AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Denetleyemiyorum, öyleyse bu iş de bize düştü! (2)

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Kuran kurslarıyla ilgili yeni yönetmeliği savunurken "Din eğitimi kaçak göçek yapılacağına, devletin imkanlarıyla, devletin gözü önünde sağlıklı bir şekilde yapılmalı" diyor.

Demek ki, devlet kendi dışında faaliyet gösteren "din eğitimi"ni yeterince denetlemekten aciz... Eh, diyor devlet, madem cemaat bu işi doğru dürüst yapamıyor, o zaman bari ben üzerime alayım... Hem böylece "terörizm" ile mücadele de etmiş oluruz... Çelik ayrıca, devlet okullarının Kuran kurslarına açılmasına da taraftar. Ve bakan bu görüşünü de, "okulların atıl kapasiteyle kullanıldığına" bağlıyor. Yani özetle şöyle bir temellendirme: "Boş duracağına Kuran kursu açılsın!"

Yeni yönetmelikte bulunmadığı halde tamamen Milli Eğitim Bakanı'nın arzusu doğrultusunda ortaya atıldığı anlaşılan bu öneri yerinde bir öneri mi? Bana göre, hayır. Tamam, belki yaz aylarında okul avlularının Kuran kursu öğrencileriyle dolması pek çoğumuzu memnun edebilir; ama bana göre bu öneri yine de yersiz bir öneri. Bunu "Okul" konusunda bazı önemli hususları unutmamamız gerektiğini düşünerek söylüyorum. Bir kere okul avlularının Kuran kursu öğrencileriyle dolması pek çoğumuzu memnun etse de, pek çoğumuzu da rahatsız etmeyecek mi? Yani böyle bir öneri, herşeyden önce "siyaseten" yerinde olmayan bir öneri. Hatta böyle bir uygulama, kamuoyu araştırmalarının "türban" başta olmak üzere "dini hayat"la ilgili birçok konuda ortaya koyduğu "ılımlı" yaklaşıma zarar verecek nitelikte. Okul avlularında 80 yıldır Kuran kursu öğrencisi görmeyen bir toplumu "şoke etmenin" âlemi var mı?! Yani bir bakıma, tam da CHP'nin arayıp da bulamayacağı bir öneri-uygulama! Teneffüslerde oyun telaşıyla belki de başörtülerini çıkarmayı unutan kız çocuklarından geçilmeyen bir okul avlusu... İşte size "Türk medyası"nın karşılığında bir servet ödeyebileceği bir görüntü!

AKP'yi böyle bir öneriyi uygulatmaya olsa olsa ancak CHP teşvik edebilir!

Söylediğim gibi, "Okul" konusu hassas bir konu, kendisinden "Cumhuriyet'in kalbi" diye söz edilmiyor mu? Dolayısıyla, "Okul'a dokunmak" üzerinde çok kafa yorulması gereken bir mesele. "Okul"u nasıl ıslah edeceksiniz, nasıl dönüştüreceksiniz, bütün bunlar bir günde karara bağlanabilecek konular değil. İşin içine "çocuklar" ("çocuğum") girince, pekçok konuda "ılımlı" bulduğunuz insanları bile kolayca küstürebilirsiniz...

Doğrudan yeni Kuran kursları yönetmeliğine gelince:

Yönetmeliğin getirdiği, yetişkinlere yönelik "akşam kursları"nın eleştirilebilecek bir yanı tabii ki yok. Madem ki "yetişkin"dirler, değil 10, 5 kişi bile bir araya gelse, imkanlar dahilinde Kuran kursuna devam edebilmelidirler. Kuran kursuna devam edebilmek için 28 Şubat rüzgârıyla, "ilköğretimi bitirmiş olma koşulu" da tabii ki anlamsız, çünkü ikisi arasında birbirini dışlayacak bir ilişki yok. Ancak, yeni yönetmeliğin "yatılı Kuran kursları"nın kapısını ilköğretim çağındaki çocuklar için de açması ve yaz kurslarının süresi için getirilmiş olan sınırlamaları (2 ay ve haftada 5 saat) kaldırması bu nitelikte "yenilikler" değil. İlköğretim çağındaki bir çocuk yaz tatilinin tamamını niçin "yatılı" olarak Kuran kursunda geçirsin? "Yatılılık" gibi zaten tek başına problemli olan bir eğitim-öğretim düzeninin bu yaştaki çocuklara da açılmasının beraberinde getirmesi muhtemel sorunları herkesten önce Milli Eğitim Bakanı'nın düşünmesi gerekmez mi? Doğrusu, ben o çocuklar için de üzülürdüm...

Sonuç olarak, bugüne kadar olduğu gibi sistemi yine "yamalarla" bir biçimde onarmayı deneyen bir uygulama ile karşı karşıyayız. Oysa tasavvur edin, ülkemizdeki "din eğitimi" de "eloğlu"nda olduğu gibi düzenlenseydi işler ne rahat olurdu... Yani, devletin dışında örgütlenmiş ve içinde yoğun bir biçimde "din eğitimi"ni de barındıran bir başka ağ ve onu gerektiği gibi denetleyebilen bir devlet; yani, mevcut "Okul" ağı dışında faaliyet gösteren (ve tabii denetlenen) bir ikinci "Okul" ağı; yani, ismi artık "İmam Hatip" mi olur başka bir şey mi olur, ama mutlaka devletin dışında ve anababaların finanse ettiği ve "din eğitimi"nin de yoğun bir biçimde verildiği bir başka ağ; ve bütün diplomalar ayrımcılık yapılmadan yüksek öğretim aşamasında geçerli...

Fena mı olur? Böylece "Okul" sorunlarımızı deva olmak bir yana daha da kronikleştiren "Öğretim birliği" tartışmasından da kurtulurduk, her yıl yeni yeni yönetmelik çıkartmak derdinde de...

Çok zor biliyorum ama AKP iktidarı sorunu doğru teşhis edip bu işe bu yönde bir çözüm getirmelidir...


13 Aralık 2003
Cumartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED