|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Afyon ve Sandıklı'ya gittim, geldim, gezi boyunca sorulan onlarca sorudan pek çoğuna "Türkiye zor ülke" cümlesi ile cevap verdim. Olan bitenler insanların havsalasına sığmıyor ve soruyorlardı: Neden, neden, neden? Cevap olarak ya birileri için mazeret üretecektiniz, ya da tüm mazeretleri ifade eden bir cümle söyleyecektiniz: "Türkiye zor ülke." Gerçekten öyle. -Parlamentoda 368 milletvekiliniz var. Millet size yönetme sorumluluğunu vermiş. Dilediğiniz kanunu çıkarabilirsiniz. Neden şu şu alanda bir çözüm sağlanamıyor? İktidar olamamak bir marezet mi? Daha nasıl iktidar olacaksınız? Millet daha ne verecek size? İşte size vatandaşın nabzı... Sonra insanlar, iç muhasebeye başlıyorlar... Onun, bunun, şunun farkındalar. O yüzden ben "Türkiye zor ülke" dediğimde herkes sessizce onay veriyor. Bu "zor ülke" tanımlaması, aynı zamanda "içe sinmeyen" , "topluma rağmen var olan" bir gerçekliğin de ifadesi. Topluma "zoraki " dayatılan bir gerçeklik bu. Toplumda karşılığı bulunmayan bir "Ankara gerçekliği!" Toplumda karşılığı yok, o yüzden de sandıktan çıkamıyor, ama adeta "benim kafamı kızdırma" söylemiyle her alanı gölgeleyen bir belalı yapı hüviyeti arzediyor. -Demokrasiyi anayasasına temel ilke olarak koyup da, halk iradesinin bu kadar tartışıldığı, iş yapma imkanının sınırlandığı bir ülke "zor"dan başka nasıl tanımlanabilir? İşte 368 milletvekiliniz var ve bir yönetmeliği değiştirirken bile yüz yerin gözüne bakmak zorundasınız. Nabız, nabız, nabız tutarken, kendi nabzınızı unutuyorsunuz. -"İnanç özgürlüğü" olarak tanımlanan laikliği, dini alanı daraltma tarzında yorumlamak bize has bir uygulama... -Fransa'dan laikliği alıp, bugün Fransa'ya laik şablonlar ihraç edecek seviyeye gelen, sonra Fransa'dan yeniden laik şablonlar ithal ederek bunu içredeki daraltmaların meşruiyyet gerekçesine dönüştüren ülke biziz. -Kadınlarının büyük çoğunluğu başını örtüyor olmasına, kamuoyu yoklamalarında yüzde 70'ler seviyesinde "her alanda başörtüsüne özgürlük" sonucu çıkmasına rağmen, başörtüsü yasağını laiklikle bağdaştırıp anayasanın değişmez ilkeleri arasına sokma becerisini gösteren bir ülke, kolay bir ülke midir? -Çocuğunun eğitimini anne- babasına bile güvenemeyen ve eğittiği çocukların yetişkinlik çağlarında onlardan bile destek alamayan bir başka devlet mantığı var mıdır dünyada? -Zor ülke Türkiye... Seçilmişler üzerinde Damokles kılıcı bu ülkede sallanır durur. Bu ülkenin siyasetçisi "bayram gömleği" ile "idam gömleği"ni aynı anda sipariş ettiğinin bilincindedir. "Siyasal ağırlık" her zaman "sayısal ağırlık" aleyhine dengeyi bozabilme imkanına sahip göründüğü için, insanlar oy verirken, seçtiği insanın nereye gittiğini hep kaygıyla izlerler bu ülkede... -Siz, Başbakan'ının, Meclis Başkanı'nın, bir çok bakan ve milletvekilinin, eşlerini resmi kabullerde yanında bulunduramadığı bir başka ülke biliyor musunuz? Bir başka ülkede Cumhurbaşkanı, Başbakan veya Meclis Başkanı'nın eşini ikinci sınıf hale getirebilir mi? -Halktan destek alamayanların gözlerini belertip bağırıp çağırdığı, "bela çıkarırım" mesajı verdiği, buna karşılık halk desteğine sahip olanların "Aman demokrasiye bir şey olmasın" kaygısına düştüğü bir başka demokrat ülke var mı dünyada? -Eğitim kurumlarında, sınavlarda sıfır çeken onbinlerce gencin dramatik durumunu bırakıp, kılık kıyafeti sorun eden ve bir noktada öğrencilerin eğitim hayatına son vermeyi bile göze alan, İHL'yi bilmem hangi sebeple biçmek adına tüm meslek liselerini biçmeyi göze alabilecek kadar gözü kara bir yapı kolay bir yapı sayılabilir mi? Kolay, yani mantıkla, akılla ikna edilebilecek, makulü kavrayabilecek, makulde buluşulabilecek bir yapı... olabilir mi? -Eskiden "Elifi görünce mertek sanırlar" diye bir deyim vardı. Cehalet böyle anlatılırdı. Şimdi "Elifi görünce mertek sananlar", "Elifi görünce irtica sananlar" haline geldi ve Müslüman bir toplumun Kur'an öğrenimine ambargo koymak üzere seslerini yükseltmeye başladılar. Şöyle bir bakın, medyasında iz'an duvarını aşmış kalemler, kabristanda yakınının başında Fatiha okuyan bir annenin, çocuğun Kur'an öğrenme ihtiyacını içlerine sindirebilirler mi? Böyle bir iz'an yoksunluğu gazete köşelerine kurulup prim yaparken, Türkiye "kolay ülke" olabilir mi? İnsanlara bakıyorum, bir anlayış istiyorlar, son derece makul olan taleplerinin iyi niyetle değerlendirilmesini istiyorlar. İktidarın kendilerini anladığını ama, güç odaklarının gözlerini karartması yüzünden netice alamadığını düşünüyorlar. Sonra içlerine ya derin bir hüzün çöküyor, ye da derin bir öfke... "Zor ülke Türkiye" dediğimde bu, ya hüzünlerini besliyor, ya öfkelerini... Bunu biliyorum. Öfke algılarsam, "Sabır" diyorum. "Sabırla koruk helva olur" diyorum. "Türkiye sevgisi, her türlü öfkenin üzerindedir. Türkiye'nin savrulmaması lazım" diyorum. Bu ülkenin insanı kendilerini "belalı" sanan insanlar kadar "belalı" olmaya soyunsaydı, yani insan haklarının hoyratça çiğnendiği, insanların yok farzedildiği, hukuka, bilime, siyasetten arınması gereken her alana siyasetin sokulduğu kimi zamanlarda "aklından bile geçirme" diyerek , demokratik refleks ortaya koysaydı.... diye düşündüğüm zamanlar oluyor... Acaba "sabır"la, "demokratik bilinç" arasında bir kopukluk mu var, ya da bir buluşma noktası olacak mı? Türkiye'yi gerçek bir hukuk devleti haline getirmek, "zor ülke" olmaktan çıkarmak belki de budur. Türkiye'yi kendi ayağını çelmeleyen, kendi ayağına kurşun sıkan, kendi ellerini bağlayan bir ülke olmaktan çıkarmaktır belki de "zor ülke" olmaktan çıkarmak... Gün ola harman ola, deyip sonucu gene ümide bağlamaktan başka çaremiz yok. Bu aülke bizim ülkemiz ve biz bu ülkeyi aşkla seviyoruz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |