AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Rosenzweig, Lieberman, din savaşı ve Batı'nın İslam'la hesaplaşması

Türkiye'nin "Doğu ile Batı"nın, "İslam ile Batı"nın, "medeniyet ile barbarlığın", "sömürge ile özgürlüğün" savaş alanına dönüştürülmesine asla izin verilmemeli. On yıldır işlenen "medeniyet ve barbarlık arasındaki savaş" teması, diplomasi çevrelerinde resmen reddedilse de, entelektüel ve de askeri/güvenlik alanlarında ciddi mevzi kazanıyor.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana yürütülen ve "İslam'ın Batı ile hesaplaşması" olarak pazarlanan "İslam-terörizm savaşı"nın aslında "Batı'nın İslam'la hesaplaşması"ndan başka bir şey olmadığına dair kanaatler güçleniyor. Daha 1990'larda Batılı resmi yetkililerin, basının, kurumların ve entelektüel çevrelerin, "Batı komünizmi yendiği gibi, İslam'ı da kontrol altına almayı bilecektir" şeklindeki ifadeleri ve saldırgan politikanın İslam coğrafyasında uyandırdığı öfke, kontrolsüz şiddet olarak karşımıza çıkıyor.

Yine on yıldır Batı'da yayınlanan kitaplara, tartışmalara, siyasi ve siyasi olmayan açıklamalara bakınca, olmayan bir küresel düzeni tehdit eden şiddet hareketlerinin kontrolünden çok, İslam coğrafyasına yönelen yeni sömürgeci dalgayı meşrulaştırmaya yönelik, hatta "medeniyet/din savaşı"na vurgu yapan yayınların ortaya çıktığını görüyoruz. Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerde hiçbir siyasi yetkilinin ağzından çıkması mümkün olmayan düşmanlık dolu ifadelerin Batı siyasiler tarafından rahatlıkla telaffuz edilebildiğini, hiçbir Müslüman aydının kabul edemeyeceği tarzda nefret içeren düşüncelerin Batı basını ve entelektüel çevreleri tarafından gündeme getirilebildiğini görüyoruz. Aydınların, Batı'nın İslam coğrafyası üzerindeki hakimiyeti, İslam ve terör konusunda çirkin bir ikiyüzlülük sergilediğine şahit oluyoruz. Osmanlı'nın yıkılışından bu yana İslamı ve İslam dünyasını tehdit gören kitaplar yeniden yayınlanıyor, eski tartışmalar yeniden başlatılıyor. Bunu Müslüman dünya değil, Batı yapıyor.

Lieberban: Din savaşına karşı birleşelim

Daha önceki gün, son seçimlere ABD Başkanı olan George Bush'un rakibi Al Gore'un İsrail pasaportlu Başkan Yardımcısı adayı olarak giren Joe Lieberman'ın AP'de yayınlanan açıklaması, "uyarı" adı altında yaşanması muhtemel "din savaşı"na işaret ediyordu. "İslam (fanatik İslam) Hristiyanlığa, Yahudilğe, Budizme, her türlü izme, her türlü dine karşı" diyen Lieberman, Amerika'yı ve bütün dünyayı bu yeni düşmana karşı birlik olmaya çağırdı.

Asia Times'da yayınlanan bir analizde, İbrani Üniversitesi'nden Yossef Schwardz'ın editörlüğünde yeniden yayınlanan bir kitaba dikkat çekiliyor. Hristiyan sağcıların ve Yahudi ırkçıların neo-faşist dünya tasavvurunun sembolü olan Leo Strauss gibi, 'neo-conlar'ın bugünkü küresel çılgınlığına zemin teşkil eden düşünceleri savunan Yahudi kökenli Alman teolog Franz Rosenzweig'in (1886-1929) İslam üzerine yazılarının bu yıl tekrar basıldığı belirtilerek, Rosenzweig'in şu ifadelerine yer veriliyor: "Gelecek milenyum Doğu ile Batı'nın, Kilise ile İslam'ın, Germenlerle Arapların mücadelesi olarak tarihe geçecek."

Batılı ve İsrailli siyasi ve entelektüel çevreler, bu tarz metinleri yeniden yayınlamaya neden ihtiyaç duyuyor? On yıldır, İslam düşmanlığını içeren düşünce ve çalışmaları içeren metinler hızla gündeme taşınıyor. Siyasi, askeri ve entelektüel çevreler, hem bu alana vurgu yapıyorlar hem de zamanda da odaklandıkları konuyu gizlemeye çalışıyorlar. İslam'a nefretini açıklamaktan çekinmeyen Pentagon generallerinden, süreci dördüncü dünya savaşı olduğunu söyleyenlere kadar vardıranlar oldu.

ABD ve müttefiklerinin İslam dünyasına yönelik akınları sıklaştıkça terörle savaş adı altında sürdürülen düşmanlığın keskinleştiği görülüyor. Türkiye'de yaşayan, dünyayı izlemeye çalışan ortalama bir kişinin kafasında cevaplandırmaya çalıştığı çok ciddi temel sorular var: Irak'taki son saldırılarda, insanların öldürülen İspanyol istihbaratçıların cesetlerine basarak Filistin'deki insanlarla aynı sloganları attıklarını gördük. Bu nefretin kaynağı ne? ABD-İngiltere ve İsrail'in Irak'taki yağma harekatı olmasaydı böyle bir nefret ortaya çıkacak mıydı? Bu kişiler Saddam'ın yıllar süren ideolojik eğitimi sonucu bu nefreti kazanmışlarsa, Ortadoğu'un en laik rejiminin yetiştirdiği insanlar nasıl İslamcı tehdit olarak görülebiliyor?

Türkiye savaş alanı olmasın

Türkiye, 1990'dan bu yana, Batı'nın İslam modeli ve İslam dünyasına yönelik projeleri için sıçrama tahtası olarak kullanıldı. ABD-İsrail-Türkiye-Ürdün cephesinin oluşturulmasıyla İslam coğrafyasına yönelik 'dönüştürme projesi'nin içinde yer aldı. Söz konusu proje, İslam dünyasına özgürlük ve demokrasi getirmeyi hiçbir zaman hedeflemedi. Amaç, ABD hegemonyasını bölgede yeni şartlara göre yeniden oluşturmak, İsrail'in güvenlik sorununu çözmek, Türkiye ile Müslüman dünya arasına kalın duvarlar örmekti. Zamanla bu rolün Türkiye'nin bölgesel çıkarlarına hayati zarar verdiği ortaya çıktı. Hiçbir siyasi iktidarın ve devlet erkanının hazmedemeyeceği bu durum, Türkiye'nin ABD-İngiliz-İsrail cephesi ile bölgesel projelerde yer almasını sorgulamasını zorunlu kılıyor. İstanbul'daki kanlı saldırılardan sonra Türkiye yeni bir durumla karşı karşıya. Türkiye ile ABD arasında terörle mücadele görüşmeleri yeniden ivme kazandı. Terörle uluslararası mücadele, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını ertelemesine yol açacak bir süreç başlatmamalı.

Saldırılardan sonra Mossad Başkanı Meir Dayan Türkiye'ye geldi. Yine El Kaide ve Hamas'ın Türkiye bağlantılarını araştırmak üzere ABD'den özel bir heyet Türkiye'ye geldi. ABD'lilerin görüşmelerde, Türkiye'den tanınmış pek çok isimle, bazı siyasilere ilişkin bilgiler içeren ve gizli tutulan özel bir raporu gündeme getireceği söylendi. Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, aynı amaçla ABD'ye gönderildi. Türk temsilcilerin terörle mücadele kapsamında yapacağı görüşmelere ABD'deki Yahudi lobi kuruluşlarıyla temas da eklendi.

Türkiye, iç güvenlikle ilgili çalışmalarını yaparken ABD'nin güvenlik paranoyasına teslim olmamalı. ABD hangi ülkeyle bu alanda işbirliğine gitmişse o ülkeye kendi çıkarları doğrultusunda ateşe atmıştır. İşte Türkiye bu anlamda, ne Batı ile Doğu arasındaki krizlerde ne de İslam dünyası içindeki çelişkilerde kesinlikle Batı'nın savaş alanı olmamalı...

Dün Irak'tan korkunç bilgiler geldi. Onlarca genç kızın kaçırılıp tecavüz edildiği, bazılarının intihar ettiği iddia ediliyor. İşgal vahşetinin yanı sıra Irak'ta tüyler ürpertici yeni bir gerçek çıktı ortaya: Tecavüz ve katliam. Kimin terörü?


2 Aralık 2003
Salı
 
İBRAHİM KARAGÜL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED