AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Hormonlu-fosforlu: Edebiyatımız çöküyor mu?

Herkesin malumu; günümüzün hakim kültürü popüler kültür, hayatın her alanına sirayet etmiş, bütün kaleleri fethetmiş durumda. Bu neredeyse kaçınıl-a-maz bir biçimde böyle. Giyim-kuşamımızdan yiyip içtiklerimize, seyrettiğimiz filmlerden televizyon dizilerine ve programlarına, konuşma biçimlerimizden sohbet konularımıza, dinlediğimiz müzikten okuduğumuz kitaplara varana kadar çok geniş bir yelpazede hayatımızı ele geçirmiş, her birimizi -sakınma, başedebilme oranlarına göre- kendi alanı içine hapsetmiş durumda. Büyük çark içinde dolaşıma giren, büyük şirketlerin ve medyanın artık her yere uzanan eli ile en ulaşılamaz denilen yerlere kadar ulaşan ve kendini onaylayarak çoğaltan/çoğalan bir kültür bu. Yüksek kültürü ve halk kültürünü de içine alarak tek potada eriten ve bileşik kaplar hesabı her boşluğu doldurup ulaştığı yeri, kendi unsurları ile değiştiren/dönüştüren/benzeten bir kültür.

Eleştirilerin işaret ettiği

Edebiyatımız da çoktan beridir bu çemberin içinde. Bu yüzden son yıllarda üretilip/yaratılıp okuyucusuyla buluşabilmek için dolaşıma giren her ürün/eser başka etkenler de dahil olmak üzere üretildiği ortamın etkisini üzerinde taşıyor. Mevcut edebiyat ortamının üretim ve sunum hareketliliğine rağmen, gidişattan rahatsızlık duyarak üretilenleri 'edebi değer' ölçütüne vurup eleştirenlerle, ortamı okuyup öneriler sunanların sözleri hiç bitmiyor.

Günümüz edebiyat ortamını ve üretilenleri 'hormonlu meyvelere' benzeten yılların edebiyatçısı Adalet Ağaoğlu'nun tespitinin üzerinden henüz bir ay geçmişken, yüzbinlerce satan popüler romanlara yönelttiği sert eleştirlerle tanınan edebiyat eleştirmeni Ömer Türkeş de, günümüz edebiyat ortamını 'fosforlu' diye nitelendirdi. Selah Kemaloğlu'na verdiği röportajı üç gün önce bu sayfada yayınlanan Türkeş, Türk edebiyatının "Gündelik dilden öteye geçemeyen, toplumsal olandan uzak, romanlarındaki karton tiplerle, aklı fikri aşkta ve cinsellikte olan mutsuz ve yalnız insanların hikayelerinin" konu edildiği "vitrin romanlarının" tekeline girerek ciddi bir kırılma/çöküş yaşamakta olduğunu söyledi.

Post-durum güzellemeleri

Edebiyatın piyasa şartlarından etkilenerek geçirdiği dönüşümü/bozulmayı eleştirenlerin yanısıra, üretildikleri ortamı onaylayarak ve onun bir parçası olarak üretilen romanları ve yazarlarını eleştirenler de var. "Çöküş Romanları" adlı kitabı geçtiğimiz aylarda Papirüs yayınlarından çıkan Nihat Ateş, son dönemde üretilen romanların yaşanılan dünyayı eleştirmek, başka bir dünya tasarımı sunmak bir yana, varolana tanık bile olamadıklarını bilakis yaşanılanı onalaylayarak idealize ettiklerini söylüyor. Konuya tarihsel-toplumsal açıdan bakan ve Lukacs'ın ünlü "dekadans" kavramına atıfta bulunan Ateş, son dönemde yazılan romanları "çöküş romanları" olarak niteliyor ve bu nitelemenin, romanların çöküşü anlatmalarından, göstermelerinden değil, tamamen bu çöküşün bir parçası olmalarından kaynaklandığını ifade ediyor. Nahid Sırrı Örik, Reşat Nuri Güntekin, Memduh Şevket Esendal gibi Cumhuriyet döneminin aydınlanmacı yazarlarının romanlarıyla, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Elif Şafak, Perihan Mağden gibi yakın dönem yazarlarının "bestsellers" romanlarını karşılaştırıyor. Bu yazarların romanlarının toplumsal alandan özel alana kaçış, parçalanmışlık, edilgenlik, yalnızlık, çıkışsızlık, umutsuzluk, insanın ve sözün nesneleştirilmesi, toplumsal olguların mistisize, sıkıntının estetize edilmesi gibi ortak özellikler taşıdıklarını ortaya koyuyor. Çöküş romanı kahramanlarını ise Murathan Mungan'ın Yüksek Topukları'ndan yaptığı bir alıntıyla tarif ediyor: "Bir anarşist gibi hisseder, bir aristokrat gibi acı çeker ve bir küçük burjuva gibi kaçar." Bilinçleri zedelenmiş çöküş dönemi romancısının yaşanılan çağa tanıklık etmek, kayda geçirmek yerine hafif, kolay okunan, sorgulamayıp sızlanan "post-durum güzellemeleri" yazdığını ve okunmalarını biraz da bununla sağladıklarını savlayan Ateş "Çöküş Romanları" ile mevcut edebiyat ortamına ilişkin, üzerinde tartışılması gereken bir panaroma sunuyor.

Popüler kültürün, piyasa şartlarının, üretimi ve sunumu ile tüketim kültürünün çarklarına uyan edebiyatımızın son dönem çok satan ürünleri artık, fosforlu renklere sahip hormonlu meyveler gibi. Heveslendirici ama lezzetsiz. Gözalıcı lakin suni. Üstelik çöküşün bir parçası. Nihat Ateş'in dediği gibi edebiyatımız çöküyorsa eğer, sahici edebiyatın sahipleri ve okurları ne yapıyor? Uyuyor mu?


13 Aralık 2003
Cumartesi
 
FADİME ÖZKAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED