu... Damarına basıldığı zaman ne yapacağını kontrol etmek zorlaşıyor. Koca bir asırlık dramın biriktirdiği tepkileri kontrol etmekten söz ediyoruz. Hapishane mi, toplama kampı mı, mezbaha mı olduğu tartışmalı bir Filistin coğrafyasında, ve o Filistin'in çığlıklar ve gözyaşı ırmakları halinde tüm Müslüman evlere konuk olduğu bir iletişim çağında, sevgileri, nefretleri kontrol etmek... Kolay mı? Niye yazıyorum bunları? Teröre meşruiyyet sağlamak için mi? Bunu en kötü okuyucular böyle okur. Ama onu yapmak değil benim amacım. Asla. Ben, bir karıncayı incitmenin bile yaratılmışların hukukuna tecavüz olduğunu bilirim. Ama Filistin'de evleri kundaklanmış, tanklarla tahrip edilmiş, uçaktan bombalanmış, enkaz altında kardeşleri annesi can vermiş delikanlının duygularının benim gibi steril bir ortamda şekillenmediğini düşünmezsem... Düşünmüyoruz arkadaşlar, düşünmüyoruz... Amerika veriyor koordinatları, başlıyoruz kelimelerle bombardımana... Farkında bile olmadan... Bu iş değil. Bu coğrafya... Sancılı bir coğrafya... Bazan bakıyorum, dünyanın öbür ucundaki insaflı bir yürek, bizden daha iyi anlayabiliyor bu coğrafyanın sancısını... İsrail'de bir adam daha iyi anlayabiliyor. Bizde hâlâ köşelerde İslam'la hesaplaşma hesabında olanların borusu ötüyor. Yazık!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |