|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
10 Aralık bilindiği gibi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabulünün 55. yıldönümüydü. Bu beyannameye ülke olarak biz de imza attık ve anayasamız gereği iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul etmiş olduk. Fakat her zaman yazdığım ve söylediğim gibi önemli olan sadece yasaları çıkarmak veya kabul etmek değil, önemli olan yasaları uygulamak daha doğrusu uygulayacak kafa yapısına sahip olmaktır. Yine her münasebette tekrar ettiğim bir şey daha var. Eğer hukukçularımız isterlerse mevcut anayasa ve yasalarla da hukukun üstünlüğünü yani adaleti sağlayabilirler. Benim kanaatim odur ki, adaleti ikame edememenin önündeki tek engel yasalardaki eksiklik ve aksaklıklar değil beyinlerdeki takıntılardır.. Yoksa onca eksiğine rağmen mevcut anayasayla bile adaleti ikame edebilirsiniz. Yok eğer adaleti değil de ideolojinizi üstün çıkarmaya çalışırsanız işte o zaman hukuk yani adalet rafa kalkmış olur. Adaletin olmadığı yerde elbetteki insan haklarından bahsedilemez. AB'nin Türkiye'den düzenlenmesini istediği siyasi kriterlerin büyük çoğunluğu da demokratikleşme ve insan haklarıyla ilgili kriterlerdir. Bu taleplerin büyük çoğunluğu kağıt üzerinde gerçekleştirilmiştir. Yapılan yasal düzenlemeler AB'nin de dikkatini çekmiş ve değerlendirme raporunda övgüyle bahsedilmiştir. Ama onların da dönüp dönüp söyledikleri şey aynıdır: "Yasayı çıkarıyorsunuz ama uygulamıyorsunuz." Doğrusu bu eleştiriyi ben de yapıyorum ama aynı eleştirinin dışarıdan gelmesi şahsen beni rahatsız ediyor. Adaletin ve insan haklarının ne olduğunu öğretmemiz gerekenlerin bize bu eleştiriyi getirmeleri beni rahatsız ediyor. Ediyor ama onlara bu imkanı veren de bizzat biz değil miyiz? Tabii burada bütün sorumluluk hükümete ait değildir. Hükümetten bağımsız olan kurum/kurullar ve sivil toplum örgütlerine de büyük görevler düşmektedir. RTÜK gibi YÖK gibi bağımsız kurullara da büyük görevler düşmektedir. Haksızlığa zemini RTÜK hazırlıyorsa, YÖK hazırlıyorsa yargı hazırlıyorsa hükümet ne yapsın? Hükümet üzerine düşeni yapıyor yasal düzenlemeyi TBMM'ye gönderiyor, orada gerekli yasal düzenleme yapılıyor, insanlar umutlanıyor ama bir bakıyorsunuz ki aynı yasa amacının dışında kullanılıyor. Hatta o raddeye geliyor ki TÜSİAD Başkanı Özilhan, bile "Yargı ülkenin önünü tıkıyor." diyebiliyor. Daha vahim olanı Avrupa Konseyi Denetim Raporu'nda "Türkiye'de yargı tacizi vardır." tespiti yapılıyor. Diğer başka kurum ve kurulların da benzer tacizlerine şahit olmakta ve dünya kamuoyunda maalesef mahcup duruma düşmekteyiz. Bu durumdan kurtulma ve insanımıza AB istediği için falan değil hak ettiği için, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış'ın dediği gibi tüm insan haklarını vermekten korkmamamız gerekir. Elkatmış 10 Aralık günü yapılan komisyon toplantısında aynen şunları söyledi: "Devlet kendi vatandaşından şüphelenmekte, korkmakta ve kendi insanını potansiyel suçlu olarak görmektedir. (...) Biz korkuyu üzerimizden attığımız zaman bütün meselelerin kendiliğinden çözüleceğine inanıyorum ve bunu da yapmak zorundayız. İnsanlarımıza daha fazla özgürlük vermeliyiz. Esas olanın devlet değil insan olduğunu idrak etmemiz gerekir.Her şeyin insan için olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |