|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dilimizin güzel deyimlerinden biridir "kaş yapayım derken göz çıkarmak". Niyet ile sonuç arasındaki çelişkiyi gösteren bu deyimin insan cemâlinin unsurlarına yaslanmış olması, anlamına özel bir güç katıyor, çarpıcı ve etkili bir deyim olmasını sağlıyor. İnsanın güzelliği kalbindedir derler. Bu doğrudur ama sözlük anlamı "güzellik" olan "cemal" insanın kalbine değil, yüzüne izafe edilmiştir. D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük'te sözcüğün üç anlamını verirken, birinci anlam olarak "Yüz güzelliği"ni seçmekle isabetli davranmıştır. Axis 2000 Ansiklopedik Sözlük'te ise cemal'in ilk iki anlamı "güzellik" ve "güzel yüz" olarak verilmiş, üçüncü anlam olarak da tasavvuf terimi olduğu belirtilerek şu tanım yapılmış: "Allah'ın bağış, cömertlik, sevgi, ululuk gibi özelliklerini karşılayan sıfatlarına verilen genel ad." Çok derbeder ve bulanık bir tanımlama bu. "Bağış" sözcüğünün "bağışlayıcılık" anlamında mı, yoksa "lütuf" anlamında mı kullanıldığını seçemiyorsunuz. Hele "ululuk" sıfatının yeri burası mı sorusunu sorduktan ve bu tanımın içinde "celâl"in mukabili olduğunun belirtilmeyişini önemli bir eksiklik olarak tespit ettikten sonra aynı sözlükte bir de "celâl" maddesine bakarsanız, daha da şaşırıyorsunuz: "1. Esk. Büyüklük, ululuk. 2. Öfke, kızgınlık." Bu ne biçim sözlük? "Cemal"in tasavvuf terimi olduğunu yazıyor ama celal'in aynı niteliği taşıdığını belirtmiyor. Bu tuhaflığı da, kaş yapayım derken göz çıkarmanın bir örneği saysak yeridir. Adını andığım sözlükte cemal'in anlamları verilirken konan "eski" notunun doğru olduğundan da şüpheliyim. Bugünün Türkleri "cemal" denince sadece özel isim olan Cemal'i mi hatırlıyorlardır? İçinde sevgilinin cemalinin ay gibi parladığı onlarca türküyü anlamadan mı dinlemektedirler? Ülkemizde kaş yapayım derken göz çıkarma örneklerine sık sık rastlanıyor. Son günlerde rastladığım üç örneği aktarayım. İlkini bir kitapta gördüm: Münib Engin Noyan'ın son kitabının ilk sayfalarında "Râbia" kelimesi, önce böyle ve doğru yazılmışken sonra ve kaç kez "Rabiâ" biçiminde yanlış yazılmış. İsmin doğru telâffuz edilmesine yardımcı olması beklenen uzatma işaretinin yanlış yere konması, okuyucuyu a) Şaşırtır b) Yanlışa yöneltir c) Duyarsızlaştırır. Bu üç seçeneğin üçü de, o kelimede hiç işaret bulunmamasından daha kötüdür. İkincisini bir gazetede gördüm: "Tesettür" kelimesini, herhalde "kaş yapmak" niyetiyle "teseddür" şeklinde yazmışlar ve "tesettür"ün gözünü çıkarmışlar! Üçüncüsünü bir mezar taşının yanı başında gördüm: Üsküdar'ın Selâmsız semtinde Solaksinan mahallesinde demir parmaklık içine alınmış mezarın şâhidesinde yazılı olanları gûya yeni harflerle aktarmak istemişler; bazı kelimeleri kim bilir hangi gerekçelerle atladıkları yetmezmiş gibi Şeyh Feyzullah Efendi el-Hindî hazretlerini "Hindu" yapıvermişler. Bu tuhaflığa bakarken, bu işi yapan "iyi niyetli zat"ın "Hintli, Hindistanlı" anlamına gelen "Hindî"yi Nasreddin Hoca'nın "hindi"si ile karıştırmış olabileceğini düşünmekten kendimi alamadım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |