AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

S P O R
NE OLDUM DEMİYECEKSİN!

İnsanların zaman zaman kendilerini sorgulamaları gerektiğine inanıyorum. Örneğin nerelerden nerelere geldiklerini düşünmelerini istiyorum. Hatalarından dönen takımlarımızın nasıl yükseldiğine şahit oluyoruz. Onlara, kesin düştü gözü ile bakılıyordu. İşte Akçaabat Sebatspor, işte Elazığspor... Bu gerçeğe sırtımızı dönemeyiz.

Herkezin gözü yükseklerde olduğu için, aşağıdaki gerçekleri kimse görmüyor. 5 hafta önceki puan cetvelinde "kesin düşer" dediğimiz iki takımdan biri Akçaabat Sebatspor, diğeri Elazığspor'du. Sanki bu takımların üstüne sihirli değnek değdi de, bir anda görüşler değişiverdi. Bir 5 hafta sonra, kimbilir daha neler değişecek. Sözüm, aslında kendilerini şimdiden şampiyon ilan edenlere. Ligin 3 puanlık lig olduğunu unutanlara. Ne kadar güçlü olursanız olun, sürprizlerin ılık nefesini ensenizde hissedeceksiniz. Hele futbol gibi sert ve hataları bol bir oyunun içindeyseniz, kendinizi asla bu gerçeklerden soyutlayamazsınız. Belki bu çıkışlarını lig sonuna kadar sürdüremeyecekler. Ama, bugünkü gerçeğe kimse sırtını dönemez.

OKUMA ALIŞKANLIĞI

Fenerbahçe-Beşiktaş maçından önce "Biz kazanacağız" diye bir ön yazı yazmıştım. Gazetemiz çalışanları içinde, sadece başlığı okuyanların soru yağmuruna tutuldum. "Kim kazanacak" diye soruyorlardı. Ben de "yazıyı okuyun" diyerek geri çevirdim onları. Anladım ki, hala okuma alışkanlığı edinememişiz. Sanıyorum, sadece başlıklar ve resim altları okunuyor, resimlere bakılıyor ve gazete bir kenara atılıyor. Herkes için geçerli değil tabii. Ama tembellik, herşeyde olduğu gibi burada da var. Okuyun, daha çok bilgileneceksiniz. En azından çocuklarınızı fazla televizyon izleyerek hımbıl olmaktan kurtarırsınız.

İYİ MAÇTI

Her zaman kısmet olmuyor. Böylesine gerilimli maçlarda kaliteli futbol izlemek. Sonuç ne olursa olsun, görmeyi arzuladığımız herşey vardı. Kazanma hırsı, goller ve ders alınacak hatalar... Önce dostluk demiştik, çok şükür onu da gördük. En net hatalar da F.Bahçe kalesinde yaşandı. Her halde bundan böyle hiçbir kaleci aynı hatayı yapmaz. Sen sağ tarafa barajı kurduracaksın, sonra da gidip barajın arkasında duracaksın. Öbür köşeyi kuşlar mı koruyacak. Üstelik topun başındaki adam Sergen. Her halde senin için hayat boyu unutamayacağın bir deneyim olmuştur kardeşim Recep...

GALATASARAYLIYIZ

Bizim için memleket meselesi oldu. UEFA'nın Galatasaray ve Beşiktaş için aldığı karar, hazmedilir gibi değil. Üstümüze oyunlar oynanıyor. Başarımızı kıskanıyorlar. Galatasaray'ın da, Beşiktaş'ın da neler yapabileceğini iyi biliyorlar. Teröre ve teröristlere uşaklık etmenin faturasının birgün kendilerine de çıkabileceğini bilmiyorlar. Biz Galatasaraylı'yız, Beşiktaşlı'yız, Gençlerbirliği ve Gaziantepli'yiz. Biz Türk'üz be Türk'üz... Almanya'da da, İngiltere'de de, İtalya'da da, İspanya'da da Türk'üz. Dünya'nın neresinde olursa olsun bizi bizden koparamazsınız. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam dileğiyle...

TOROĞLU MiDE BULANDIRDI!

Önceleri futbolcuydu. Sonra hakem oldu. Asıl işi kabzımallıktı. Şimdi yorumcu. Programı reyting rekorları kırıyor. Herkes O'nu can kulağı ile izliyor. Gündeme, ayrıntıları getirip, pozisyonlara farklı bir gözle bakıyor. Bazen eski meslekdaşlarını acımasızca eleştirip, "Bu hatayı yapanın hakemlik lisansı yırtılır" da diyebiliyor. O tarafı beni ilgilendirmiyor. Ama 27 Kasım 2003 Perşembe günü Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan ropörtajı bir spor gazetecisi ve Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin bir yöneticisi olarak midemi bulandırdı. Toroğlu ropörtajında şöyle diyordu, "İllet olduğum şey maç izlerken... Şimdi önümde spor yazarı tipi var. Spor yazarı maça gelir, maçın havasını alıcam der. (Yalan), (sahtekar). Gelir, daha 20 dakika kala baba başlar yazmaya. Yazar, yazar, yazar. Yazının mübalağa etmiyorum, dörtte üçü bitmiştir. Sonra seyrederken üç dört cümle daha yazar. O da şu, 60. dakkada Hakan kafayı ne güzel vurdu. (Ulan) onu ben de biliyorum (hıyar)..." Anlatmak istediği spor yazarını, böyle aşağılayarak sürdürüyor konuşmasını. Kendine yakıştığı gibi! Gazeteciliğin mutfağını bilmiyor. Taşra kalıplarının erken döndüğünden filan haberi yok. Adanalı, ya da Trabzonlu'ya da o maçı yetiştirmek gibi bir çabası olmamış bugüne kadar. Şefi, ya da müdürü O'na "Aman yorumunu 70. dakikada bitir" diyerek aba altından sopa göstermemiş. Tuzu kuru olduğu için, yanında oturduğu muhabirin kazandığı 3 kuruşu kaybetmeme uğruna verdiği çabayı işte böyle yorumlamış. Kendine yakıştığı gibi... Gelsin rahat rahat maçını izlesin, yorumlarını yapsın diye akredite edip tribüne almışız. Bizde kabahat. Yanında oturan insana "ulan", "yalancı", "Sahtekar", "Hıyar" deme hakkını kimden alıyorsun? Ya tüm spor yazarlarından özür dilemeli, ya da sözlerinin bedelini yasal yoldan ödemeli...

  • Haftanın Yorumu - Salih Sezer



  • 2 Aralık 2003
    Salı
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED