AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Değişimin gerilim hatları

Değişimin temposunun hızlandığı bütün dönemlerde Türkiye'de, 'devlet-siyasal iktidar' arasındaki gerilim hattı da hep fazla yüklenir ve zaman zaman da trafolar patlayabilir. Anlaşılan Avrupa Birliği'nden tarih alma süreci yaklaştıkça Türkiye'deki "derin hat"ta direniş de yükselecek.

Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu tesbit ederken mutlaka bir "kriz" beklentisi içinde olmak gerekmiyor elbette. Ama biliyoruz ki, özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde yıllardan beri yaşadığı belli kronik sorunları var. Mesela, şu anda hem "devlet iktidarı"nın, hem de sivil siyasal iktidarın üzerine odaklandığı "Kıbrıs sorunu", Kürt ve laiklik sorunu gibi...

Şimdi Ankara'da Kıbrıs üzerinden farklı hesaplar yapılıyor, farklı denklemler kuruluyor. En önemlisi de, "Uyum Yasaları"yla devlet içinde bir bakıma mevzi kaybına uğrayan devlet merkezli güçlerin, toplumun en kırılgan olduğu Kıbrıs üzerinden yeniden iktidar hamlesine girişmeleridir.

Siyasal iktidar, özellikle Kıbrıs konusunda kelimenin tam anlamıyla "mayınlı arazide" diplomasi yürütmek zorunda. AK Parti iktidarı, şu ana kadar hep çantasında "Annan Planı"nı hazır tutmasına rağmen, devlet içindeki dengeleri de zedelemeden bir politika yürütmeye çalıştı. Ancak, "denge politikası" genellikle tercih edilen bir yöntem olmakla birlikte, her zaman doğru sonuçlar ortaya koymayabilir.

Mesela, askerlerin ve "devlet iktidarı"nın Kıbrıs tezleriyle siyasal iktidarın Kıbrıs vizyonu aynı noktada buluşmazsa ne olacak? Galiba Kıbrıs konusunun en can alıcı noktası burası. Böyle bir durumda, eğer AK Parti iktidarının Kıbrıs tezleri bertaraf edilirse, Kıbrıs sorunu ebediyyen bir çözümsüzlüğe mahkum olabilir ve bundan da en çok Türkiye'nin "AB rotası" zarar görür.

Doğrusu, şu anda "devlet iktidarı" içindeki kimi kurumların sessizliği beni ürkütüyor. Çünkü gerek Kıbrıs konusunda, gerekse AB'ye uyum çerçevesindeki bazı hassas konularda siyasal iktidara karşı derinden yürüyen bir kuşatmanın olduğunu okumak mümkün.

Mesela geçtiğimiz günlerde Radikal gazetesinde yayınlanan bir haber, AB süreci hızlandıkça belli direnç noktalarının da ortaya çıkmaya başladığını gösteriyor. Habere göre, Diyarbakır İl Jandarma Alay Komutanlığı, uyum yasalarıyla birlikte Kürtçe isim alabilmek için mahkemelere gidenlerin listesini istedi

22 Aralık tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na bir yazı gönderen İl Jandarma Komutanlığı, Kürtçe ismin yanında, anadilde eğitim isteyen ve Kürtçe kurs açabilmek için mahkemeye başvuranların da listesini istedi. Savcılık da bu talebi yerine getirdi.

Bilindiği gibi, AB'ye uyum yasalarıyla önemli demokratik açılımlar sağlandı. Özellikle de MGK'da yapılan değişikliklerle, sivil siyaset üzerindeki "vesayet" görüntüsü büyük ölçüde giderildi. Ancak Diyarbakır olayında da görüldüğü gibi, "iç güvenlik hizmetlerini tamamıyla kontrol altına alabilmek için" jandarmaya gereğinden fazla fonksiyon yüklemesi, sanki jandarma üzerinden yeni bir "vesayet" arayışına işaret ediyor ki, doğrusu bu son derece tehlikeli.

Galiba, Avrupa Birliği'nin uygulamalar konusundaki endişeleri de bu tür direnç noktalarından kaynaklanıyor.


31 Aralık 2003
Çarşamba
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED