|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kendi mesleklerimize karşı bazen çok acımasız olabiliyoruz da, dışarıdan birinin yaptığımız işe yönelttiği eleştirilere fazla açık değiliz. Hemen her meslek için geçerli bu. Ülkeyi sarsan İstanbul terör eylemleri sonrası medyaya dönük eleştirileri, basın olarak, bürokratlara pahalıya mâl etmedik mi? Oysa, medyaya dönük en acımasız eleştirileri, basın emekçileri, gazete sayfalarında kendileri yapabiliyor... Benzer bir alınganlık yargı çevrelerinde yaşanıyor şu günlerde. İktidar partisinin öndegelenleri, milletvekili dokunulmazlığına karşı çıkışlarını, yargının 'taraflı' tavrına bağlama eğilimindeler; onların bu yolda yaptıkları açıklamalar yargıdan tepki çekiyor. Yargıtay başkanı, câmianın tepkisini, kameralar önünde de ifade etti... Oysa, hep biliyoruz, yargı bağımsızlığı konusundaki en çarpıcı endişeleri, bizzat adalet câmiası liderleri her yıl adli yılın açılış toplantılarında dile getiriyor. Politikacıların yargıdan ellerini çekmesini talep etmeyen Yargıtay başkanı hatırlamıyoruz. Şimdiki başkanın seleflerinden, işi, "Vicdanla cüzdanı arasına sıkışmak" formülüyle ifadeye kadar vardıran da çıkmıştı. Türkiye'de yargının gerçek anlamda 'bağımsız' hale gelmesinin önünde bayağı ciddi engeller bulunuyor... Aslına bakarsanız, tartışma mevcut durumu tersine çevirmeye kapı aralıyor, ancak tartışanlar, birbirlerine lâf yetiştirme derdinden, bunun tam farkında değil. Adalet câmiası Ak Parti'den yükselen eleştirilere kulak verse, ya da yargıyı eleştirenler kendi ağızlarından çıkan sözler üzerinde bir an durup düşünse, herkesi mutlu edecek ve ülkemizi yargı alanında yaşanan ayıplardan uzaklaştıracak adımlar atmada elele verilebileceği daha rahat görülecek... Yargıda varolan sıkıntıların kaynağında 'hukuku siyasallaştırma' ile sonuçlanan müdahaleler yatıyor. Siyasiler veya siyaset üzerinde etkili kişi ve kurumlar, yıllardan beri, yargıyı araç olarak kullanmada hiçbir sakınca görmediler. Tayyip Erdoğan'ın milletvekili ve başbakan olmasının önündeki engelleri yargının açması durumu değiştirmiyor; herkesin kanaati, Ak Parti liderinin önünü tıkayanın da yine yargı olduğu... Muhalefet partisi liderini engelleyen yargının iktidar partisi liderine başbakanlık yolunu açması bile, 'yargı bağımsızlığı' iddiası hakkında yeterince fikir vermiyor mu? 'Dokunulmazlık' konusunu tartışmadan önce, hatta hemen her konuyu bir tarafa bırakarak, derhal ele alınması gereken, yargının sistem içerisindeki yerini sağlamlaştıracak, bağımsızlık ve tarafsızlığını pekiştirecek tedbirler aramak olmalı. Adalet, her bakımdan, 'mülkün (devletin) temeli' olma özelliğine bütünüyle kavuşmalıdır. Baş ağrıdığında ilâç niyetine 'Avrupa Birliği kriteri' aranan bir ülkede, yargının kabul edilebilir normlara kavuşturulması için başka ülkelerde başarısı sınanmış örneklerden yararlanma yoluna gidilmemesi gerçekten şaşırtıcı. Yargı bağımsızlığı 'fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' yargıçlar eliyle gerçekleşebilir. Devleti ideolojik saplantılarından uzaklaştırdığımızda fikren hür bir ortamı da oluşturabiliriz. Ekonomik açıdan rahatlatılmış yargıçlar hür vicdanlarının keyfini sürebilir. İrfanda hürlük ise, hukuk eğitimi düzeyini yükselterek, yargıçlara kendini geliştirmeleri için bol zaman bırakarak elde edilebilir. Bu üç alanda 'hür' yargıçların varlığından söz edilebilen bir ülkede, kendinden emin politikacı için, kürsü masuniyeti dışında bir dokunulmazlığa ihtiyaç kalmaz zaten... Bugünkü Türkiye'nin sistemine yansıyan manzara şu: İktidarı bir türlü teslim alamayan bir yürütme organı (hükümet)... Bazı konularda kanun çıkarmakta zorlanan bir yasama organı (Meclis)... Bağımsızlığı tartışmalı bir yargı... Böyle ortamlarda hep kavga-gürültü olur, şu sıralarda yaşanan da o zaten... 'Kuvvetler ayrılığı' ilkesini en güçlü biçimde işletebilmek için sistemde ıslaha yargıdan başlamak şart; yürütme ve yasama organları, 'dokunulmazlık' konusunda duydukları tereddüdü yargı mâzeretini kullanarak aşamaz... Yarın, yolsuzluklarla mücadelede de, ekonomik açılımlarla ilgili alınacak kararlarda da yine son sözü yargı söyleyecek; hayatımız hep mâzeret dinlemekle mi geçecek bizim? Mâzeretsiz bir yönetim anamızın ak sütü gibi helâl hakkımız... Tıpkı bağımsız bir yargı, muktedir bir iktidar ve sorunlarına sahip bir Meclis de hakkımız olduğu gibi...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |