AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Gazeteler arası gezinti

"Bu pankartı hatırladınız mı" başlıklı yazısıyla Ertuğrul Özkök, İran depremiyle ilgili düşüncelerini aktarırken, 17 Ağustos 1999'daki Gölcük depremi sonrasında açılan "7.4 yetmedi mi?" pankartı ile meydanlara çıkmanın yanlışlığına vurgu yapıyor. Hayat ile matematik ilişkisinin çok yoğun olduğunu kabul edersek, her ikisinde de açılan parantezlerin mutlaka kapatılması gerektiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu itibarla, şu günlerde İran'da birinin çıkıp şöyle bir pankartla dolaşması beklenebilir:

"6.3 yetti mi?"

*

Star'da Engin Ardıç, hangi dogmalara nasıl yaklaşılması gerektiğini anlatan yazısına bir alıntıyla giriyor ve baştaki o alıntıyı niçin tırnak içine alamadığından bahsediyor.

"Tırnak açıp kapatmam gerekirdi ama teknik açıdan bunu yapamıyorum, yazının ilk harfinin "gömme" olması gerektiğinden, böyle başlanamıyor..."

Yazarımız her ne kadar öyle söylese de, şu okuduğunuz yazı da gazetedeki basılı nüshasında "tırnak" içinde bulunan bir cümle ile başlıyor ve gömme ihmal edilmemiş gördüğünüz gibi (internette yok).

Demek ki farklı programlar kullanıyoruz.

Tırnak ve gömme konusu bir yana, Engin Ardıç'ın şu satırlarına katılmamak mümkün değil.

"Gene hangi budala vakt-i zamanında bilgisayar yazı programlarından 'şapkayı' kaldırdıysa, biliyorsunuz, bazı kelimeleri 'şapkasız' yazıyoruz: 'Kağıt' örneğin.

Gökten yağan beyaz şey de öyle yazılıyor onların sayesinde, kazanç anlamına gelen kelime de: Kar..."

Biz kar ve kâr ayrımı yapabiliyorsak, kâğıt yazabiliyorsak, yine farklı program kullanmaktan kaynaklanıyordur ya da biraz fazla zahmete katlanmaktan.

Ama şu şapkaların kaldırılma işi, başlı başına bir yazı değil, dava konusudur. Ve işte günün sorusu: "Dava" deyince kaç şapka vardır, birinde mi, ikisinde mi?

*

Vaktiniz varsa bir de Milliyet'e bakalım. Melih Aşık, Şekspir'den bir söz almış köşesine:

"Güle başka bir ad da verseniz gül yine hoş kokar."

Dosdoğru.

Ya Erdoğan'a başka bir ad verirsek? Kastedilen şahıs değil çiçektir diyorsanız, fesleğeni düşünelim!

HAYATTA NE VAR NE YOK?

Hayatta bir kez gittiğinde asla geri dönmeyen üç şey:
Zaman, kelimeler ve fırsat.
Hayatta hiçbir zaman kaybedilmemesi gereken üç şey:
Barış, umut ve dürüstlük.
Hayatta en değerli üç şey:
Sevgi, kendine güven ve arkadaşlar.
Hayatta hiç emin olunamayacak üç şey:

Düşler, başarı ve zenginlik. Hayatta insanı geliştiren üç şey: Çok çalışma, samimiyet ve başarı.

Hayatta insanı mahveden üç şey: Cesaretsizlik, gurur ve öfke.

(Dr. Bülent İ. Goncaloğlu'na teşekkür ederken, bir yerinde "sağlık" da olmalıydı düşüncesine kapılıyoruz.)

ÇEKİRGE'NİN AKLI KARIŞIR

- Sapık olmayan biri için "sapık" diyen birisi, sapık sayılabilir mi hocam?

- Sanmıyorum Çekirge. Sayılır dersem ve şayet sayılmıyorsa, o zaman kendimi aynı konuma düşürmüş olurum.

- Sayılmaz derseniz...

- Sayılmaz dersek, iftira sahibini aklamış oluruz ki o da makul değil.

TURİZM GELİRİ

Bu yıl ülkemize 14 milyon turist gelmiş.
Toplam turizm geliri ise 8 milyar dolar.
Kişi başına yaklaşık 571 dolar bırakmışlar.
Buradan şu sonucu çıkarabiliriz:

Demek ki ülkemize gelen turistlerin çoğu beş para harcamadan dolaşıp gidiyor.

GELİNİN İLAÇLARI

Gelin hanım hasta. Doktora gitmiş, bir torba dolusu ilaçla dönmüş.

Doktorun tavsiyesine uyarak ilaçlarını almaya çalışıyor. Ancak gelin hanımın hiç farkında olmadığı bir husus var.

Kayınvalidesi durumdan şikayetçi.

Komşusuna dert yanıyor:

- Şurupları içiyor, hapları yutuyor... Bir tane de sen ister misin demiyor! İnsan, al şunu da sen yut demez mi ayol? Canım kalıyor!..


31 Aralık 2003
Çarşamba
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED