AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
2003'te önyargıları yıkamadık

CHP, Başbakan Tayyip Erdoğan'a hitaben, "Rejim düşmanlarını kanatlarınızın altına almayın" diyor; 'rejim düşmanı' sıfatıyla kast edilen başbakanlık müsteşarlığı koltuğunda oturan Prof. Ömer Dinçer... Başbakan Erdoğan da, partililere karşı konuşurken, rejim tartışması açmanın tehlikesine değinerek, "Türkiye rejiminden memnun, değiştirtmeyiz" diyor...

Türkiye, olağanüstü kritik geçeceği kuşkusuz 2004 yılına, yine 'rejim' tartışmalarıyla giriyor.

Türkiye'de yaşayan insanların hayatlarından memnun olduklarını söylemek ileri bir iddia; kendi hesabıma siyasal ve sosyal yapıda köklü değişiklikler yapılması, ekonomide rasyonel tedbirler alınması beni daha mutlu eder. Daha demokrat, hak ve özgürlüklere daha saygılı, lâikliği din ve vicdan özgürlüğünün de teminatı bilen, yargısı gerçekten bağımsız bir hukuk devletinde yaşama özlemini hâlâ içimde taşıyorum. Herkesin mutluluğu için, gerekiyorsa, 'rejim' üzerinde tartışma açılmasında herhangi bir sakınca da görmem.

Türkiye'nin kendisi rejim değişikliği geçirmiş bir ülke. İstiklal Savaşı'nın ardından geçmedik mi cumhuriyet rejimine? İkinci Dünya Savaşı bizi siyasal yapımızda değişikliğe sürüklemedi mi, çok partili demokrasi rejimini 1945 sonrasında benimsemedik mi? Dünyanın başka köşelerinde de, rejimlerini elden geçirip yenilemiş ülkelerin sayısı az değil. Rejim yenilemek, eğer eldeki köhnemiş ise, neden kötü bir iş olsun ki?

Türkiye'de 'rejim' üzerinde tartışmalar genellikle farklı çağrışımları akla düşürdüğü için sakıncalı bulunuyor. Bir ara, belki 'komünist rejim' talep edenler de vardı, ama geleneksel olarak 'farklı bir rejim' denildiğinde, akla ilk gelen 'İslâm Cumhuriyeti' tarzı yönetimler oluyor. Ak Parti kurucu kadrosunun bazı özellikleri, Tayyip Erdoğan hükümetini, iyi de olsa kötü de olsa, mevcut yapıya sımsıkı sarılmaya ve rejim üzerinde tartışma açılmasına tahammül etmemeye itiyor.

Prof. Ömer Dinçer'in dokuz yıl önce yaptığı konuşmada ne söylediğine değil de nasıl söylediğine yoğunlaşılmasının sebebi de bu. Cumhuriyet ve demokrasi kavramlarına karşı çıkmıyor Prof. Dinçer, tersine ayakta durabilmeleri için o kavramların içinin yeni unsurlarla zenginleştirilmesini talep ediyor. Kafası çalışan namuslu her insanın eline geçen her fırsatta yapıp durduğunu, Prof. Dinçer de, bir bilimsel sempozyumda yapmış... Bu, 'siyasal İslâmcı' bir tavır değildir; cumhuriyet ve demokrasiyi veri kabul eden yaklaşım, o yaklaşıma sahip olan kişiyi 'siyasal İslâm' çizgisinden uzaklaştırır.

Herkes fikrini düzgün ifade etse hayli yararı dokunabilecek bir tartışmanın giderek sağırlar diyaloguna dönüşmesi, galiba, tartışanlar arasındaki derin kültür farklılığından kaynaklanıyor.

Ertuğrul Özkök'ün dün sütununda hatırlattığı, Gölcük depremi sonrasındaki bir başörtüsü eyleminde taşınan, "7.4 yetmedi mi?" pankartının anlamı o günlerde de kavranamamıştı; Hürriyet yönetmeni yanlışı bugün de sürdürüyor. Zamanlaması eleştirilebilir, acımasız da bulunabilir, ancak o pankartı elinde tutan kız veya onun gibi düşünenler, verdikleri mesajla kimseye "Oh olsun" demiyorlar; kendilerini de dışarıda tutmayan bir uyarı içeriyor o pankart. Özkök'ün, "Türkiye Cumhuriyeti'nde insanlar dinden çıktığı için Allah bu cezayı verdi! / Peki şeriat kanunlarıyla yönetilen, kadınlara başlarını açmayı yasaklayan, bütün dünyaya İslami köktendinciliğin ideolojik merkezi olduğunu kabul ettiren İran halkı, Allah tarafından niye cezalandırıldı?" sorusuna hak verdirecek bir anlamı bulunmuyor...

Birbirimizi anlamak için önyargılarımızı bir tarafa bırakmaktan başka çaremiz yok. Hepimiz aynı gemideyiz. Doğal âfetler insanlar arasında dinî veya etnik ayırımcılık gözetmez; ancak dindar insanlar da, başlarına bir felâket geldiğinde, doğal olarak, "Acaba bir hata mı yaptık?" diye düşünürler. O pankartı taşıyan genç kızın yakınları da Gölcük'te hayatını kaybetmiş olabilir... Pankartla söylemeye çalıştığı "Bize kötülük yaptınız, başınıza bu geldi, oh olsun" takazası değildi; "Kötülük yapıyoruz, başımıza bunlar geliyor" demekte ne gibi bir hata var?

Cumhuriyet ve demokrasi gibi kavramların içini doldurma gereğinden söz etmenin de, hatta rejim üzerinde tartışma açmanın da bir sakıncası olmamalı. İnsan aklına sınır koymaya çalışan her yaklaşım, zihinsel faaliyeti sınırlayan her bakış açısı bizi gelişmekten biraz daha alıkoyar çünkü...

2003 yılının son yazısı böyle bir konuda olmamalıydı; umarım 2004'ü daha başımız önde bitiririz.


31 Aralık 2003
Çarşamba
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED