|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Örgütlenmesini tamamlamadığı halde tamamlamış göstererek seçimlere giren DEHAP'ın oylarını yok saymak..." Türkiye bunu tartışıyor. 11 Eylül'de Yargıtay karar verecek. Yerel mahkeme, DEHAP'ın bu suçu işlediğine karar verdi. Yargıtay da bu kararı onaylarsa, yeni bir durum ortaya çıkıyor: DEHAP'ın oyları iptal edilecek, böyle bir durumda seçimlerde kullanılan oyların miktarı değişmiş oluyor, bu defa partilere verilen oy oranları değişiyor ve sonunda da 3 Kasım'da barajı aşamamış partiler barajı aşar hale geliyor. Tartışılan konu şu: Bu sonuç üzerine Yüksek Seçim Kurulu nasıl karar vermeli? Barajı aşan partiler Meclis'e girmeli mi? Şu an Meclis'te bulunan partilerden milletvekili düşmeli mi? Yoksa yeni bir seçime mi gidilmeli? Tabii, her durum yeni tartışmaları getiriyor, çünkü her durum için ele alınması gerekli bir dünya sorun var. Ben, bu tartışmalarda ihmal edilen bir hususu ele almak istiyorum. DEHAP'ın oylarını, ya da DEHAP'a oy veren insanların hukukunu... DEHAP, HADEP'in seçimlere sokulmayacağı görülünce alelacele onun yerine ikame edilen bir partiydi. Ve tartışmalı durumuna rağmen YSK'nın seçimlere katılmasında mahzur görmediği bir parti olarak seçimlere girdi. Seçimlerde 1 milyon 960 bin 660 oy aldı. 13 ilde birinci parti oldu. Bu çizgi özellikli bir çizgi. Ankara'yı sancılandıran bir çizgi. Ankara (?) bu siyasi çizginin Meclis'e bölgesel yoğunluk görüntüsü verecek biçimde yansımasından rahatsız. Seçim barajlarının bu oy kümelenmesinin önünü kesme amacı taşıdığı kanaati yaygın. Ve DEP, HEP, HADEP, DEHAP gibi oluşumların hukuk alanında karşılaştığı, kapanmaya, seçime sokulmamaya, milletvekilleri Meclis'ten alınıp hapse götürülmeye kadar uzanan engellerin gene bu oy kümelenmesini önlemeye yönelik olduğu düşünülüyor. Bu düşünceyi en azından Doğu-Güneydoğu'da çok geniş bir halk kesiminin paylaştığı farzedilebilir. Böyle bakınca, hukuk, hukuk alanından çıkıp siyasal muhteva kazanıyor. Diğer formüller de, özgürce belirlenmesi gereken halk iradesine yönelik kısıtlamalara dönüşüyor. Bunun sonucu, bugüne kadar halkımızın bir kesiminde oluşan siyasal iradenin başka yönlere akmasını sağlamadı. Aksine, siyasal bilincin daha da derinleşmesine, kemikleşmesine yol açtı. Şimdi DEHAP oylarının iptaline bağlı olarak bazı partiler Meclis'e girme hesabı yapıyor. En azından yeni bir genel seçim öngörülüyor. Bu görüntüyü acaba DEHAP'a oy veren 1 milyon 960 bin 660 kişi nasıl karşılayacak? Onlar da "ortada bir evrak sahtekarlığı var, onun için parti cezalandırıldı" diye mi bakacak, yoksa "Ankara bizim oylarımızı gene yok saydı" kanaatine mi varacak? Malum ki, HADEP'liler, Yargıtay'dan yerel mahkeme kararına onay çıkar ve oyların iptali kesinleşirse, davayı Avrupa İnsan Hakları Makemesi'ne götürecekler. Ve büyük ihtimal ki, HADEP'lilerin yeniden yargılanmasına karar veren AİHM, DEHAP'a yönelik uygulamayı da gözlem altına alacak... Belki de buradan, uygulamanın haklı olmadığına dair bir karar çıkacak... Nasıl anlaşılır böyle bir gelişme DEHAP'a oy veren kesimlerde? Acaba, "Ankara oy hakkımızı kısıtlıyor, Avrupa haklarımızı koruyor" gibi bir kanaat uyandırmaz mı? Böyle bir kanaat uyanacağı kesin. Ve bunun, Ankara'nın hiç arzu etmediği bilinç uyanışını besleyeceği de kesin. Bugüne kadar işte o 13 vilayette taa çocuklara, taa başı yaşmaklı kadınlara varıncaya kadar renklerin odaklaşması da, Ankara'nın beslediği bu bilinçle alakalı bir şey. "Yol kesme" görüntüsü veren her eylem, sadece karşıt duyguların oluşmasına ve beslenmesine hizmet ediyor. Oysa siyaseti normal kanallarına oturtmak gerekiyor. Halkın oyuna saygılı olmak ve bunun mümkün olduğunca geniş bir ölçekte (hiç şüphesiz ülke barajını düşürerek) Meclis'e yansımasını sağlamak... Herkesin halka hizmet içinde sınanmasına imkan vermek... HADEP, DEHAP her neyse, kimden oy aldıysa, ona hizmet sınavı vermesine imkan hazırlanmalı... HADEP'li belediyelerin verdiği veya veremediği sınav bir örnek mesela... Bir dönem, iki dönem iktidara getirdiği partiden belediye hizmeti almayı veya alamamayı değerlendirmeli halk. Başka partilerin hizmet sunumuna bakmalı... Kararını ona göre vermeli... Halktan şüphelenmeye, hele korkmaya hiç gerek yok. Çünkü halka bakışın sergilediği şüphe ve korku, halkta ona uygun yansımalar oluşturuyor. Ankara içindeki kuşkuyu halka yansıtıyor. Ve bu hatayı hep işlediği için sorun gittikçe çözülmek yerine derinleşiyor. Hele ortada Kuzey Irak gibi bağlantılı bir sorun mevcutken... Yani burada olanlar oraya, orada olanlar buraya işaret fişeği niteliği kazanmışken... DEHAP'ın mirasını paylaşma duygusu sorunun içindeki unsurlar dikkate alındığında çok sorumsuz gözüküyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |