AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Herkesi duygulandırmış!
Ama ben güldüm...

Bir internet sitesi, Ali Kırca'nın yazdığı Recep Yazıcıoğlu güzellemesini, "Ali Kırca duygulandırdı" başlığıyla duyurmuş.

Güzel bir yazı.

Aynı zamanda duygulandırıcı:

"Bütün yaşamı müthiş bir paradoksun izdüşümünde gelip geçti... Bütün yaşamı boyunca, kendi söyledikleriyle bu denli çelişen az adam görülmüştü... Hep demişti ki; 'Sistemi değiştirmeden hiçbir şeyi başaramazsınız!' Ve hep göstermişti ki; 'Sistemi değiştirmeden de birçok şeyi başarabilirsiniz!' Tam sırasıydı işte o hüzünlü şarkının, 'Bu ne yaman çelişki anne!' İşte o yaman çelişkinin kilidini çözerek başarıyla hayata geçiren adam şimdi yok artık... Peki... Tam tamına üç buçuk yıl var mıydı ki? Ya da bugünlerde başarılarını göklere çıkaran kimileri için var mıydı? Varsa neden 'yok'tu yerinde peki? Neden tam tamına üç buçuk yıl, çemberin ışıkları içinde dolaşmasına izin verilmeyip; merkezin 'karanlık nokta'sı içine hapsedilmişti?"

Duygulu bir yazı, değil mi?

Ama ben güldüm.

Neden mi?

Recep Yazıcıoğlu'yla, hep, 28 Şubat sürecinin "yıkıcı" günlerinde karşılaştık. Ona dair, görüşmelerimize dair hissettiklerimi yazamadım. Bundan sonra yazabilir miyim, bilmiyorum.

Bir kere, öfkeli bir adamdı.

Kafayı, haklı olarak "sistem"e, sistemden türeyen sorunlara takmıştı.

"Bu sistem değişmeden hiçbir mesele hallolmaz" diyordu.

Dindar ve muhafazakardı.

Hadi daha açık söyleyelim: Gericiydi.

Ama duruşu, dünya görüşü, düşünceleri, geleneksel "ilerici-gerici" sınıflandırmasını tersyüz ediyordu.

Statükoya karşıydı.

Daha halkçı (yani "meşruiyetçi") bir çizgiyi savunuyordu. Çünkü statükoya rengini veren düşünce halkı "biat eden", "pasif", "yönetilen" bir varlık olarak görmek istiyordu. Normları ve dogmaları aşamamış, önyargılardan arınmayı başaramamıştı. Dolayısıyla sorunları çözme açısından "yetersiz"di...

Bir de kitap yazmıştı: "Bu Sistem Değişmeli."

Kendisi yok artık.

Ama sistem dimdik ayakta.

Hayatın ironisi mi?

Ali Kırca refikimiz "hayatın çelişkisi" diyor ve o yaman çelişkinin kilidini çözen adamın artık yaşamadığını bildiriyor.

Bildirmiyor da, sanki müjdeliyor.

Hayır, Yazıcıoğlu'nu üç buçuk yıl kızakta tutan "irade"yi elbette sorgulamıyor, böyle bir derdi yok, "mevcut sistem" içinde başarılı olabileceğini kanıtlamış, hatta başarılı olmuş bir adamın gereksiz yere sistemle (statükoyla) zıtlaşmış olmasından duyduğu üzüntüyü dile getiriyor.

Çünkü Ali, üç buçuk yıllık cezanın hangi zaruretten kaynaklandığını, hangi "odaklarca" yürürlüğe konduğunu çok iyi biliyor...

Hadi adlı adınca söyleyelim:

Recep Yazıcıoğlu bir mağdurdu. Malum sürecin gadrine uğramış, bir süre "merkezde tutulması" uygun görülmüştü. Ali Kırca ise, "altına ben de imza atarım" diyecek ölçüde süreç muhibbi...

Türkiye'nin yakın tarihini yazacaklar, yaşadığımız son beş yıllık cinneti (ve tabii Yazıcıoğlu'nu merkezin karanlık noktalarına hapseden siyasi süreci) değerlendirirken, Ali Kırca'nın üstlendiği rolü unutmayacaklar; çünkü Ali Kırca'nın Siyaset Meydanı, siyaseti iştigal edinmiş insanların içini döküp rahatladığı bir "agora" değil, adeta bir araç, bir manipülasyon odağı, bir dezenformasyon merkeziydi...


8 Eylül 2003
Pazartesi
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED